Herşeyi bilen adam

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Dedikoduya bayılmış, kendisi de pek çok dedikoduya malzeme olmuş bir gazeteci olarak yazdıkları değil, konuştukları anlatılıyor

Hangi kanalın kime satılacağından, belli bir konuma kimin atanacağına kadar lüzumlu lüzumsuz pek çok dedikodu geliyor kulağıma ve kaynağını sorduğum zaman herkes tereddütsüz tek bir ismi gösteriyor: Fehmi Koru. Ömrü boyunca dedikoduya bayılmış, kimi zaman kendisi de dedikodulara malzeme olmuş bir gazeteci olarak yazdıklarını değil konuştuklarını anlatıyorlar. Daha çok sohbetlerde, çay üzeri anlattıkları. Yazsa gazeteci diyeceğiz zaten. Cumhurbaşkanı’nın özel kalemi gibi davranmanın yanına, bir de çeşitli imtiyazlarla edindiği bu bilgileri kritik noktalardaki insanlara yaymak var demek. Mesela Sabah-atv’nin satışından da ortalığı Fehmi Koru’nun karıştırdığı, çeşitli aşamalarda belli konularda müdahalesi olduğu konuşuluyor. Zaten o kurumdan da dünyanın en gereksiz programı için epey bir miktar alıyor.
Basında dedikodu bir motiftir, gazeteciler de çok sever, stresli mesleğimizde bir renktir kimin kiminle uğraştığının üzerinde durmak. Ancak Fehmi Koru’nunki çoktan Babıali Yokuşu fısıtılarını aşmışa benziyor, iddialar doğruysa.
Bundan bir süre önce Fehmi Koru orada burada, sohbet esnasında, kimi gazetecilerin arasında övünerek bazı bilgileri ifşa ediyor. Artık o kadar çok yerde konuşuyor, o kadar çok yayılıyor ki bana bile geliyor konuştukları, düşünün. Övündüğü konu şu: Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınacak bir gazetecinin ismini veriyor. Kimse üzerinde durmuyor, Koru gibi Cumhurbaşkanı’na yakın bir gazetecinin bile böyle bir şeyi bilemeyeceği düşünülüp geçiştiriliyor.
Aradan bir hafta geçiyor ve Ergenekon kapsamında bir gazeteci göz altına alınıyor: O gün Fehmi Koru’nun ağzından çıkan isim, yani Vedat Yenerer.
Rivayete göre bu bilgisinin teyit edilmesinin ardından Koru yine meydana çıkıyor, sağda solda yeni istihbarat bilgileri anlatmaya başlıyor. Anlattığı yine Ergenekon operasyonu kapsamında bu sefer iki gazetecinin göz-altına alınacağı iddiası.
İddiayı aktaranlar, Koru’nun daha önceki istihbaratının doğru çıktığını göz önünde bulundurarak bu bilgileri veriyor. İki isimden biri hakikaten Türkiye’yi sarsacak nitelikte, çok şöhretli bir gazeteci. Son zamanlarda muhalif çıkışlarıyla konuşulan ve kendisinden bir siyasi hareket yaratması beklenen çapta bir isim...
Ancak bu ismin şöhreti gelecek muhtemel tepkilerden dolayı operasyonu düzenleyecekleri tereddütte bırakıyormuş.
Merak edilen, Koru’nun bu bilgilere neden sahip olduğu. Ya birileri onun adını kullanarak dezenformasyon yapıyor ya da o birileriyle bu yakın temasları sonucu isimleri alıyor ve yayıyor. Ancak ikinci şıkta, iletişimin karşılıklı olma esasına dayanarak Fehmi Koru’nun da bu bilgiler karşılığında kendinden bir şeyler söylenmesi beklenmez mi?
Fiilen gazeteciliği bırakan Fehmi Koru, kimi gazetecilerin kapısına çarpı konmasının, Nazi Almanyası’nda olduğu gibi fişlenmesinin yolunu açmış olabilir mi? İnanmak istemiyorum. Ama bu bilgilere sahipse ve yazmıyorsa, bu fişleme operasyonuna sessiz kalarak dahi önemli katkı sağlamış olabilir. Bu soru aslında onun bağlantılarına sahip bir ismin neden arkadaşları iktidara geldikten sonra gazetecilik yapmadığıyla da ilintili. Geçmişin Taha Kıvanç’ıyla bugün kitaplardan, seyahatlerden bahseden Taha Kıvanç arasında ciddi bir “haber” farkı var.
Eğer önümüzdeki günlerde Fehmi Koru’nun yaydığı söylenen isimler gözaltına alınırsa Ergenekon operasyonu çok daha ilginç bir hal alacak. O zaman Koru’nun gerçekten vermesi gereken bir hesap olacak.
Ya da şunu yapsın: Kendi yakın çevresinde bu kadar fazla “Her şeyi ben bilirim” havasında konuşmasın. Çünkü bizzat bu dedikodular onun odasının içinden çıkıyor; yayanlar bizzat tanıklar.  * Oray Eğin/ Akşam


+++++


Sivil otorite ne yapıyor?

 Medya ağızbirliği etmişçesine “Irak’tan çekilme kararını asker çoktan vermişti, Amerika’nın bunda hiç etkisi yok, ayrıca hükümetin de çekilme kararını bilmiyordu” diye yayın yapıyor. Özellikle AKP yandaşı medyanın manşetleri böyle. Asker göklere çıkarılıyor.
Fena halde yanıldığımı anladım. Bazı okurların tersten okuduğu ironik yazılarımda silahlı kuvvetlerin siyasi iktidara bağlı olduğunu ve çekilme kararının aslında hükümete sorulması gerektiğini yazmış ve “Bu böyle olmuştur” demiştim.
Meğer öyle değilmiş. Asker bağımsız hareket etmiş, hükümete haber bile vermemiş. Cumhuriyet tarihinin en önemli kararlarından birini kendi başına alıp uygulamaya sokmuş.
Burada anlamadığım her yerde ve her zaman askere hakaret etmek amacıyla “Asker konuşmasın, asker siyasi iktidarın emrindedir, onun söylediğini yapar” diye çığlıklar atanların şimdi “Bravo askere, ne de güzel kendi başına karar aldı, hükümete sormadı bile, doğrusu budur” diye yazması.
İşte bu beni çok huylandırıyor. Askere hakaret için hiçbir fırsatı kaçırmayanların şimdi bağımsız hareket eden askere övgü düzmelerinin ardında herhalde hükümeti korumak çabası var. Çünkü sonuçta kamuoyu, açıklamalar ne yönde olursa olsun “Amerika talimat verdi Irak’a girdik, talimat verdi çıktık” görüşüne inanıyor. Bunun aksini ispatlamaya hiçbir propaganda gücü yetmez aslında.
Ama garip olan askerin iktidara böylesine kalkan olması. “Ben yaptım her şeyi” diyor Genelkurmay Başkanı. Öyle gerek görmüş ve çıkmış.
İyi güzel de şu iş neden Amerika “Çıkın dışarı” diye gürlemeden önce yapılmadı. Eğer bu işin arkasında şu anda algılayamadığımız başka bir şey yoksa asker çok uzun yıllar üzerinden atamayacağı yeni bir “çuval” olayına imza atmış durumdadır.



+++++

Önemli bir soru
 İktidar “Çekilme kararından hiç haberimiz yoktu, asker doğrusunu yapmış” diyor. Asker “hedeflere ulaşıldığını ve herakatın planlandığı biçimde tamamlandığını ve geri çekilme kararının verildiğini” söylüyor.
Hepsi güzel. Ama ortada çok ciddi bir soru var; Amerika neden birden öfkeye kapılıp “Çıkın” dedi.
Askerin açıklamasına göre çekilme bu açıklamalardan önce başlamış zaten. Teknolojik üstünlüğü sayesinde bir askerin bile hareketini izleyebilen Amerika Türk askerinin çekilmekte olduğunu görmüyor muydu?
Amerika eğer gerçekten çekilmemizi istiyorduysa ve ilişkilerimiz çok iyiydiyse, bunu diplomatik yollardan söylerdi. Ama Amerika pek alışık olunmayan yöntemi seçti.
Demek ki Amerika Türkiye’yi dünyanın gözü önünde küçük düşürmek istedi. İşte bu neden? Bu soruya birinin cevap vermesi gerek.


+++++


ABD’nin gizli gündemi

Emekli diplomat Daver Darende , BOP’un buharlaştığı ya da Türkiye’nin operasyonu konusunda ABD’nin “samimi” olduğunu ileri süren kimi eski büyükelçilerin “iyimser” yorumlarına katılmıyor. Darende’ye göre Irak’ın kuzeyine yapılan operasyona verdiği onay karşılığında ABD’nin bir gizli gündemi var:
“ Ankara’yı ziyaret eden ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in ısrarla ” Kuzey Irak ile yakın ilişkileri kurun, ilişkileri derinleştirin “ açıklaması, eşbaşkanlığını Recep Tayyip Erdoğan’ın üstlendiği Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP), ABD için Kuzey Irak’taki Kürt oluşumunun ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
ABD’nin BOP ile bağlantılı Kuzey Irak stratejisinde Kürdistan projesinin altyapısı hazırlanırken PKK bir piyon görevi üstlenmektedir. PKK’nin, başta ABD olmak üzere Kuzey Irak’taki Kürt liderlerinin desteğinde olduğu unutulmamalıdır. ABD, BOP ile bağlantılı yeni stratejisini aşama aşama uygularken onaylanan operasyon karşılığında Türkiye’ye yeni roller vermeyi öngörmektedir. ABD’nin Afganistan’da gün geçtikçe artan başarısızlıkları nedeniyle bu ülkenin en çetin bölgesinde Taliban ile savaşmak üzere Türkiye’den ek asker talebinin yanında, İran’ı kuşatma ve tecrit etme doğrultusunda Türkiye’den çok yönlü ve geniş kapsamlı işbirliği talebinde bulunması beklenmelidir. Örneğin, İran topraklarına yöneltilmesi olası füze savunma sisteminin bir ayağının Türk topraklarında konuşlandırılması, ülkemizi son derece tehlikeli bir ortama sürükleyebilecek, ülkemizin ulusal ve stratejik çıkarlarını olumsuz yönde etkileyebilecek bir istemdir.
Ayrıca, yakın bir gelecekte Irak’ı terk edecek ABD Silahlı Kuvvetleri’nin Türk topraklarından geçmesi önerisi de gündeme gelebilecektir.”
Vardığımız noktanın sorumlusu kim? Daver Darende tek odağı işaret ediyor:
 “AKP’nin bugüne kadar izlediği, sürekli ödün veren ABD’ye bağlı dış politikası...”     
* Işık Kansu / Cumhuriyet



+++++

Güler Kömürcü’den  bir dava daha
Güler Kömürcü, Radikal ve Sabah’ın ardından Star gazetesine de dava açtı. Avukatı dava ile ilgili bir açıklama gönderdi.  “Ergenekon operasyonu kapsamında müvekkilim Güler Kömürcü hakkında çeşitli yayın organlarında gerçek dışı, usul ve yasaya aykırı haberler yayınlanmış ve yayınlanmaya devam etmektedir. Anılan haberler ile ilgili daha önce Radikal ve Sabah gazatelerine dava açtığımızı bildirmiş idik. Son olarak Star Gazetesinin 25.01.2008 tarihli sayısında çıkan ilgili haber hakkında yargı yoluna başvurulmuştur. Bilgilerinize sunulur. ”     
*  MEDYATAVA

 

 

YORUMSUZ

* Milliyet

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları