Hristofyas'la da olmayacak

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Talat-Hristofyas görüşmelerinin ilk safhası sona erdi. Buna tanışma veya flört safhası da denebilir. Aklı başında olan herkes bu safhadan sonra “al-ver” safhasına geçilebilmesi için taraflardan birinin diğerine boyun eğmiş olması gerektiğini teslim edecektir. Kısacası, kan ve toplu mezarlarla bozulmuş olan 1960 nikâhının yerine masa başında tatlı acı sözlerle yeni bir nikâh kıymak mümkün görülmemektedir. Bana göre kalıcı ve Kıbrıs Türklerinin haklarını koruyan bir anlaşma için gereken zemin yoktur ve oluşmamıştır. 
Nedenlerine bakalım: 1- Rum tarafı “Kıbrıs meselesi 1974’de başlayan işgal meselesidir”  noktasında durmaktadır. 2- İşgal kalksın, asker ve yerleşikler adadan çıksın, işgal nedeni ile yerlerinden olan Rumlar yerlerine dönsün görüşü devam etmektedir. 3- İki kesimlilik Türk tarafının hayal ettiği gibi olamaz; Üniter Kıbrıs devleti beledi sınırlar açısından iki bölgeli olabilir ancak BM kararları ve AB normlarına göre Tek Halktan oluşan Kıbrıslıların ada sathında her yere gitme, yerleşme ve mal mülk edinme hakları kısıtlanamaz. 4- Garanti sistemine gerek yoktur; AB üyeliği yeterli garantidir. 5- Anlaşma BM kararlarına uygun olacak, AB normları ve insan hakları uygulanacak yani, kısacası TEK HALK (Kıbrıslılar) nüfus oranına göre demokratik şekilde çalışacak işlevliği olan bir devlet yapısına kavuşacak. 6- Kurucu devlet yoktur, eyaletler vardır ve bunların hudutları (egemen hudut olmadığı için) zaman içinde değişebilecektir. 7- Eşitlik iki devlet arasında eşitlik anlamına gelemez çünkü tek devlet, tek egemenlik, tek halk görüşmelerin temeli olarak kabul edilmiştir. 8- Halk ile ülke ve kurumlar ile ekonomi birleştirilecektir. 9- Türkiye adadan uzaklaştırılacak, Kıbrıs Türkleri ile Türkiye arasındaki irtibata son verilecektir. 10- Kıbrıs Helen adasıdır ve öyle kalacaktır. 11- Helenizm’in davasından taviz verilmesi söz  konusu değildir. 12- Zaman içinde Türkleri asimile etmek bahis konusudur.
İçimizde Rum tarafının liderliği ile, Milli Konseyi ve Yunanistan’ın desteği ile milli vizyonu ve uğraşı bu değildir diyecek olan varsa bunun nedenlerini bana yazsın, tartışalım.
1990’larda Rum liderlerinin benzeri talepleri karşısında Kıbrıs Türklerinin kurucu ortaklık hakları ile garantilerin devamında ve eşitliğin egemenlikten kaynaklanan bir eşitlik olmasında ısrar ettiğim için bir sonuca varılamamıştı. Şimdi Sn. CB Talat’ın  “egemenlikten”  bahsetmediğini görüyoruz.  “Merkezi idareye yetkileri biz vereceğiz, geriye kalan yetkiler de bizim olacak; ayrı coğrafyamız olacak; kurucu devletler eşit olacak; yeni bir devlet doğacak ve Garantiler devam edecek”  sözleri ile ortaya konan vizyon ile Rum tarafının vizyonu arasında dağlar kadar fark vardır. Nerede kaldı ki merkezi idareye yetki verecek olan tarafların iki eşit egemen taraf oldukları her iki tarafça, açıkça kabul edilmediğine göre “arda kalacak yetkilerin” egemenlik yetkileri olacağını varsaymakla bir yere varılamaz.  Konu, bu şartlarda uzlaşma mümkün mü, değil mi konusudur. Bana göre biz teslim olmadıkça uzlaşma mümkün değildir. Devletten ve egemenlikten vazgeçerek varılacak her sonuç, 1960 Antlaşmalarında olduğu gibi, Rum’un insafına terk edilmiş olacaktır, hem de bu kez  “fiili ve etkin Garantiden yoksun” durumda.
Kıbrıs Türküne bu kötülüğü yapmak ve Kıbrıs üzerinde var olan Türk haklarına da ihanette bulunmak yetkisi kimseye verilmiş değildir.

Yazarın Diğer Yazıları