Hatip Dicle 'konuşmaya' devam ederse...

A+A-
Behiç KILIÇ

Birkaç ay öncesine kadar, yoğun faaliyet içerisindeydi, anlaşıldığı kadarıyla, Apo’nun ünlü “yol haritası” ile ilgili çalışmalar yapıyordu, yani İmralı’nın “kurmay başkanı” gibiydi...
Hatip Dicle’den söz ediyoruz...
Diyarbakır’da, Apo’nun talimatı ile toplanan bir kurultay(!)da teoriysen olarak ortadaydı ve uluorta Türkiye’nin 25 özerk bölgeye ayrılmasından, PKK bayrağının Türk Bayrağı yanında, kurulacak özerk bölgenin temsili olarak kabul edilmesinden falan söz ediyordu...
Kimseden de bir ses çıkmıyordu, o sıralar!.. Akıllara da “bu ne rahatlık!?” soruları geliyordu..
İktidarın “açılımla” tam gaz seferber olduğu günlerdi.
Muhalefet, iktidarın “PKK-DTP” ile üçgen oluşturduğundan dem vuruyordu. Silopi Şenlikleri falan yapılabiliyordu...
Hatip Dicle’nin “rahatlığı” da bu çerçeveden değerlendiriliyordu. Yani bir “önemli-üst gizli destek” söz konusu ediliyordu...
Fakat, o günlerin yaşananları iktidara, beklediği gibi “yol-su-elektrik” olarak değil de ağır bir fatura gibi dönmeye yüz tutunca, işin rengi ile oynandı...
Bir de baktık Hatip Dicle falan, derdest ediliverdiler...
Tutuklanan Dicle, Hakim karşısında konuşuverdi. Söyledikleri, aslında hep bilinen ve söylenenlerdi.
Dicle’nin ağzından çıkanlar, olan bitenin sağlaması sanki...
“15 Ekim 2009 tarihinde DTP Genel Başkanı Ahmet Türk beraberindeki bir heyetle birlikte İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ı ziyaret etti. Ziyarette, 4 gün sonra 19 Ekim’de Mahmur ve Kandil’den grupların geleceği, bunların tutuklanmayıp serbest bırakılması durumunda dağdan inişin hızlanacağı, dağa çıkışın da duracağı bildirildi. İçişleri Bakanı da bu heyete ‘Konuyla ilgileniyorum. Müsteşarımı Diyarbakır’a gönderdim. Hakim ve savcılar ayarlandı, geldikleri gibi geçecekler’ dedi. Bu aşamada 4 gün sonra Silopi’den gelen 8 kişi, ‘Biz gerillayız. Önder Abdullah Öcalan’ın çağrısı ile barış için geldik’ dedi ve bunlar sürecin olumlu sonuçlanması için gerektiği gibi tutuklanmayıp serbest bırakıldı.” Durumun bu olduğu zaten belliydi de, iktidar inkar ediyordu, “durumun bu olduğunu” söyleyenleri de “iftiracılıkla”  suçluyordu.. Ama “köy görünüyordu ve kılavuza gerek yoktu” aslında...
Peki ne oldu da Hatip Dicle “kılavuzvari” ortaya çıkıverdi?.. Bizim gibi, “komplo teorilerine şerbetli!” ahali için elde “işi çözecek!!” reçeteler mevcuttur...
Bu gibi durumlarda, bu konuşmalar mesaj sayılır!.. “Bak bunlar önsöz, arkası da gelir. Benim halime çare bulun yoksa karışmam haa!..” manası var mıdır bu konuşmanın!!?
Yani Hatip Dicle, “Önce yol verdiniz, beraber ne konuştuysak onu yaptım, beni içeri tıktınız, elde kelepçe oradan oraya sallıyorsunuz. Ona göre...” diyor olmasın bu açıklama ile...
Hatip Dicle, “pazarlık” içerisinde Ahmet Türk’ün adını veriyor. Ahmet Türk ilk açıklamasında, “Gelecek olan gruba olumlu yaklaşımın, açılımın seyri açısından olumlu olacağını sayın İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a ilettik. Sayın Atalay da bu konuda ellerinden geleni yapacaklarını söyledi” sözleri ile  “ortada gidiyor.”  Belli ki şaşkın... Hatip Dicle’nin “İmralı talimatı” ile konuşup konuşmadığını henüz çözememiş!..Sırrı Sakık da öyle, “ortacı”. Hem Hatip Dicle’ye “İmralı kuşkusu-korkusu” ile dalamıyorlar, hem de iktidara bir “dayanak” sağlama gayretindeler...
Ama ortaya çıkan bir “deriniz” var...

Yazarın Diğer Yazıları