Hesaplaşmak mı, helâlleşmek mi?..

Ahmet SEVGİ

Son günlerde terörün tırmanmasıyla açılım tartışmaları tekrar alevlendi. Oysa ortada açılım maçılım yok. Nasreddin Hoca’nın: “Ya tutarsa!” diyerek göle yoğurt çalması misali hükümet de: “Bakalım ne çıkar?” deyip kuyuya bir “açılım” taşı attı. Medya da buna mal bulmuş mağribî gibi dört elle sarıldı. Açık oturumlarda öyle abuk sabuk şeyler konuşuluyor ki “Aydınlarımız cinnet mi geçiriyor acaba?” demekten kendimizi alamıyoruz. Keçecizade İzzet Molla’nın dediği gibi akıllılarımız böyle yaparsa budalamızın ne yapacağını varın siz hesap edin:
“Mecnûn ile bahsetmeye gitti ukalâmız//Var ana kıyâs eyle ne söyler budalamız.”
“Kürt açılımı”, “demokratik açılım”, “millî birlik ve kardeşlik projesi” gibi adlarla anılan fakat mahiyeti bilinmeyen sözde açılım projesi dolayısıyla Türkiye’nin çok şey kaybettiği kanaatindeyim. İnanın tartışma programlarını seyredemez olduk. Her gün yeni ihtilaf konuları icat etmeleri yetmiyormuş gibi, “Durup dururken kimse dağa çıkmaz. Geçmişle hesaplaşmalıyız. Teröristler dağlarda zor şartlarda mücadele ediyorlar. Onların da insan olduklarını unutmamalıyız.” tarzında ipe sapa gelmez laflar ediyorlar. Utanmasalar “Devlet teröristlere de silah ve erzak yardımı yapsın” diyecekler.
Beni en çok çileden çıkaran da “Geçmişimizle hesaplaşmalıyız.” lakırdısı oluyor. Bunu söyleyenlerin ya düzenli bir aile hayatları yok ya da iyi niyetli değiller. Zira aile hayatı ile devlet yönetimi birbirine çok benzer. Aile içinde ihtilaflar hatta haksızlıklar yaşanmaz mı? Muhakkak yaşanır. Bu anlaşmazlıkları çözmenin yolu, aile fertlerinin geçmişte yaşanan olumsuzlukları her akşam birbirlerinin yüzüne çarpmaları mıdır yoksa “Geçmişe takılıp kalmayalım, helâlleşip önümüze bakalım.” Bundan böyle “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için”  düsturuyla hareket ederek birlik ve beraberlik içinde yaşayıp gidelim” demek midir? Elbette bir arada kardeşçe yaşamak isteyen aile fertlerinin tercihi ikinci şık olacaktır. Devlet idaresi de buna benzer. Yaralar kaşınarak düzeni sağlamak mümkün değildir. Devlete düşen görev; herkese eşit mesafede durmak şartıyla vatandaşlarının hak ve hukukunu korumak olmalıdır... Bu çerçevede uzatılan el havada kalıyor ve “Öyle yağma yok, yaptıklarınızı burnunuzdan fitil fitil getirmezsek bize de feşmekân demesinler” şeklinde davranmada ısrar ediliyorsa orada söz biter. Hâlâ konuşmaya devam ederseniz havanda su dövüyorsunuz demektir.
Bizim yarım aydınlar “Akıl için yol bindir” diyorlarsa da “Akıl için yol birdir.” Kavga ederek, kusurlarımızı yüzümüze çarparak, eski defterleri karıştırarak, birbirimizin boğazını sıkarak, geçmişimizle hesaplaşarak kardeş olunmaz. Bunlar -tabiri lütfen mazur görün- atalarımızın ifadesiyle: “Kurumuş ...a su serpmek”tir. İnsanlar arasına kin ve nefret tohumu saçmaktan öteye geçmez.
Yahya Kemâl’in dediği gibi: “İnsanda derin bir yaradır köksüzlük” Şayet “köksüz” olmasak ve dünkü kültürel mirasımızdan haberdar olsaydık dostluk ve kardeşliğin, kusurları “teşhir”le değil, “tekmil” etmekle sağlanabileceğini bilir ve olmayacak duaya “âmin” demezdik.
Açık oturumlarda “allâme-i cihân” edasıyla: “Tarihimizle yüzleşmeliyiz, özür dilemeliyiz” lakırdıları eden “açılım tiyatrosu” oyuncularından, Haşmet’in (ö. 1768) aşağıdaki beyitini hatırlayan çıkar mı acaba? Sanmıyorum...
Tekmîl-i kusûr etmedir âyîn-i mahabbet//Noksâna nazar eyleyen ahbâb değildir.//

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş