Hatalar zinciri

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Rumların 1960 Antlaşmaları’ndan kurtularak Kıbrıs’a sahip çıkma eylemleri doludizgin devam etmektedir. Toplu mezarlar ve soykırım teşebbüsü üzerine bina edilmiş olan bu eylemleri Batı dünyasının görmezlikten gelerek İnsan Hakları ve Demokrasi açısından yüz karası bir inatla eli kanlı Rum liderlerini desteklemesi karşısında halkımızın 45 yıl direnişi tarihe geçecek bir kahramanlık destanıdır. Bu direnişi yok etmek için ABD ile İngiltere’nin, Birleşmiş Milletler’le AB’nin gençliğimizle oynamaları; Kıbrıs meselesinin ortaklık devleti olan Kıbrıs’ı işgal ederek Enosis yolunu açma siyasetinden kaynaklandığını bilmiyorlarmış gibi  “Kıbrıslılık”  dalaveresiyle vakit geçirmeleri; Rum kanadını üye yaparak  “Kıbrıs AB üyesi oldu”  dayatmasına devam etmeleri; Türkiye’ye, suçlu Rum ortağın gasp ettiği unvan altında seyreden Rum idaresini  “meşru Kıbrıs hükümeti”  olarak kabul ettirme yönünde başlattıkları akıl almaz baskı, hatalar zincirinin devam edeceğini göstermektedir.
Ancak en acısı  “Avrupa”  deyince akla  “hak-adalet-demokrasi-insan hakları-eşitlik-tarafsızlık”  gibi ilkelerin gelmesine rağmen bu Avrupa’nın hukuk dünyasındaki aymazlığı görmek oluyor. Yukarıda sıraladıklarım da hukuk, demokrasi, insan hakları açısından kabul edilemez hatalar içermekteyse de AB Komisyonu’nun Hukuk Dairesi Raportörü  “de Lapuerta” nın şu bulgusunu Kıbrıs meselesini bilen tek bir kişi tasvip edemez diye düşünmekteyim. Raporunda yazdıklarına bakalım:  “Kıbrıs Cumhuriyeti mahkemelerinin Kuzey’deki olaylarla ilgili dava bakma ve karar verme yetkisi vardır. Adadaki fiili durum nedeniyle Kıbrıs hükümetinin (yani Rum devletinin) Kuzey’de kontrolü olmaması, cumhuriyet mahkemelerinin bu yetkisini ortadan kaldırmaz; bu mahkemelerin verdiği kararlar AB müktesebatı gereği tüm AB ülkeleri tarafından uygulanmalıdır”.
Raportörün 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nı okumadığı aşikârdır. Rumların hâlâ geçerli addettikleri bu anayasaya göre bu mahkemeler Rum ile Türk arasında bir davaya bakabilmek için mahkemenin Türk ve Rum hâkimlerden oluşması gerekir. Rumlar anayasayı çiğneyerek kanlı bir darbeyle  “Kıbrıs hükümeti”  unvanını gasp ettikleri günden bu yana sadece Rumlardan oluşan mahkemelerin verdikleri kararlar Türkleri bağlayıcı olmamıştır. Böyle bir kararı Kuzey’de uygulamak mümkün değildir. Uygulamaya teşebbüs yeni kavga, hatta yeniden kan akması demektir.
Raportörün Kıbrıs meselesinin hâlâ halledilmediğinden de haberi yok.
Böylelikle hatalar zincirine yeni hatalar eklenmekte; siyasi müzakerelerde halledilmesi gereken ne varsa Rumların yalan-dolanıyla tenvir edilen kuruluşlarda yargı yoluyla karara bağlanmaktadır.
Diğer yanda ABAD’da (Avrupa Birliği Adalet Divanı), basında okuyoruz: Başkan Yunanistan’dan; yetmedi, Türkiye aleyhine dava açan bayanın eşi de Adalet Divanı’nın yargıçlarından! Türk tarafının, bu tür davalarda, bu tür divan kuruluşuna itiraz hakkı yok mu? Böyle bir divanın verdiği kararın hak ve hukukla ilgisi ne kadardır? Kişi olarak, hukukçu olarak bu acayiplikleri seyretmenin ve bir şey yapamamanın azabı içindeyiz. İnşallah barolarımızın ilgilileri ve hatta yüksek mahkememiz Kıbrıs’ta adalet mekanizmasının ne olduğunu, neden ve nasıl ayrıldığını, Rum mahkemelerinin kararlarının Kuzey’de geçerli olmadığını ve Türk tarafını dinlemeden alınan kararların AB ülkelerinde uygulanmasının hak ve adalet açısından kabul edilemez olduğunu, en önemlisi Kıbrıs hükümeti dedikleri idarenin gasp edilmiş bir unvan altında seyreden Rum ortak olduğunu, böyle bir durumda böyle bir mahkemenin tek yanlı kararının AB üyelerinde uygulanmasının utanç verici bir haksızlık olacağını ve KKTC’de hiçbir etkisi olmayacağını ısrarla ve etkin bir şekilde bu kuruluşlara ve adını verdiğim raportöre duyururlar. Bunlara boyun eğmek veya sessiz kalmak, boynumuza geçirmek istedikleri azınlık tasmasına razı olmak anlamına gelmektedir. Kurtuluş mücadelemiz KKTC’ye her yönüyle sahip çıkmakla kazanılacaktır. Her kuruluşa, hatta her bireye görev düşmektedir. Sesimizi yükseltelim!  

Yazarın Diğer Yazıları