Haydi biraz dertleşelim...

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Yok...
Bu sefer farklı olur, “milli/üniter devlet” teki yapısal değişim  “resmen” ilan edildikten,  “federasyon”a giden yol  “resmen”  açıldıktan sonra azıcık olsun değişir sanmıştım...
MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın, tıpkı iktidar gibi muhalefetin de  “milli irade” ile oluştuğunu,  “demokrasilerde tıpkı iktidar gibi muhalefet partilerinin de söz sahibi olduğunu”  hatırlatıp, genel yayın yönetmenlerinden açık açık bu  “temel hakkın teslimini” talep ettiği mektubundan sonra kendilerini “borçlu” hisseder ve artık ellerini vicdanlarına atarlar sanmıştım...
Naiflik işte; yanılmışım.
Tek tek şu gazete şöyle görmedi, bu kanal böyle vermedi diye sıralamayacağım ama üç aşağı beş yukarı her şey aynı.
“Korku”larından olsa, inanın -hak vermesem de- anlayacağım; nihayetinde yürek işi vatan sevdası!
Ama “para” uğruna ya...
Tam sayfa renkli ilan parasına satıldık ey halkım!
İki ihaleye...
Bir imar bedeline...
Bir dış geziye; uçak biletine; üç kuruşa!
Maden ruhsatına...
Ranta...
Haksız kazanca satıldık!
Yazık.

 


***

 


Biz bilmiyor muyuz, iki satır göz kırpmayla, bir manşetle gerdan kırmayla yatlar, yalılar satın almayı?
Şu medya maymunlarından daha mı ahmağız, biz de kapatamaz mıyız gözümüzü, kulağımızı, ağzımızı?
İstemez miyiz yani bir elimiz yağda, öteki balda yaşamayı?
“Bir sabah ansızın gelebilirler”  ihtimali yok; oh ne rahat?
Ekran ekran dolaşıp eli belinde kavgaya tutuşan o zır cahil, şirret kadınlar kadar dönmüyor mu sanıyorsunuz bizim dilimiz; tatlı sözle  “yılan”ı deliğinden çıkaramaz mıyız?
Cin Ali yazılarıyla köşe kadısı olanlardan daha mı kabiliyetsiziz; “yedirmeyiz” başlıklı sahte sadakatnameler dizip ihya olamaz mıyız?
Niye yapmıyoruz?
Niye ne iktidara, ne muhalefete yaranmanın mümkün olmadığı bu “yalnızlar rıhtımı” ndayız hâlâ?
Niye bıkmadan, usanmadan soruyoruz, sorguluyoruz şu  “MHP’ye ambargo” meselesini acaba?
Sado-mazohist miyiz; zevk mi alıyoruz iktidarı kızdırıp, muhalefetin “ana”sını huylandırıp bütün şimşekleri üzerimize çekmekten?
Ruh hastası mıyız; sonu gelmeyen suç duyurularından, tehditten, baskıdan, sürüm sürüm süründürülmekten keyif mi alıyoruz?
Aklı, duası bizimle olan sevdiklerimizi yürekleri ağızlarında yaşatmaktan mutlu mu oluyoruz?
“Tarafsızız” ayağına yatıp görmezden gelmek varken, niye çomak sokmaya çalışıyoruz, iki dönme figürüyle pekala nemalanabileceğimiz bu cömert çarka?

 


***

 


“Damgalı eşeğe”  döndük zaten, varsın gerçekle yüzleşecek cesareti olmayanlar, soğuk savaş komplekslerini aşamayanlar “partizanlık” saysınlar;
Beş yıl, on yıl önce  “geliyoooor, geliyoooor”  diye attığımız ve şimdi ne yazık ki birer birer gerçek olan manşetlerimiz şahittir ki; mevzu bahis “haberdar” etmek ise hepsinden daha gazeteciyiz!
Bakın arşivimize Darbecilikten Aleviliğe, Misyonerlikten Mezhepçiliğe; başımıza geleceği, kaşıyacakları/kullanacakları yaraları tarihi kökeniyle birlikte ortaya koyduğumuz araştırmalarımız şahittir ki çok daha öngörülü, çok daha bilgili, birikimliyiz!
Ama bir de;
Biz Türk Milliyetçisiyiz!
Ve bu ülkede;
Siyaset, dolayısıyla ülkenin kaderi “Biri paketi sipariş etmiş, biri hazırlamış, diğeri kopyalamış” zeminine sıkıştırılmak isteniyorsa,
Bugün itibarıyla  “Türk Milleti tektir. Türk devleti tektir. Türk vatanı tektir. Türk bayrağı tektir. Türk dili tektir” diyebilen tek siyasal hareketin, milleti  “Andımız”la başörtüsü arasında tercihe zorlamayan; başörtülü kızları-kadınları gururla “Türk’üm” diye haykıran yani birleştiren, bütünleştiren tek siyasi hareketin bütün mensupları; sadece kurumsal parti yapısı değil, iş adamı, sermayesi, medyası, derneği, vakfı, sendikası, sempatizanlarıyla toptan tasfiye edilmek isteniyorsa;
Öyle “mütareke basını” diye nutuk atmaya benzemez bu işler; tarih omuzlarımıza yeniden “Hakimiyet-i Milliye”  olmak görevini yüklediyse eğer;
Olacağız!
Madem ki şart oldu yeniden  “milli mücadele”; kimse kusura bakmasın, bu milletin doğru, dürüst, onurlu, hür yaşama iradesinin beyanı olan “andımız” ve üzerine  “Haçlı” gölgesi düşürülmemiş “gökkubbe” nerede  “birlikte güzel”se oradan taraf olacağız!
Bu iş çoktan a partisi, b partisi meselesi olmaktan çıktı. Artık viraj yok, uçurum yok, tepenin ardı yok; “yolun sonu” göründü. Ve şimdi biz, her birimiz önce kararımızı vereceğiz;
Tamam mı, devam mı?
Savaşacak mıyız, teslim mi olacağız?
Yorgunlar, bıkkınlar, umutsuzlar, inançsızlar şöyle bir ayrılsın; buyursunlar, refaha ermiş esir varsa dünyada “beyaz bayrak” sallayarak teslim olsunlar.
Ve geri kalanlar;
Savaşacağız diyorsunuz madem;
Tribünden olmaz.  Geleceksiniz, o soğukta gırtlağı yırtılana kadar “Türk’üm” diye haykıranların sesine ses vereceksiniz; bir zahmet cepheye ineceksiniz.
“Son kale” lafı pek afili de; safları niye sıklaştırmıyorsunuz madem kalkan olduğunuz  “son kale”yse;
Başka çaresi yok; kenetleneceksiniz.
Bundan sonra her bir insan düşmana işgal ettirmemeniz gereken vatan toprağı, her bir insan düşürülmemesi gereken bayraktır sizin için;
Barışacak, tanışacak, kazanacaksınız!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları