Hoşgörü, nankörlük ve tarih bilmek!

Altemur KILIÇ

Ölüleri hayırla yâd etmek, mübarek dinimizin icabı, “Hoşgörü”  de, yüce milletimizin vasfı... O kadar içimize işlemiş ki, azılı düşmanımızın ölümünün arkasından kötü konuşmak bile içimizden gelmez. “Allah taksiratını affetsin”  deriz... Yaptıklarını çabuk unuturuz! Ne var ki, bu hasletimiz, mukabele görmez. “Hoşgörümüz”  yanlış anlaşılır, zaaf sayılır! Sonunda zararlı çıkan, hep biz oluruz!

Ermeniler
Ermeniler konusunda da, böyledir... Osmanlı döneminde de,  Ermenilere gösterilen hoşgörü onlara “sadık teba”  denmesi ve en yüksek mertebelere yükseltilmeleri, Avrupa başkentlerine Büyükelçi, hükûmette en kilit bakanlıklarda nazır tayin edilmeleri, unutulmuştur. Bazılarının ihanetlerini biz unuttuk, hatta hoş gördük ama bu ülkeye sadık ve her alanda büyük hizmetler verenleri hep, hayırla ve sadece “toprakları bol olsun” diye değil “rahmetle” andık. Anarız! Ermeni vatandaşlarımızın her alanda; sanatta, musikide, tiyatroda, mimarlıkta hizmetlerimi inkâr etmek mümkün mü? Onlar kültür zenginliğimizin parçaları! Bu, inkâr edilemez. Ancak buna karşılık, “soykırımı efsanesi” gerçekler unutturularak devam edip durur!

ASALA cinayetleri
Son elli küsur yılda, elliden fazla değerli insanımızın, diplomatımızın, ASALA tarafından öldürülmesini, dostlarından, meslektaşlarından ve yakınlarından başka, kim hatırlıyor. Sözde “soykırımı” diye mangalda kül bırakmayan, her Nisan ayında, “özür dilemek”  için imza açan sözde aydınlar bu gerçek milli şehitlerimizi anarlar mı? Ermeni diasporasından “özür dilemelerini” isterler mi? Fakat sayelerinde, Hrant Dink, “değirmen taşı” gibi boynumuzda asılı kaldı. “Hepimiz Hrant”  olduk. Hakkında kitaplar, şiirler yazılıyor ve bu efsane sonsuza kadar sürecek gibi. Bir vatandaşımızın, bir meslektaşımızın, alçakça bir suikasta kurban edilmesi hepimizi yaralamıştır. Ancak, mesele, bu menfur cinayeti telin etmekle, hatta Hrant’ı ölümünün yıldönümünde anmakla kalmadı, adeta “milli şehit”  olarak “Panteonumuza” girdi. AİHM de, Dink’in Türklüğe açık hakareti, “zehirli Türk kanı” demesi hasıraltı edildi, bunun savunmamızda “ağır tahrik” olarak gösterilmesi, mâlum çevrelerin tepkilerine sebep oldu; sonunda, savunma, devletçe, geri alındı. Ama gene mahkûm olduk! Cumhurbaşkanı Hrant Dink’in eşini kabul etti, özür diledi. Fakat gerçek şu ki; Hrant Türklüğe açıkça hakaret etmişti. Bu suçtur, vatana ihanettir! Tabii ki cezası öldürülmek olmamalıydı, o başka! Hrant Dink efsanesi, adeta “milli” suçluluğumuzun itirafı gibi! Fakat diyeceğim şu ki: Ama yetti gayrı; Hrant’dan, gına geldi. Ermeni şivesiyle artık “fazla oloor”!
Ne yazık ki, Türklüğü bölmek için Kürtler gibi, Ermenileri de kullandılar ve kullanıyorlar!

Akdamar ayini
Akdamar’da yapılan ayin de hoşgörümüzün bir jesti olarak görülebilir. Ama acaba bu mesaj özellikle Diaspora tarafından doğru algılandı mı? Yoksa günah çıkarmamız olarak mı sayılacak? .
Evet, “Hrant Dink” yetti, ama bu vatana hizmet etmiş ve Türklüğe bağlı Ermeni kardeşlerimize sevgimiz bitmez.

Tarih bilmek
 “Hoşgörü”  dedik; bizim gaflete varan hoşgörümüz  “baştan”  başlıyor.  “Cumhurbaşkanımız”  Gül, Türk milleti adına Ermenistan Cumhurbaşkanına mesaj göndererek Ermenistan’ın  “bağımsızlığını” tebrik etmiş yani soykırımını kabul etmiş, sınır kapılarını açmanın, sınırları değiştirmenin sinyallerini vermiş!..
Herhalde Ermenistan’ın  “bağımsızlığının”  tarihini bilmiyor... Ama, “hoşgörü” konusunda şahane! Üzerine diyecek yok! New York’ta BM Genel Toplantısı esnasına Ermeni  “mevkidaşını” kucaklamışsa şaşmam!!!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş