Has bahçede işret...

Ahmet SEVGİ

Takrîben iki yıl önceydi. Bir gazetede şöyle bir yazı okumuştum: “Prof. Dr. Halil İnalcık, Divan edebiyatıyla ilgili yeni bir kitap kaleme aldı. Şu anda İş Bankası Yayınları’nda mizanpajı yapılan kitap, Divan edebiyatının en çetrefilli konusu olan ‘işret âlemleri’ni anlatıyor.” (Zaman, 10 Ocak 2009)
Haber dikkatimi çekmişti. Çünkü Prof. Dr. Halil İnalcık’ın bu konudaki (işret meclisi) sübjektif görüşlerini biliyordum. Nitekim o, “Şair ve Patron kitabınızda işret meclislerinden söz ediyorsunuz. İşret meclislerinde şarap mı içiliyor hocam?” sorusuna şöyle cevap veriyordu:   
“Şarap içiyorlar. Eski İran’dan beri işret meclisleri var. Sultanların iki büyük işi vardır; bezm ü rezm, savaş ve saraya dönünce işret meclisi yapmak. Hayatları bununla geçer. Savaşa gidip at sırtında büyük zahmetlere katlanıyor; tehlikeler içinde, bir ok gelip kendisini öldürebilir. Sonra saraya dönüp acısını çıkarır, sarayın bahçelerinde günlerce işret meclisleri yapar; üç gün, bir hafta sürer bazen. Eğer hava soğuksa bahçe içinde kasırlarda düzenlenir işret meclisi; kasırlar onun için yapılmıştır. Şairler, hânendeler, gûyendeler, çalgıcılar oradadır.” (Tarihçilerin Kutbu “Halil İnalcık Kitabı”, s. 466-467)
Halil İnalcık Hoca bakalım başka neler söyleyecek işret meclisleri ile ilgili diye söz konusu eseri 2009 yılı boyunca araştırmış, piyasaya böyle bir kitap çıkmayınca da meseleyi unutup gitmiştim. Geçenlerde bir kitapçıda tesadüfen karşıma çıkan eser “Has-bağçede ’ayş u tarab” adını taşıyor ve Ocak 2011’de İş Bankası Yayınları arasında çıkmış.
Kitabın “İçindekiler” kısmına şöyle bir göz gezdirdim. Eser bana hiç de yabancı gelmedi. Biraz daha dikkatli bakınca gördüm ki söz konusu kitap Halil İnalcık’ın daha önce yayımlanan  “Şair ve Patron” (Doğu Batı Yayınları, Ankara 2003) kitabıyla, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca neşredilen “Türk Edebiyatı Tarihi” ndeki  “Klasik Edebiyat Menşei: İranî gelenek, saray işret meclisleri ve musahip şairler” (c. 1, s. 221-282) adlı makalenin gözden geçirilerek birtakım minyatürler ilavesiyle yapılmış yeni baskısından ibaret... Yani ortada pek yeni bir şey yok...
“Şair ve Patron” daha önce sahanın uzmanları tarafından tartışılmış ve Halil İnalcık’ın “Divan edebiyatı şairlerinin para karşılığı şiir yazdıkları” yönündeki iddiasının “yanlış bir genelleme” olduğu ifade edilmişti. Konuyu tekrar ele alma niyetinde değiliz. Ancak, şu kadarını söyleyelim ki Prof. Dr. Halil İnalcık’ın “para karşılığı şiir yazıyorlardı” diye küçümsediği o şairler Türk şiirini, Sultan Veled’in takır tukur manzumelerinden, Fransız yazara:
“Ooo, bu mısraları söyleyen milletin büyük bir şiiri olmak tabiidir. Medeniyet nâmına bir başka eseriniz olmasaydı, yalnız bu mısralar, ne büyük ve ne ince bir millet olduğunuzu ispata kâfiydi” dedirten:
“Ettik o kadar ref-i taayyün ki Neşâtî//Âyîne-i pür-tâb-ı mücellâda nihânız” beytindeki âhenk ve mânâ derinliğine ulaştırmışlardır.
İşret meclislerine gelince... Şayet Halil İnalcık’ın dediği gibi padişahların işi sadece savaşmak ve işret meclislerinde içip eğlenmek (bezm ü rezm) idiyse “Türk cihan hâkimiyeti mefkûresi”, “Îlâ-yı kelimetu’llâh dâvâsı” ve “Kızıl elma efsânesi” nasıl vücut buldu? Daha da önemlisi, padişah babanın yeni padişah olacak oğluna “Resûlu’llâh şer’in pîşvâ kıl//Mu’în-i dîn olup nasb-ı livâ kıl” yahut “Bu fânî mülke mağrûr olma zinhâr//Tarîk-i şer’den dûr olma zinhâr” uyarılarını nasıl izah edeceğiz?..
Aslında sözü uzatmaya gerek yok. Şair hükmünü çoktan vermiş: “Muhtâç iken biz ” pîr-i müverrihîn “den nesâyih-i güzîdeye//Okuyunca” Has-bağçede ‘ayş u tarab “ı döndük mâr-gezîdeye.” (Li-müellifihî)

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş