Hoca, hacı, tüketmek vs..

Ahmet SEVGİ

Dil, cemiyetin aynasıdır derler. Gerçekten öyle... Toplumda görülen -menfi yahut müspet- her değişim muhakkak dile yani kelimelere yansır. Geçmişten günümüze doğru yazılı ve sözlü kaynakları incelediğimizde ahlâk ve âdetlerdeki bu değişimi adım adım takip edebiliyoruz.
İsterseniz önce “hoca” kelimesinden başlayalım.
Eski Türkçedeki “ata”, “koca” kelimelerinin karşılığı olan “hoca” (hâce) yakın tarihlere kadar saygı duyulan, âlim ve fâzıl insan anlamında kullanılıyordu.
Klâsik Türk şiirinde “hâce-i âlem”, “hâce-i kâinât” tabirleriyle Hz. Peygamberimiz kast edilirdi. Yani “hoca” bir fikrin bir inancın veya bir topluluğun en büyüğü, en önde geleni için kullanılan bir sıfattı. “Hâce-i ahterân” (yıldızların hocası) mecazen “güneş” demekti.
Türkler arasında tasavvuf düşüncesini müesseseleştiren ilk velî olan Ahmet Yesevî’nin “hoca” unvanıyla (Hoca Ahmet Yesevî) anılması tesadüfî değildir.
Bu güzel ve anlamlı kelimenin (hoca) bugün artık sadece camide namaz kıldıran zevat için kullanılır hale gelmiş olması (hoca camide) mukaddesatını camiye hapsetmiş bir millet olduğumuzun resmi değil midir?
“Hacı” kelimesi de öyle... Malum, eskiden “hacı” sıfatı sadece hacca gidenler için kullanılırdı. Hacca gitmek de bugünkünden çok daha farklı bir anlam ifade ederdi. Yani hacca giden kişinin bütün günahlardan arındığına inanılır ve “hacı” olan zat da bu hali devam ettirmek için özel gayret gösterirdi. Bu gayreti göstereceğine kalbi mutmain olmadıkça da hacca gitmekte acele etmezdi. Bütün bu incelikler unutulduğu ve hac ibadetine gösteriş budalalığı ve riyakârlık karıştığı için artık “hacı” sıfatı yaşlılar ve sakallılar için kullanılır oldu.
Bir de “tüketmek” kelimesine bakalım...
Günümüzde “tüketmek” ifadesini -örnek cümlelerde de görüleceği üzere- daha çok “yiyip içmek” anlamında kullanıyoruz: “Günde en az beş litre su tüketilmelidir.” ,  “Doktorlar bol bol sebze ve meyve tüketilmesini salık veriyor.”, “Unlu mâmuller tüketiminde büyük artış var.”
Peki, “yeme-içme” yerine niye “tüketme” fiili kullanılıyor acabâ? Çünkü bizim kadim kültürümüzde “yemek-içmek” beraberinde “israf etmeme”yi de getirirdi. “Yiyin, için, israf etmeyin” (Âraf Sûresi, Âyet: 31) buyruğu asırlardır bu milletin hafızasında yer etmişti ve “yemek-içmek” hemen israf etmemeyi çağrıştırırdı. Oysa “tüketme”nin böyle bir fonksiyonu yok. Tüketim ekonomisi “yemek” ve “içmek” fiillerini unutturarak bir bakıma “israf”ın kapısını aralamış oldu. Dindarlar arasında bile  “israf”ın esamisinin okunmaz hale gelmesini başka türlü nasıl izah edeceksiniz?
Bir diğer örneğimiz de “inanç turizmi...”
Küreselleşmeyle beraber dünyanın küçülmesi ve seyahat imkânlarının artması doğal olarak “turizm sektörü”nün doğmasına yol açtı. Böylece bazı paragözler de insanların inançlarına “gezip eğlenme” virüsü bulaştırarak kendilerine yeni bir kazanç kapısı açmış oldular ki bu yapıyı en iyi ifade edecek olan tabir elbette “inanç turizmi” olacaktır.
Kısacası; ahlâkî değerlerimizdeki aşınmayı görmek istiyorsanız uzun uzun araştırma yapmanıza gerek yok. Kelimelerdeki bu anlam kaymalarına bakmanız sanırım yeterli olacaktır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş