Hangi Arap ülkesi KKTC’yi tanıyacak?

Kürşad ZORLU

Türkiye’nin son dönemde sürdürdüğü dış politika anlayışı tartışmaya açık bir duruş sergiliyor. Arapların tarih boyunca Türkiye’yi “sırtından vurduğunu” yahut “güvenmemek gerektiğini” vurgulayan görüşler olduğu gibi, Türkiye’nin “yeni Osmanlı” söylemleri eşliğinde süper bir güce dönüşmekte olduğunu ifade edenler de bulunuyor. Öncelikle Arap ülkelerinin kafa karıştırıcı bir dostluk sicillerinin olduğu görülüyor. Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerle hareket etmeleri,1950-1974 Kıbrıs olaylarında bize destek olmamaları, PKK’ya arka çıkmaları ve uluslararası toplum nezdinde ayrıksı hareket etme tarzları... Çok değil daha geçen yıl Başbakan Erdoğan’ın Davos’taki tarihi çıkışı sırasında birçok Arap liderinin şaşkınlık içerisinde olayı izleyerek tepki vermeyişini hatırlayalım. Bu ve benzerlerini bir araya getirdiğimizde Arap liderlerin karnesinin hayli zayıf olduğunu söyleyebiliriz. Peki o zaman Türkiye’nin aldığı risk ve kazandığı yeni düşmanların hangi gerekçeyle açıklanması mümkündür?
Doğrusu... Başbakan Erdoğan’ın BM’deki konuşmasını dinlerken içimden şu soru geçiyordu: Acaba Araplar bizim bu iyiniyet ve özverimize nasıl bir karşılık verecekler, bizleri yine hayal kırıklığına uğratacaklar mı? Çünkü Başbakan “Filistin’in tanınmasını istiyor, Arap halkının sesini duyuruyor ve Libya’nın petrolü Libyalılarındır” diyordu. BM toplantısında bütün Türk heyetinin bu istek ve gerekçeleri seslendirerek adeta toplantıya damga vurmalarını da eklersek sanırım bugüne kadar kimse Arap kardeşlerimize böylesine sahip çıkmıyordu.
İyi de dış politikada ebedi dostluklar mı -yukarıda bu dostluğun izlerinden bahsettik- yoksa ebedi menfaatler mi vardır?  İşte asıl mesele burada düğümleniyor. Biz bunları sadece ilke ve sorumluluklarımız gereği mi yapıyoruz?
Elbette böyle olmamalı. Ülkemizde sivil halkın üzerine ateş açılıyor, bomba atılıyor. Başkentin göbeğinde insanların can güvenliğine kast ediliyor. Toplumda sessiz ve derinden büyüyen bir huzursuzluk var. Bu kaotik süreçte Araplardan önce kendi sorunlarımızı çözmemiz gerekmiyor mu?
Kanaatimizce (umarım böyledir) Türkiye bu büyük ve tehlikeli oyunda PKK sorununu çözebilmek için Arap Baharında etkin rol almaya çalışıyor. Burada edinilecek güç ve alınan sözlerin PKK ile mücadelede kullanılabileceğini unutmamak gerekiyor. Tabii kullanmasını bilirseniz... Ancak gelinen durumda mesele iki değişkenli olmaktan çıkıyor. İşin içerisinde İsrail, Kıbrıs Rum Kesimi ve hatta Ermenistan da var. Bugünlerde ortak bir hedef için uğraşıyorlar. Rumların adanın tek sahibi olduklarını kanıtlama çabası, Ermenilerin Karabağ sorununda ön alma düşüncesi ve İsrail’in çizilen imajını kurtarmak için Türkiye’ye ağır bir bedel ödetebilme gayesi. Türkiye hiç olmadığı ölçüde karmaşık ve hassas bir dış politika sarmalının içinde bulunuyor.
Türkiye’de toplumun farklı kesimlerini endişeye sevk eden bu sürecin Türkiye’nin lehine çevrilebilmesi için Arap ülkelerinin ya da bazılarının KKTC’yi tanımalarına ne dersiniz? Bunu yapabilirlerse hafızalardaki Arap imajı tersine dönecek ve Türkiye’nin Akdeniz’deki mücadelesinde eli hayli kuvvetlenecektir. Gerçekten Araplar bunu yapabilir mi? Eğer bugün Türkiye’nin onları savunduğu kadar kendi liderlerinin asla savunmadığını hatırlarlarsa aklıselim galip gelecektir. Ama dedim ya hatırlarlarsa...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş