Hayret, nasıl oldu da 'koli'lemediler!

Selcan TAŞÇI

Merak ediyorum adaletten eğitime kadar her alanda
uyguladığınız “yerelleştirme” faaliyetleri ile yarattığınız “eyaletimsi”leri de koli bantı kullanarak mı bütünleştireceksiniz?



Dün bu yazıyı yazmak üzere bilgisayarın karşısına geçtiğimde fark ettim:
Taşınmadan taşınmaya - ha bir de temizlik canavarına dönüşüp paspas sapı filan kırdığım zamanlarda- ilgi alanıma giren “koli bantı”na dair hiç düşünmemişim;
Nedir? Ne değildir?
***
Zaten ne diye düşünecektim;
Yapıştırmaya yarayan, alelade, sıradan, herhangi bir gereçti işte!
Bir gün, bir cenaze töreninde, hem de teröre kurban verdiğimiz canlarımızın ay-yıldızlı bayrağa sarılı tabutlarının üstünde “başrolde” karşıma çıkacağı; dolayısıyla da üzerine yazı yazacağım aklımın ucundan geçmezdi ki!
Ama madem başa geldi, madem bugünkü kahramanımız(!) “koli bantı”, “bilmemek değil öğrenmemek ayıptır” deyip mini bir “google araştırması”na giriştim.
Arama motorunuza “bayrak” diye yazdığınızda; pat diye “bayrak.com /org / gov.tr...” diye bir link bulamıyorsunuz karşınızda. “Bayrakçı” çıkıyor mesela; ki o da “satış”la alakalı!
Aynı şekilde arama motorunuza “şehit” diye yazdığınızda, “sehit.com/org...” türü bir site belirmiyor ekranınızda...
Amaaaa; “koli bantı” diye yazdığınızda -inanmazsınız- com’lusunu mu istersiniz, gen.tr’lisini mi, envai çeşit “kolibantı” sitesi listeleniyor bir anda!
Bakmayın ardiye köşelerindeki mahsun haline; sessiz ve derinden, sinsi sinsi olmuş meğer koli bantının şehit tabutlarını ve ay-yıldızlı bayrağı hedef alan ilerleyişi!
***
Tıklayın bakın linklerden birini;
İlk etapta yanarlı dönerli harflerle “Koli bantı sitesine hoş geldiniz” diye gülümseyerek karşılıyor sizi.
Üretici firma tarafından (buna komuta merkezi de diyebiliriz şu durumda) şöyle özetleniyor işlevi:
“Firmamız tarafından üretilmekte olan koli bandı çeşitlerimiz ürünlerinizin sevkiyat esnasında güvenilir bir şekilde müşterilerinize ulaştırılmasını sağlar.”
Şeytanın gör dediği:
1 yaşındaki Almina’nın diri diri yanışı “açılım politikası”nın “ürünü” ise...
(Sonuçta, “kelle”, “adet”, “tane” hesabıyla birer “rakam” dan ibaret kılındıklarına göre, hakikaten de “ürün”, “mamül”, “mal” sayılıyor olmalılar iktidardakilere göre...)
Halk da iktidarın gözünde “müşteri” den farksız ise...
(İşi bulgurla, kömürle, nohutla, unla “oy ticareti”ne dökmediler mi...)
Bu durumda firma haklı;
Açılım politikasının “ürünü”nün “müşteri”ye güvenli sevkiyatı için tercih edilmiş olmalı koli bantı!
***
Ayıp mı?
Ayıp olsaydı o cenazenin nizamından sorumlu olanların arasından bir kişi bile çıkıp da söküp atmaz mıydı o bantları?
“Ne yapıyoruz, ne yapıyorsunuz” diye sormaz mıydı?
Bir kişi çıkmaz mıydı durduracak ay-yıldızlı bayrağımızın koli bantıyla “kuşatılması”nı?
Demek ki kanıksandı!
Nasıl ki, Hakkari’de şehit düştükten sonra Van’dan tarifeli THY uçağının bagajında İstanbul’a yollanan binbaşı Murat Özyalçın’ın ay-yıldıza sarılı tabutu, “eşya” gibi, bir kamyonetin arkasında, valizlerin arasında kargo terminaline aktarıldı...
Nasıl ki, Diyarbakır Kulp’ta katıldığı operasyonda şehit olan Özel Harekat Polisi Akın Bayram’ın 8 yaşındaki oğlu Tayfun, askeri kargo uçağında babasının tabutuyla yan yana taşındı...
Nasıl ki, Hakkari Yüksekova’daki helikopter kazasında şehit olan Piyade Uzman Çavuş Regaip Şahin’in acılı ailesinin üzerine dalga geçer gibi “Mutluluğu paylaş” yazılı şemsiye açıldı...
Gaziantep’te katledilen Almina ve Duygu da, bu ruhsuzluk, duyarsızlık, vicdansızlık, utanmazlık, kepazelik, pişkinlik silsilesinden paylarına düşeni aldı:
“Standart boy” bayrak minicik tabutlarına büyük gelince kocaman yürekleri, yaşayamadıkları günleri, koli bantıyla sarmalandı!
Ki bana kalırsa, buna bile “şükür” demeli;
 “İnsan”ın ağaç kovuğundan çıkmış muamelesi gördüğü, “yaşama hakkı” nın bu denli “yok hükmünde” sayıldığı bir ülkede, Cerrahpaşa’da doğum hatası sonucu ölen o adsız, yaşsız bebek gibi “koli bantına sarılı bir tabut içinde” değil de direk “koli” içinde de teslim edilebilirdi cenazeleri!
***
Ayıp olsaydı;
Dünkü gazetelerin manşetlerinde iktidar için bir “boğma teli”ne dönüşmez miydi o koli bantı?
Kim umursadı?
Görebildiğim kadarıyla, birkaç satırda isyanlarını duyurmaya çalışan birkaç köşe yazarı...
Ayıp olsaydı;
 “Koli bantlı tabut”un önünde saf tutan “devlet ricali”nin fotoğrafını dokuz sütuna açıp da “Bu tablo çözer” diye manşet atılır mıydı?
 “Bu tablo” neyi, nasıl çözecek?
Paramparça yapılan, yakılan, üstünde tepinilen bayrağımızı o tabutlara sabitlerken yaptıkları gibi indirildiği gönderlere de koli bantıyla mı tutturacaklar?
 “Sorun” diye nitelendirip kendi elleriyle ittikleri kitlelerin aidiyetini, millete “koli bantı”yla bağlayarak mı tesis edecekler?
Adaletten eğitime kadar her alanda uyguladıkları “yerelleştirme” faaliyetleri ile yarattıkları “eyaletimsi”leri koli bantı kullanarak mı bütünleştirecekler?
Kabul çok işlevsel “sessiz açılanı” var, “iz bırakmayan”ı var, “esnemeyen”i var;
Da...
Sen bir kere “mozaik” dedikten sonra değil “koli bantı”, “tutkal teknesi”ne batırsan, kökü, gövdesi, dalı, budağıyla “yekpare”leştirebilir misin parça-pinçik ettiklerini!
***
Yazdım yazmasına ama;
Hanidir gözleri, kulakları, ağızları, kalemleri “bantlı” olanlar ne anlayacaksa...
***
“Ayıp” mı dediniz;
Ayıpsız olanımız var mı!..



 


O sözleri ben sizin
ağzınıza tıkıyorum
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin kendisini eleştiren köşe yazarlarına veryansın etmiş...
***
“Ankara’da, İstanbul’da oturmuş köşesine, almış kalemini eline, içiyorsa purosu, içiyorsa içeceğiyle beraber gökyüzünün derinliklerine, denizin maviliklerine, ağacın, bahçelerin yeşilliklerine karşı bakarak yazı yazanlar, fikir üretenler, büyük ulema, büyük mütefekkir grubu.” (...) puroyu artık yazarlardan çok siyasetçiler içiyor... Ülkemizde kanın oluk oluk aktığı şu günlerde olup bitenlere aldırmadan gökyüzünün derinliklerine, denizin maviliklerine en çok dalıp gidenler de gazeteciler değil, Meclis’teki arkadaşları...
***
“Allah aşkına siz nerede askerlik yaptınız? Yaptınız mı? Yaptıysanız nerede yaptınız?”
Bizim nerelerde askerlik yaptığımız Milli Savunma Bakanlığı’nın arşivlerinde kayıtlı... Sayın Bakan açsın o kayıtları baksın! (...)
Ya kendileri ve çocukları? Onlar nerede yaptılar askerliklerini? Ya da yaptılar mı? Örneğin kabinede görevli isimlerin askerlik çağına gelmiş kaç erkek çocukları var ve bunların kaçı askerlik yaptı?
“Siz namlunun ucundan hiç baktınız mı? Karşıdaki namlu size hiç doğruldu mu? Allah aşkına bilmeden mi yapıyorsunuz, yoksa korkarak mı yapıyorsunuz? Korkutuluyorsanız haber verin sizin de güvenliğinizi bugün olduğu gibi biz sağlamaya hazırız.”
Biz gazeteciyiz Sayın Bakan...
Namlunun ucundan bakmayız ama namlular hep üzerimizde olur! İnanmıyorsanız; suikastlarda öldürülen ya da görevde ölen gazeteci sayılarına bakın...
Bir de siyasetçilerin namlusunun ucunda oluruz biz... Tıpkı sizin namlularınız gibi... Tutuklanırız, işsiz kalırız, hedef gösteriliriz...
Korkma meselesine gelince:
Elbette bizim meslekte de korkaklar vardır; tıpkı sizin arkadaşlarınız arasında olduğu gibi... Eğer korkacak, bu yüzden sinecek olsaydık; önce siz başarırdınız bunu... Ama gördüğünüz gibi sayımız az da olsa hâlâ korkmadan işini yapanlarımız da var... Sizin bizi koruma önerinize gelince: Önce vekil arkadaşlarınızı koruyun. Baksanıza, dağa kaçırılıyorlar!
***
“Benim sözüm ve söylemim dağdaki eli silahlı eşkıyayadır, Ankara’da onların temsilcilerinedir. Bunlarla sınırlıdır. Yine söylüyorum var mı diyeceğin? (...) Ağzına tıkarım o yazıları senin.” Senin görevin dağdaki eşkıyaya söz, söylem yetiştirmek değil; onları tek tek yakalayıp adaletin önüne çıkarmaktır Sayın Bakan! (...) Ama yapamıyorsunuz...
Yapamadığınız için de sürekli konuşuyorsunuz. Ve sizi eleştirdiğimiz için, yazdığımız yazıları ağzımıza tıkmakla tehdit ediyorsunuz!
Ben de bu sözlerinizi kendi adıma sizin ağzınıza tıkıyorum Sayın Bakan! Hadi şimdi işinizin gereğini yapın ve Gaziantep’te bomba patlatıp çocuklarımızı, kadınlarımızı öldüren o alçakları bulun!
Bulamıyorsanız da bizim ağzımıza yazı tıkmakla uğraşacağınıza, sağduyulu davranıp istifa edin ve oturduğunuz o çok önemli koltuğu daha fazla işgal etmeyin!
Mustafa Mutlu / Vatan

 

+++

 

2010 hurmalar 2012 tırmalar
Ağustos 2010.
Gaziantep mitingi.
*
“Sevgili kardeşlerim...
Zaman tünelinde geriye gidelim.
Ne yaptılar?
İçerde sanal tehditler...
Dışarıda düşman ürettiler.
Endişelere maruz bıraktılar.
Milleti korkuttular.
Ne dediler?
Türkiye’nin üç tarafı denizle, dört tarafı düşmanla çevrili dediler.
Biz ne yaptık?
Onlar gibi ufuksuz değiliz.
Vizyonsuz değiliz.
Biz geldik, bu anlayışı yıktık.
Esad kardeşimle oturduk...
İki dost, iki kardeş olduk.
Mayınları temizledik.
Vizeleri kaldırdık.
Kapılarımızı açtık.
Şimdi benim Gaziantepli kardeşim, cebine pasaportunu koyuyor, istediği gibi Halep’e gidiyor, Şam’a gidiyor. Halep’teki Şam’daki Lazkiye’deki Hama’daki Humus’taki kardeşim de, cebine pasaportunu koyuyor, istediği gibi Gaziantep’e geliyor.
Ne oldu?
Bütün o tehditlerin, korkuların...
Ne kadar boş olduğu ortaya çıktı.
Kim kazandı?
Gaziantep kazandı.
Vizyonumuzun en canlı tanığı...
Gaziantep’tir.”
*
Ağustos 2012.
Öğle namazını müteakip...
Canlı yayında izledik tele’vizyonu.
Yılmaz Özdil / Hürriyet

 

+++

 

Provokasyona açık ülke
Türkiye kendi kendisini provokasyonlara açık hale sokmuştur.
Sonuçta Türkiye, ulusal güvenliğine yönelmiş yeni bir tehdit ile yüz yüzedir. Ve tehdidin arkasındaki bölgesel ittifaka, bu ittifakın Türkiye’ye karşı ülke içinde ve dışında kullanabileceği vekil unsurların bolluğuna bakınca, terörün Gaziantep’le sınırlı kalacağını ummak için aşırı iyimser olmak gerektiği ortaya çıkar.
Kadri Gürsel / Milliyet

 

+++

BDP’li vekillerin sarılıp kucaklaştığı  “Ciğer-Brindar”  kod adlı PKK’lı, 8 askerimizin şehit edildiği karakol baskınına katılmış. O halde bu ziyarete bir nevi  “tebrik ziyareti” diyebiliriz... Haldun Ertem Milliyet (Açık Pencere)

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş