Herkesin yerini bilmesinin zamanı gelmedi mi?..

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Siz de fark ettiniz mi;

Polis memuru Cumhur Özsoy, şehit eşi, evladının/Elif'inin annesi Nefize Özsoy'un cenazesinde nasıl zor tutuyordu kendisini...

Belliydi; acısıyla yarış halindeydi öfkesi.

Çenesi ve avurtlarının aldığı şekil ele veriyordu; dişlerini sıkıyordu, hem de ne sıkmak... Yumrukları da öyleydi belki de biz göremedik televizyon ekranında.

 

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun, arka sıradan öne itilip, Nefize'nin babasıyla arasına girmeye çalıştığı ve "baba-oğul" kıymetlilerini yan yana, omuz omuza, birbirlerine tutunarak uğurlamak varken -kim olursa olsun- aralarına bir "yabancı"yı almak durumunda bırakıldıklarında fark ettim Cumhur Özsoy'un tepkisini... Yanındaki emniyet müdürünün kulağına eğildi; söylendi. Müdürü önce  "telkin"e çalıştı, baktı olmuyor, Cumhur'u kenara çekti ve "siyaset" ile şehit eşinin acıdan taştı taşacak yüreği arasında "tampon bölge" yaptı kendini.

Uyduruyor da olabilirim ama o beden dilinin sessiz çığlıklarla haykırdığı buydu sanki.

 

Kemal Bey'i suçlamıyorum; elbette gitsin şehit cenazelerine, helalleşsin milletin evlatlarıyla... Ama ne o, ne öteki siyasiler unutmasınlar; o çocuklar herkesten önce, bir ömür boşluklarıyla yaşamaya mahkûm ailelerine aitler! Lafla "hepimizin annesi-babası" da olmuyorlar, "hepimizin evladı" da kalanlar; üç gün sonra herkes kendi mutluluğuna çekilip de ortalık tenhalaştıktan sonra ateş sadece onların yüreklerini kavuruyor...

 

"Atanamayan öğretmen" kontenjanından şehit oldu Nefize Özsoy;

Atanabilseydi...

Belki o zaman "şehit öğretmen" olacaktı, bilmiyoruz, ama bu "atanabilseydi" ukdesi olduğu sürece ailesinin içinde hangi iktidar partisi üyesi giderse gitsin "başsağlığı"na, pekala "hakaret" sayabilirler; hakları...

Daha bir yıl olmamış; kendisi de PKK saldırısına uğramış Cumhur Özsoy... Ki o günler tam da "istikşafi görüşmeler" ile "istemezük" arasına sıkışan koalisyon kuramama günleri... Ve "başka bir Türkiye mümkün müydü; bu kanlı tezgâh bozulabilir miydi" ukdesi olduğu sürece yüreklerinde; herhangi bir muhalefet partisi üyesinin başsağlığını da aynı şekilde hakaret sayabilir şehit aileleri...

Anlayabilmeli ve herkes yerini bilmeli artık bence... Acının protokolü olmaz. Bunun için kurala kaideye gerek yok; vicdan yeter; açılın artık beyler, açılın, iki dakika müsaade edin de ana-baba evladıyla, evlat ana-babasıyla, eş yâriyle son defa "baş başa" kalabilsin, içinden geldiği gibi vedalaşabilsin... Size cenaze çok, onlar için o anın "bir daha"sı yok...

 

 

Hangi hukuk devletinde

"kamuoyu" veriyor cezaları?

Balyoz kumpasının psikolojik harekât dairesi gibi faaliyet gösteren Taraf'ın o günkü yöneticileri Yasemin Çongar, Ahmet Altan ve Yıldıray Oğur ile "bavulcu" Mehmet Baransu'nun yandaş medyaca linç edilmesini eleştiren Ertuğrul Özkök, "bırakın cezalarını kamuoyu ve vicdanları versin" diyor...

Haysiyet cellatları tarafından infaz edilmeyi hazmedemeyip intiharı seçen şerefli bir Türk subayının ardından "mermiye kafa attı" diyebilen bir zihniyetten "vicdan" ummak, -hele ki hâlâ 'yine olsa yine yaparız' diyorlarken- beyhude...

Elbette medya mahkemelerinin linç hükmüyle belirlenmesin akıbetleri... Ama ne demek "yargılatmayalım?" Yanlarına kâr mı kalsın?

Yargılansınlar ama bir hukuk devletinde olması gerektiği gibi, kamuoyunda değil bağımsız mahkemelerde ve adil biçimde.

 

Ucube başlıklar

 

Başlık şu: Peru'da korkulan olmadı.

 "Seçilmesinden korkulan" Keiko Fujimori; çünkü on binlerce kişiyi kısırlaştırmakla suçlanan eski devlet başkanı Alberto Fujimori'nin "faşist-diktatör genleri" taşıyan kızı kendisi! "Korkulmayan"a gelince, "Fujimori mağduru" solcuların da oyuyla seçilen Pedro Pablo Kuczynksi bir neo-liberal ve Dünya Bankası'nın hediyesi! Öyle "oh"luk bir durum yok yani. Aksine yağmurdan kaçarken doluya tutulmak gibi...

 

"Reyiz"in yurda intikalinden sonra Atatürk Havalimanı VİP çıkışına bir kitabe dikilsin bence; GİTTİM, GÖRDÜM, GELDİM!..

" - Konuşma yapayım.

-              Hayır!

-              Örtü serelim.

-              Hayıır!

-              Kur'an okuyalım.

-              Hayııır!

-              Ben dünya lideriyim ama.

-              Hayıııır. "

                     Atilla Taş

 

 

Çok ilginç...

 

İftara yarım saat kala İstanbul'un hemen her noktası araç konvoylarıyla kilitlenirken, hoca "Allahu ekber" dediğinde in cin top oynuyor yollarda! Onca araç buharlaşmadığına göre; eyyyy dakikalar içinde İstanbul trafiğini sıfırlayan irade; ne olur gitme, Ramazan'dan sonra da kal bizimle!

  • Yorumlar 3
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları