Hangi ülkelerde Başbakanlar alış veriş merkezi açar? (Tekel işçilerine)

A+A-
Afet ILGAZ

Önce başlıktaki sorunun cevabını verelim. Sonunda söyleyeceğimizi baştan söyleyelim. Üretimi bitmiş ülkelerde Başbakanlar alış veriş merkezi, kavşak, köprü, üst geçit açar.
Oysa Başbakanlar şimdiye kadar fabrika açarlar, baraj açarlar diye bilirdik. Türkiye bu hale nasıl geldi? Özetlersek, düşük kur, yüksek faizli yıllara gitmek lazım. İçeriye bol yabancı ürünün girdiği, yerli üreticinin rekabetinin zayıflatıldığı yıllara. AB ve ABD ülkelerindeki durdurulamayan üretim bolluğu bizim gibi ülkelere bunları satmakla çarkı döndürüyordu. Artık yerli mala ihtiyacı kalmamış mıydı? Hemen hemen öyleydi. Yerli üretime de ihtiyaç yoktu. Nasıl olsa  “üretici”  denilen kesim yüksek faizli kredilerle de bu işin altından kalkamıyordu, o halde üretimin çanına ot tıkamalıydı. Yani “zarar edi-yor”  propagandasıyla fabrikaları kapatmalı, bunlara ürün yetiştirme derdi kalmadığından, tarımı da daraltmalıydı.
İşte öyle yaptılar.

Özelleştirmeler
Seksen senenin birikimi KİT’leri, babalarının malı gibi sattılar. Onlar “babalar gibi satarım” diyorlardı ama öyle değil, babalarının malı gibi, miras yediler gibi sattılar. Övünülecek bir şey değildi yani. Övünülecek bir şey gibi göstermek istediler.
Oysa bir facianın temelleri atılıyordu. İşte bu gün TEKEL işçilerinin o kadar haklı bir şekilde istedikleri, verilmeyen özlük hakları, bu facianın bir parçasıdır. Bakan Yazıcı açıklamışken kamuya bunları da açıklasaydı! Bir sürü rakam, kanun maddesi arasında, gene suyun üstüne çıkan zeytin yağı oldular. Gene de konuşmasının başında, Bakan Yazıcı tek kelimeyle  “özelleştirilen yerler”  dedi ama şu özelleştirme mekanizmasına dair hiçbir şey açıklamadı. Zaten bunun açıklanacağı yer de orası değildi. Belki de orasıydı. Bunları açıklar sonra da:
“Özür dileriz arkadaşlar, bu işin aslı şudur. Biz yanıldık. Siz haklıydınız” diyebilirlerdi.

İşçiler Pazartesi gününe nasıl hazırlandılar
Bayrama, düğüne gider gibi. Hamaset değil bu, sahiden öyleydi. Tıraş oldular, kadınlar saçlarını düzelttirdi. Evlerine duydukları hasretten bahsettiler. Çocuklar da öyle. Annelerini, babalarını, odalarını, okullarını, şehirlerini özlemişlerdi. Yataklarını özlemişlerdi. Bu ailelere Başbakan anlamlı tebessümle bakarak:
“En az üç çocuk yapın” diyor.
Başbakan ne yaptı Pazar akşamı. Yarenlerini topladı etrafına. O süslü mekana. Birçok şeyden şikayet etti, birçok kimseyi itham etti. Sorulan bir soruya da:
“Beni iktidara TEKEL işçileri getirmedi, milletim getirdi” diye büyük bir laf etti.

Geriye kimler kaldı?..
Gelelim şimdi millete: TEKEL işçilerine en son katılanlar atanamayan öğretmenler oldu.
Aynı dakikalarda TEKEL işçilerine bakkal amcalar da katıldı. Bakkal amcalardan veresiye alan dar gelirliler de katıldı. Hatta, yeni Hal Yasasıyla bağırtılmıyacak olan pazarcılar da... Bağırmadan pazarın tadı mı çıkarmış?
Küçük esnaf, büyük tüccar... İntihar eden iş adamları kimlerdi? TMSF’nin el koyduğu malların, mülklerin sahipleri dahi, kime oy verecekler dersiniz?
Sağlık sektörü, eczacısıyla hastanesiyle, marketler zincirine dönüştürüldü. Şifahane değil, sağlık kuruluşu, ticarethane, market eczanesi adını aldılar, alacaklar. Sizi iktidar yapan milletten geriye ne kaldı?

* * *

Bumerang gibi
Evet Bumerang gibi “sistem kendini vuruyor” Özkök Paşa da:
“O seminer planının emrini ben vermiştim” demesin mi... Tek dünya devleti olmak adına başımıza getirilenler... İşte hepsi bumerang gibi, ya geri tepiyor ya çaptan düşüyor. Batılıların “yeniden yıkmak” için özendirdikleri Osmanlı devleti “adil” olabildiği için altı yüz yıl dayandı. Bu yaptığınız işlerin neresinde adalet var?
Sistem, kendisine bağımlı iktidarlarla birlikte, kendini vuruyor, çöküyor.

* * *

ÇAĞRI: 4 Şubat Perşembe günü (yarın) 12:30 da “TEKEL İşçileriyle Dayanışma Grubu” Saraçhane’de toplanacak.
Siz de katılarak bu haklı dayanışmaya omuz verin.

Yazarın Diğer Yazıları