Her zamanki aydınlar

A+A-
Altemur KILIÇ

Evet; “Her zamanki aydınlar, her zamanki suçlular; malum eşhas; Baskın Oran, Ahmet İnsel, Cengiz Çandar, Cengiz Algan, Aydın Engin, Gençay Gürsoy, Ümit Kardaş, TSK’nın Kürtçülerin “İki Dilli Hayat” taleplerine karşı uyarı açıklaması üzerine, hemen aynı gün, malum şartlı refleks dürtüsüyle Cumhuriyet Savcısına, Genelkurmay aleyhinde, suç duyurusunda bulunmuşlar, imza kampanyası açmışlar... İddialarına göre, yüzlerce imza topluyorlar.
“Duyuru”, özetle şöyle; “Genelkurmayın 27 Aralık Cuma açıklaması, -önceki darbelerin de Cuma günleri yapılması manidarmış -  uyarı  “emredici mahiyette”  - Yerel yönetimlerin Kürtçeyi resmî dilin yanı sıra ikinci bir dil olarak kullanma tartışmaları siyaset düzleminde sürerken, bu, ‘tarihini şaşırmış, talihsiz bir çaba, umutsuz bir meydan okuma girişimi’ imiş... Demirbaşında silah bulunan kimi devlet memurları tarafından tehdit edici bir üslupla yayınlanan ve son paragrafında böyle yapmaya devam da edeceğini ilan eden bu müdahale, Askerî Ceza Kanunu Md. 148/C ve E’ye göre ‘1 aydan 5 yıla kadar hapis’ gerektiren bir suçmuş. Siyaset, dil veya edebiyatla uğraşmak Genelkurmay’ın üzerine vazife değilmiş; Bu ’devlet kurumunun’tek vazifesi, Hükümet ve TBMM’nin talimatları doğrultusunda ülkemizi yurt dışına karşı savunmaktan ibaret olduğu için Cumhuriyet Savcılığı’na bu suç duyurusu yapılmış mış!
 Bu “suç duyurusunun” mantığını, iddiaların geçerli olup olmadığını tartışmak, abesle iştigal olur... Son kararı, Cumhuriyet Savcısı-Mahkeme verecektir. Ancak duyuru sahiplerine hatırlatmak isterim: Türk Ordusunun “tek vazifesi” Türkiye’yi sadece  “yurt dışından gelecek tehditlere karşı savunmak” değildir; Türkiye Cumhuriyetini  “dışarıdan ve içeriden” gelebilecek her türlü tehlikeye karşı savunmaktır. Bu görev, Türk Ordusuna bu Cumhuriyetin kurucusu tarafından verilmiş yasal görevdir... Ama bu  “aydınlanmamış aydınların” şu sırada en büyük tehlike olan “içeriden gelen asıl tehlikeleri”, PKK terörünü ve bölücülük tehlikesini görmezlikten gelmeleri, küçümsemeleri, en azından gaflet, bölücüleri -zımnen- dolaylı  olarak desteklemeleri ise ihanettir. Milliyetçiler ve TSK, “Demokratik Özerkliğin-İki Dilli Hayatın” ülkeyi böleceğinin farkındalar... Gereğini yapıyorlar. Onlar böyle. İktidar böyle. Hatta muhalefet partisi CHP, Kılıçdaroğlu döneminde, böyle “Demokratik Özerklik” gibi planlara tepki göstermekten kaçınıyorlar..Belki de tasvip ediyorlar. Önümüzde seçimler, Güneydoğu oyları var. Buna aldırış etmeyen, ülkenin bütünlüğünü oylara feda etmeyen tek parti durumundaki MHP, tepkisini kararlılıkla gösteriyor. Bu durumda TSK’nın tepki göstermesi, uyarıda bulunması kaçınılmazdı. Askerler teröre karşı savaşırken, içeriden “iki dilli” bölünmeye sessiz kalması beklenemezdi. Bu uyarı yapılmasaydı,  Genelkurmay aleyhinde, “vazifeyi ihmalden” suç duyurusu yapılması gerekirdi. Bu vesileyle suç duyurusunun “aşağısında” imzası bulunan Ali Bayramoğlu, TSK’nın şimdi getirilmiş olduğu durumu ve konumu belirtiyor. TSK, maalesef, plan gereği sindirildi, eski gücü kaybettirildi, itibarı sarsıldı. Bayramoğlu der ki: “TSK’nın bildirisi, medyada yüz bulmadı. ‘Çok sert açıklama’ tarzı manşetler atmadılar. Yorumlar askere hak vermedi... Bu durum, Türkiye’nin sivilleşme sürecinde aldığı yolla yakından ilgilidir. Askerin siyasi öneminin, ağırlığının, gücünün azaldığının bir göstergesidir.” Bölücüler küstahlaşıyorlar, pervasızca meydan okuyorlar. Komutanları Apo adeta savaş ilan ediyor... Ben derim ki  “Dokunmayın bu aslana ”  Son açıklama, bir işaretti. “Sözde” aydınlar, işte bundan çok rahatsızlar. Bu adamlar ikiyüzlüdürler; “seçme” ve “seçmeci”dirler. Ergenekon davalarındaki hukuk ihlallerine, meslektaşlarının, değerli bilim  adamlarının, komutanların, aylarca cezaevlerinde yatmalarına, telefon dinlemelerine tepki göstermezler, ama “Ermenileri kestik. Özür dileyelim” diye imza toplarlar...
Hepimiz Hrant Dink’iz diye sokaklara dökülürler. Fakat  “Hepimiz Mustafa Balbayız” demezler, diyemezler..
Fransız yazarı Julian Benda,1927’de “Aydınların/Entelektüellerin İhaneti”ni yazmıştı. Benda’ya göre, aydınların hakikat duygusu zayıftır:  “Onlar, şimdilerde siyasi ihtiraslarının güdümündedirler. İktidarın muhalif görünen sözcüleridir. Esasen kendi gruplarının çıkarlarını kollamak adına da sonsuz bir kin ve nefret duyarlar...”
Yıl 2010 ve Türkiye: Aynen böyle!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları