Hristofyas uzlaşmadan yana mı?

A+A-
Rauf DENKTAŞ

4 Temmuz tarihli Simerini gazetesinde Hristofyas’ın şu beyanatı var:
Kıbrıs meselesini Türkiye’nin AB üyeliği ile birlikte yürütmek isteyen yabancılar var. Bunlar Türkiye’nin her ne pahasına olursa olsun AB üyeliğinde ilerlemesini istiyorlar.
Biz, Türkiye’nin her ne pahasına olursa olsun AB sürecinde ilerlemesine razı değiliz. Türkiye’nin ilerlemesini istiyoruz ancak her ne pahasına olursa olsun değil, ilerleme uygun, doğru şartlar altında olmalı, yani Kıbrıs Cumhuriyetine ve AB’ye karşı mükellefiyetlerini yerine getirmeli. Biz bu şartlarda ısrarlıyız.

Hristofyas  “Kıbrıs Cumhuriyeti”  dediği Rum idaresinin AB üyeliğinden güç alarak bu kabadayılığı yapabiliyor.

Bugüne kadar, Kıbrıs Rum idaresini  “meşru hükümet”  addederek AB üyesi yapmış olanlar hatalarının farkındadırlar.

AB, bu hatayı yapmakla 1960 Uluslararası Antlaşmalarla var olan iki demokrasiden bir tanesini yok farzetmek suretiyle kendi ilkelerine ters düşmüştür. AB, Rum idaresinin 1963’ten 1974’e kadar yaptıklarına, kanlı siciline bakmamakla, üyelik kriterlerine uymayan suçlu bir ortağı (böylelikle yarı Kıbrıs’ı) üye yapmıştır. AB, Hristofyas’a bu gerçekleri hatırlatmalı, 1963’den bugüne Güneydeki 103 Türk köyünde yaptıklarının tazminatını ödetmeli, Türklerin hiçbir zaman hükümeti olamayacağını da vurgulayarak, Kıbrıs meselesi denilen meseleye gerçekçi bir teşhis koyarak bu meseleyi Türkiye’nin önüne “engel” olarak koymaktan vazgeçmelidir.

Hristofyas, Maraş’ın iadesini istiyormuş. Bunu talep edebilmek için 103 köyün tazminatını da görüşmeye hazır olduğunu açıklamalı, “Kıbrıs meselesi 1974’te başlayan işgal meselesidir” yalanının arkasına saklanmaktan vazgeçmelidir.

Hristofyas, “Kıbrıs meselesini” halledecekse, halkına, bu meselenin ne olduğunu, Enosis için ne zaman kimin tarafından nasıl başlatıldığını; “1963’te Türkler isyan etti”  propagandasının tamamen yalan olduğunu, 1963’ten itibaren Türklere yapılmış olan haksızlıkları açıklamalıdır.
 “Kıbrıs meselesi 1974’de başlayan işgalden kaynaklanan bir meseledir”  yalanının temel olduğu bir yaklaşımla bu mesele halledilemez; hele, “dünya bizi tanıyor, KKTC’yi tanımıyor; biz Kıbrıs olarak AB üyesiyiz”  saçmalığı devam ettiği sürece, 1960 Antlaşmalarının öngördüğü içte ve dışta var olması gereken dengeler yeniden kurulamaz. İki halk, iki devlet ve Türk-Yunan dengesini koruyan bir formül kaçınılmazdır.

Yazarın Diğer Yazıları