Hangi yandaş: Gül mü Erdoğan mı?

A+A-
Ahmet GÜRSOY

Seçin bakalım. Hangisi? Gül mü Erdoğan mı? Şimdi “ne alaka” diyeceksiniz; ama biliyoruz ve önümüze sürülen haberlerden anlıyoruz ki, topluma sunulan yeni seçenek bu.
Komplo teorisi değil. Göstere göstere vizyona sokulan açık bir siyasal proje. Perşembe günkü Milliyet’in haberiyle önümüze serildi. Basit bir toplum mühendisliği. Yutmamızı istiyorlar. En başından söyleyeyim; benim cevabım her ikisi de değil. Ne Gül, ne de Erdoğan...
Çok değil birkaç hafta önce ne demiştik bu köşede; “İslam Teali, İngiliz Muhipleri derneklerinin o günkü zihniyeti, bugün, yaşıyor. Türklüğe, milliyetçiliğe, vatansever düşüncelere o günkü ataları gibi kızıp sövüyor.”
Şaşıracaksınız ama doğrulandı. Kesin olarak tescillendi.
Milliyet gazetesi, geçtiğimiz Perşembe günü şöyle bir manşet attı: “İşte 10 Yıllık Sır.”
Neymiş o sır?
Körfez Savaşı sırasında ABD ile gizli bir anlaşma yapılmış. Dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile 2 Nisan 2003 tarihinde 2 sayfa 9 maddelik bir anlaşma imzalamış. Ayrıca bu anlaşmanın 19 sayfalık bir de protokolü varmış.
Buraya kadar anlaşılmayacak bir şey yok. Ancak bundan sonrası önemli. Çünkü Milliyet’in Perşembe günü “İşte 10 Yıllık Sır” dediği, anlaşmanın esas metni değil, daha çok Başbakan Tayyip Erdoğan’ı zan altında bırakacak ikinci kısmıymış.
Bir başka gerçek de şu: “Sır” denilerek açıklananların pek çoğu bizim için sır değil. Çünkü bu ve benzeri pek çok anlaşmayı gazetemizin yazarı Arslan Bulut ve haber merkezimiz defalarca yazdı.
Peki, belgelerin tamamı yerine bir kısmını sanki yeni bir olay yakalamış gibi yayınlayanlar, Gül’e karşı korumacı, Erdoğan’a karşı zan altında bırakıcı bir haberle neye inanmamızı istiyor? Yazının başındaki soruyu cevaplamamızı. Gül mü; Erdoğan mı seçeneklerinden birini tercih etmemizi.
Niçin?
Çünkü Erdoğan’ı bitirip yerine daha ılımlı, ortalığı kırıp dökse bile hiçbir şey olmamış gibi davranacak birini getirip, Türkiye’yi aynı anlaşmalar doğrultusunda kaldığı yerden yönetmeyi düşünüyorlar da onun için.
Dün Yeniçağ’ın da yazdığı gibi, Milliyet’in bu haberinde Erdoğan’ın ABD ile ikili işbirliği içinde Türkiye’ye zarar verdiği belirtiliyor. Ancak şurası unutulmamalı ki Milliyet’in yazmadığı anlaşma metninde, asıl vebalin, dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile mevkidaşı Powell arasında olduğu belirtiliyor. Elbette böyle bir gerekçe Erdoğan’ın anlaşmanın uzağında ve habersiz olduğunu göstermez. Tam tersine, Erdoğan Başbakan’dır ve gelişmelerden haberdardır. O anlaşma metinleri belgeleriyle ortaya konulduğunda açık ve net olarak görülecektir ki halen içinde bulunduğumuz dış politika batağı dahil, aleyhimize daha pek çok gelişmenin temelinde o anlaşma metni ile bağlı protokoller var.
PKK’nın siyasallaşması, özerk bölgeler için geniş yetkili belediyelerin kurulması, bir zamanlar Milli Güvenlik Kurulu tarafından “Kırmızı Çizgilerimiz” olarak kabul ettiğimiz ve “savaş sebebi saydığımız” Kuzey Irak’ta Kürt devletçiğinin kurulması gibi daha pek çok hezimetin dayanağı işte bu anlaşmalar. Türkiye’yi yönetenler, imzaladıkları 9 maddelik 2 Nisan 2003 anlaşmasıyla, dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün 24 Mayıs 2003’te Vatan gazetesine verdiği röportajda açıkladığı gibi “Orta Doğu’daki tüm rejimleri” değiştirmeyi hedeflememişlerdi. ABD, bunlara Türkiye’deki rejimi de değiştirme fırsatı vermekteydi. Tarihin bir cilvesi olsa gerek Suriye’de başarılı olamayan Amerika ile Türkiye de uluslararası politikada kaybetti. Kimilerine göre bu Obama’nın sonu. Kimilerine göre de Amerikan yüzyılının sonu. Dolayısı ile böyle bir gelişme BOP eşbaşkanlığının da sonu demektir. Haliyle Erdoğan’ı etkileyecek. Yeni durum, yeni gelişme ve yeni yapılanma birbirini izleyecekse “İşte 10 Yıllık Sır” haberi, kapıyı araladı bile.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları