Hayat kurtarın ki hayatınız kurtula

İsrafil K.KUMBASAR

Gazete sayfalarında okuduğumuz, ya da televizyon ekranlarında izlediğimiz haberlerin ardından, çoğu kez ‘kendimizi de bekleyen’ o mutlak akıbeti hatırlayıp tuhaf bir korkuya kapılırız.
Bazen, umutsuz bir şekilde ölümü beklerken, birdenbire hayata dönen talihli kişileri anlatan şu tür haberleri duyunca, derin bir nefes alırız:
- “Falan kazada ölen kişinin organları, beş kişiye hayat verdi.”
- “Minik bebeğin imdadına, 60 yaşındaki bir ihtiyarın organı yetişti.”
- “Karaciğer nakli yapılan genç kız, yeniden hayata döndü.”
- “Kalp yetmezliği çeken beş çocuk babasına, yeni bir kalp takıldı.”
- “20 yıl süren çileden sonra, diyaliz makinesinden kurtuldu.” 
‘Organ bulamadıkları’ için hayatını kaybeden talihsiz kişilerin hikayeleri karşısında ise içimiz burkulur, gözyaşlarına boğuluruz.
Ama, her nedense zamanında ‘organ bağışında’ bulunup, o kişilerin hayatının kurtulmasına katkıda bulunmak aklımıza dahi gelmez.
Bir gün hiç aynanın karşısına oturup da kendi kendinize şu soruyu sordunuz mu?
Allah göstermesin bir gün ‘kendimizin’ ya da ‘en sevdiğimiz kişilerden birinin’ organ nakline ihtiyacı olsaydı ne yapardık?
Onları, bir gün daha fazla yaşatabilmek için nelerden vazgeçebilirdik, bir gün daha yanı başımızda tutabilmek için neleri feda ederdik?

 

***

 

Organ bağışı, bir kişinin hayatta iken serbest iradesi ile ‘tıbben yaşamı sona erdikten sonra’doku ve organlarının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin vermesi ve bunu belgelendirmesidir.
Bugün artık Türkiye’de birçok sağlık merkezinde ‘böbrek’, ‘deri’, ‘karaciğer’, ‘kalp’, ‘akciğer’, ‘pankreas’, ‘ince bağırsak’ gibi nakiller kolaylıkla yapılabiliyor.
‘Kemik’, ‘kemik iliği’, ‘kornea’ ve ‘kalp kapağı’  dokuları da nakledilebiliyor.
Ama ne yazık ki, aynı hastalıklardan dolayı her yıl ‘binlerce insan’ hayatını kaybediyor?
Neden?
Çünkü, hastane kapılarında sıra bekleyen hastalar için, nakledilebilecek ‘sağlam organlar’ bulunamıyor.
Türkiye’de her yıl ortalama ‘6 bin kişinin’, organ nakli için sırada beklerken hayata gözlerini yumduğunu biliyor muydunuz?
Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 2011 yılında ‘20 bin 169’ olan organ bekleyen hasta sayısı, 2012 yılında toplam ‘22 bine’ ulaştı.
2011 yılı içerisinde yapılan toplam organ bağışı sayısı ise sadece ve sadece 320.
Organ bağışının bu kadar düşük olmasının en önemli sebebi, ne yazık ki cehalettir.
Bazılarımız, ölen yakınlarımızın organları bedenlerinden çıkarılınca, sanki ‘onlardan birer parça eksileceği’ düşüncesine kapılırız.
Bazılarımız ise organ bağışlamanın ‘dinen caiz olmadığı’ yolunda yanlış bilgi sahibiyizdir.

 

***

 

Allah’ın dinini, ‘kendi kafalarına göre’ yorumlamaya çalışan bir takım gafiller, buldukları her fırsatta inanç sahibi vatandaşları ‘organ bağışının günah olduğu’ şeklinde yanlış yönlendirmeye çalışıyorlar.
Oysa İslam dini, ‘yaşatmayı’ esas alıyor.
‘Öldürmek’ ve ‘dirilmek’ de kendisine mahsus olan yüce Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim, Maide Suresi, 32. Ayet’te,  “Bir insanın hayatını kurtarmak suretiyle yaşatanların, bütün insanlara hayat vermişçesine sevap kazanacağını”  buyuruyor.
Organ bağışını ‘insanın insana yapabileceği en büyük yardım’ olarak tanımlayan Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu, 06.03.1980 tarih ve 396 sayılı fetvası ile organ naklinin ‘caiz’olduğunu bildiriyor.
Organ bağışı, dini bir görev olmanın yanı sıra, insanın ‘insan hayatına’ duymuş olduğu saygının bir göstergesidir.
‘Dünya malının dünyada kalacağı’ bilinciyle, sadece insana has olan, ‘ardında bir şeyler bırakabilme’, ‘başkaları için bir şeyler yapabilme’ duygusunun da doruk noktasıdır.
Organ bağışında, ‘bağış kartı’ ya da ‘kişinin kendi iradesi’ tek başına yeterli değildir, aynı zamanda ‘ailesinin rızası’ da gerekir.
Yani nihai aşamada bağışı yapacak, ölen kişinin yakınlarıdır.

 

***

 

‘Bugün bana, yarın sana’diye bir deyim var.
Allah göstermesin, bir gün biz de organ bekleyen bir sevdiğimiz için, başkalarından ‘aynı kararı’ vermelerini beklemek zorunda kalabiliriz.
İşte bu noktada, hayatını kaybeden kişinin yakınları, kararlarını verirken kendilerine mutlaka şu soruyu sormalıdırlar:
‘Kendimizin’ vermekte imtina ettiğimiz bir kararı, zamanı geldiğinde ‘başkalarından’ beklemeye hakkımız var mı?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş