Hata yapmıyorlar

A+A-
Rauf DENKTAŞ

“Rum liderliği denizaltı kaynaklarla ilgili davranışı ile görüşmelere ters düşüyor, büyük hata yapıyor, bundan yararlanmalıyız” görüşünü savunan bir e-posta aldım. Okuyucumun ilgisine ve özellikle “herkes bilsin ki Anadolu gençliği ve halkı yavru vatandan asla vazgeçmeyecektir” sözlerine teşekkür ederim.

Ben, Rum liderliğinin deniz kaynakları ile ilgili ve benzeri çıkışları ile hata yaptıkları görüşünde değilim, tam aksine çok hesaplı davrandıkları kanısındayım. Hristofyas “egemenliğimiz Kuzey’de de vardır fakat işgal nedeniyle bunu kullanamıyoruz” derken de hata yapmıyor, her iki olayda da Kıbrıs’ın mutlak hâkimi oldukları iddiasını tekrarlayarak Türkiye’ye ve bize meydan okuyor. Türkiye, denizde bunları kovalayınca derhal BM’e müracaat da bu hesaplı meydan okumaların bir parçasıdır. Yarın BM’den Türkiye’yi takbih eden bir karar çıkarsa Rum uzlaşmazlığı bir o kadar daha güç kazanmış olacaktır akıllarınca. Takbih kararı çıkarsa görüşmeler derhal kesilmelidir kanımca.

Rum liderliği “Meşru Kıbrıs Hükümeti” unvanını elinde tuttuğu sürece görüşme masasına sırf zaman kazanmak ve bizi bulunduğumuz çizgiden daha da aşağılara çekmek oyununa pervasızca devam edecektir. Olmayacak duaya amin demeğe benzeyen bu sonu gelmez görüşmelerde vakit geçirmenin bize hiçbir yararı olmayacaktır. Kıbrıs meselesinin görüşülmedik yönü kalmamıştır. Rum idaresinin uzlaşmadan ne anladığını bilmeyen de kalmamıştır. Adamlar Milli Konseyleri, Kiliseleri, eğitimleri ve halkı ile Kıbrıs’ın bir Helen adası olduğuna inanmışlar, azınlık olarak gördükleri Kıbrıs Türkleri ile ortaklık kurmak, onlara eşit haklar tanımak, Türkiye’nin yeniden Garantör olmasını istemiyorlar. Bunları içeren 1960 Antlaşmasını bu nedenle bozmak için 45 yıldır uğraşmaktadırlar. ABD ve Garantör İngiltere sayesinde gasp ettikleri “Meşru Kıbrıs Hükümeti” unvanının arkasına saklanarak AB üyesi de olmuşlar; son görüşme süreci devam ederken yine bu unvan arkasına saklanarak Garantör İngiltere ve Rusya ile Kıbrıs’ın meşru egemen sahibi sıfatı ile müşterek açıklamalar imzalamışlardır. Bu durumda Kıbrıs Türkleri ile eşit şartlarda ve 1960’dakinden daha da sağlam bir ortaklık oluşturmaları için tek bir neden görmüyorlar. Görüşmelere devam veya görüşmelerin kesilip kesilmemesi onlar için mesele değil çünkü ne olursa olsun “Meşru Kıbrıs Hükümeti” olarak yola devam edebiliyorlar. Türk tarafı ise bu gerçekleri bildiği halde Talat-Hristofyas görüşmelerinden ümit bekleyenlerle dolu- hem de görüşmelerin başlamış olduğu formüle göre KKTC’nin, egemenliğin, iki halktan biri olduğumuz gerçeğinin ortadan kalkacağını, Garantilerin kâğıt üzerinde kalacağını bildikleri halde!

Rum’un yüz yıllık ideolojisini ve 1955’den bu yana yaşananları bilenler için işin en acısı ABD gibi “dost ve müttefiklerin” ve Garantör İngiltere’nin iki taraf arasındaki dengesizliği daha da körükleyici şekilde “görüşmelere destek” beyanlarında bulunmaları ve AB’nin Türkiye’yi “Kıbrıs Hükümetini tanı, limanlarını aç” diye baskı altına almasıdır. Ne yazık ki bu sözde dostların bu kalleşlikleri, kanunsuzlukları, adaletsizlikleri de “görüşmelerden medet uman aymazlar takımını” uyandırmaya yetmemektedir. Bunlara göre “Kıbrıslılar olarak barışmak ne güzeldir? Niye barışmayalım?”

Bunun yanıtını Rum liderler ve Kilise ile eğitimcileri hiç çekinmeden vermektedirler: Kıbrıs Helenleri davalarından vazgeçmeyeceklerdir. “Kıbrıs Halkı” deyimi Kıbrıs’ın Hıristiyan bireylerinden oluşmaktadır; bunun içinde Türk azınlığı yoktur. Kıbrıs meselesi 1974’de başlamıştır-barbar Türk istilasından kaynaklanmaktadır; Kıbrıs Cumhuriyeti tam bağımsız bir Cumhuriyettir ve AB üyesidir; bunun için azınlığın rızasını almak gerekmezdi. Garantilere gerek yoktur. Egemenlik Kıbrıslıların (yani Rumlarındır) ve işgal kalktığında egemenlikleri Kuzeye de yayılacaktır. Kıbrıs’ı istiyorlar. Vermeyeceğiz diye sesimizi yükseltelim.

Yazarın Diğer Yazıları