Hillary Abla’ya verilen ‘gül-çiçek’ fotoğrafları

İsrafil K.KUMBASAR

Eşkıyanın yol kesip, ikisi asker, biri sağlık görevlisi üç kişiyi dağa kaldırdığı günün akşamı, Bulgaristan’a bir uçak havalanıyor. Reis-i Cumhur hazretlerinin yanına aldığı vekillerden biri daha üç gün önce “Beklentiler karşılanmazsa sonu felaket olur” diye devleti tehdit eden Ahmet Türk.
Aynı zat, bir taraftan “Kürt halkı özgürlüğü için canını verecek durumdadır” ifadeleriyle, baltaların hazırlandığına dikkat çekerken, diğer taraftan ‘barış’ ve ‘kardeşlik’ oltası ile bulanık suda balık avlamayı sürdürüyor.
BDP’nin ‘boykot eylemini’ binlerce feet yükseklikte ‘ikna’ ile sonlandırmayı hedefleyen Reis-i Cumhur, ‘rehin alınan askerler’ konusunda tek laf etmiyor.
Onun yegâne sıkıntısı, ‘yemin’ krizi:
- “Eğer yemin etmemekten maksat dikkat çekmekse, bu zaten gerçekleşmiştir. Gelip yemin etmeliler.”
Tamam, anladık. Yanında Ahmet Türk vardı. Yanlış bir laf ‘ters’ tepebilirdi. Peki, daha sonra bir iki kelam edemez miydi?
Misal: “Eğer asker kaçırmaktan maksat, buralar bizden sorulur mesajı vermekse, biz o mesajı ta başından beri aldık” diyemez miydi? Demedi.

***

Sorunların çözüm yeri Meclis ya, “Gelin burada konuşun, tartışın, anayasayı değiştirin” buyurdu hazret. Zaten başka bir şey deme şansı da yoktu, zira 15 Temmuz itibariyle ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Türkiye’yi ziyaret edecekti. Memleketin bir “Gül-Çiçek” bahçesi görüntüsü vermesi gerekiyor. Her şeyin ‘süt-liman’ görünmesi elzem.
İşte o nedenledir ki, ‘kaçırılan askerler’ hariç her konuya temas etti Abdullah Gül.
Yeni anayasa çalışmaları sırasında, ‘ülkenin en önemli meselesi’olan ‘Kürt’meselesinin ‘geciktirilmeden’ve ‘realist şekilde’ ele alınması gerektiğini söyledi.
‘Yol haritasını’ da verdi dizinin dibine oturttuğu yandaş güruha:
- “Hepimiz aynı ülkenin çocuklarıyız. Ortak büyük bir anlayış var ve demokratik, evrensel değerler. Bunları yan yana getirdiğimizde bu işlerin içinden çıkılır.”
Bir tarafta ‘yol kesen’, ‘asker kaçıran’, ‘mayın döşeyen’, ‘pusu kuran’ çocuklar ve onların el üstünde tutulan sözcüleri; diğer tarafta ‘sokak ortasında kurşunlanan’, ‘dağa kaldırılan’, ‘hunharca katledilen’ çocuklar.
Hepimiz bu ülkenin çocuklarıyız, nokta.

***


Clinton ziyareti öncesi tablo bu işte.
Muhtemel ki, siz bu satırları okurken yemin krizi çoktan aşılmış olacak. Reis-i Cumhur istiyor, TBMM Başkanı istiyor, İmralı istiyor, CHP yutkunuyor, MHP seyrediyor, Başvekil hazretleri zaten kendinden emin:
- “Göreceksiniz, tükürdüklerini yalayacaklar.” Daha önce de ifade etmiştik. Bu kriz eninde sonunda ‘tatlıya’ bağlanacak.
Sıkıysa bağlamasınlar, şunun şurasında Hillary Abla’nın ziyaretine ne kaldı ki?
Gelip de, her biri bir şekilde büyük efendiye biat etmiş ve ‘milli irade’ kılıfına sığınmış mebuslarımıza iki laf etmeden mi gidecek?
Endişeye, tasaya mahal yok.
BDP’liler tıpış tıpış Meclis’in yolunu tutacak. CHP’liler anayasaya sadakat yemini edecek. Başvekil hazretleri kıs kıs gülecek.
Çünkü işin ucunda ‘milli irade’ (!) var. Kimse milli iradeyi görmezden gelemez.
Peki ya sokak ortasında arkadan kurşunlanan, yolu kesilip kaçırılan askerler?
Sapla samanı birbirine karıştırmayalım lütfen.

***


Unutmayın, hepimiz aynı ülkenin çocuklarıyız. ‘Yolu kesilenin’ de, ‘yol kesenin’ de hakkını savunacak ‘evrensel değerlerin’ farkında bir Reis-i Cumhurumuz var.
Basına yansımadı ama, hazretin günahını almayalım. Belki de Ahmet Türk’ü bir kenara çekip, “Yahu sizin bu eşkıyalar meydanı boş mu buldu, nedir bu kepazelik?” diye sormuştur. Sormuş mudur, dersiniz?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş