Hedef Türkiye mi?

A+A-
Hüseyin Macit YUSUF

Irak’ta 11 Haziran günü Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’na baskın düzenleyen Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) militanları tarafından rehin alınan Başkonsolos Öztürk Yılmaz ve 48 görevli tam 101 gün sonra serbest kaldı. Rehinelerin nasıl serbest kaldığı konusunda çeşitli spekülasyonlar yapılmaktadır. Recep Tayyip Erdoğan, rehinelerin  “operasyon”ile kurtarıldığını açıklarken, Başbakan Davutoğlu’nun yaptığı açıklamada ‘operasyon’kelimesinin geçmemesi dikkat çekti. Rehinlerle “temas” halinde olduklarını anlatan Davutoğlu, “Bu gece sabaha karşı yarım sularında ilk temaslarımız yoğunlaştı ve sabah 05.00’te de ülkemize geldiler”dedi.

Davutoğlu, ’çalışmalarda’büyük çaba sarf ettiğini söylediği, Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) da teşekkür etti.
Her ne yolla olursa olsun Türk rehinelerin sağ-salim kurtarılmaları önemliydi ve bu sağlanmıştır.
IŞİD’in eylemleriyle bölgemizde terör estirdiği birçok örnekle ortadadır. IŞİD hedeflerine ulaşmak için Irak’ı kan gölüne çevirmiştir ve bölge ülkeleri için potansiyel tehlike yaratmıştır. KKTC’nin de IŞİD terörünün hedefinde olduğu konusunda iddialar vardır. Ancak esas hedefin Anavatan Türkiye olduğuna dair haberler ve yorumlar yapılmaktadır.
İngiltere’de yayınlanan Times gazetesi, son olarak İngiliz yardım görevlisi David Haines’i başını keserek öldüren IŞİD örgütünün asıl hedefinin Türkiye olduğunu yazdı. Gazeteye göre IŞİD, Ankara’nın yaklaşan savaşta belirleyici bir faktör olmasını önlemek istiyor.
Times’ın diplomasi editörü Roger Boyes analizine, Haines’in öldürülmesinin vahşice bir meydan okuma olduğunu belirterek başlamış. Boyes bununla birlikte cihatçıların ustaca bir hesap yaptıklarını belirtmiş. Boyes’un analizi şöyle devam ediyor:
 “Burada asıl hedef, Britanya değil Türkiye’ydi. Haziran ayında Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’nu basan IŞİD’in elinde 49 Türk rehine var. ABD ve Britanya savaş için geniş bir koalisyon oluşturmaya çalışırken, Suriye’yle uzun bir sınırları olan ve NATO’nun çok önemli bir üssüne sahip Türklerin katkısının, IŞİD’e karşı hızla yürütülecek bir saldırının başarısı için çok önemli olduğu açık. Ancak bir gözü de hapsedilmiş vatandaşlarında olan Cumhurbaşkanı Erdoğan savaşa dahil olmakta gönülsüz.”  IŞİD’e karşı verilen mücadelede gelinen durumu “karışık”  olarak nitelendiren Boyes yazısını şöyle noktalamış:
 “Britanyalı bir yardım görevlisini başını keserek öldürmek Birleşik Krallık’ta mideleri bulandıracak ancak ülkenin politikasını değiştirmeyecektir. Ancak benzer hareketlerin hem de kitlesel ölçüde yapılabileceği korkusu, Türkiye’nin yaklaşan savaşta belirleyici bir faktör olma yeteneğini köreltiyor.” 
Rehinelerin kurtarılmalarının ardından derin bir nefes alan Anavatan Türkiye’nin koalisyon güçlerine daha aktif destek verip vermeyeceği de tartışılmaktadır.
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Başkan Barack Obama’nın açıkladığı IŞİD’e karşı mücadele planının ardından yaptığı Orta Doğu turu kapsamında Türkiye’yi ziyaret etmiş ve burada yaptığı açıklamada  “Türkiye ve ABD, her türlü terörizm de dahil olmak üzere bölgedeki herhangi bir soruna karşı beraber hareket edecek. Türkiye’nin, koalisyon içerisinde IŞİD tehdidini yok etme çabalarına yardım edebileceği pek çok fazla yol var. Bu sebeple askeri ve diğer uzmanlarımızla görüşmelerimizi sürdürerek Türkiye’nin rolünü belirlemek için çalışmalarda bulunacağız” demişti.
Ankara ziyareti’nin hemen ardından Kerry’nin Irak ve Suriye’de kritik bölgeleri ele geçiren IŞİD örgütünün kendisine para kaynağı yaratmak için petrol kaçakçılığı yapmasına Türkiye ve Lübnan’ın aracılık ettiğini söylemesi ve bunun Türkiye yetkililerince hemen yalanlanması, ABD’nin Türkiye’nin ’koalisyon’a katılma konusundaki isteksizliğine karşı bir manipülasyon hareketi olarak değerlendirilmektedir.
Bu arada ABD Kongresi Dışişleri Alt Komitesi’nin 11 Eylül’de gerçekleştirdiği toplantıda yine hedefte Türkiye vardı. Türkiye ve Katar  “terör destekçiliği” gerekçesiyle eleştirilirken mali ve diğer yaptırımların uygulanması önerileri bile yapılırken “dost mu düşman mı olduğu belirsiz” ülkeler diye tanımlamalar yapıldı.
ABD ve İsrail Türkiye’yi “terör örgütleri ile iş birliği yapan ülke” konumuna koymaya çalışmaktadır. Alın size bir Amerikan ikiyüzlülüğü daha. Güya ABD ve Türkiye stratejik ortaktı! Daha 1 hafta önce ABD Dışişleri Bakanı Kerry ve Savunma Bakanı Hagel Ankara’da teröre karşı iş birliği için kapı kapı dolaşmamış mıydı?
Üzerinde durulması ve irdelenmesi gereken konu, Anavatan Türkiye’nin IŞİD’in, yoksa ABD’nin veya her ikisinin de hedefinde olup olmadığıdır.
Anavatan Türkiye’nin, Papa Franciscus’un dünyadaki terör olaylarına atıfta bulunarak “Biz üçüncü dünya savaşındayız ama parça parça” ifadesini dikkate alarak; bu “savaştaki” pozisyonunu çok dikkatli belirlemesi, Türkiye’yi her ne sebepten olursa olsun hedef yapanlara karşı yeni stratejiler tespit etmesi gerekmektedir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları