Hükmünü icra etmek...

A+A-
Ahmet SEVGİ
Tanzimat öncesi şiirimizde sosyal meseleler ön planda değildir. Divan şiiri daha çok  “saf şiir” veya  “kültür şiiri” niteliği taşır. Türk şiiri sosyal hayata Tanzimat’tan sonra yönelmiştir. Ziya Paşa, Namık Kemâl, Yusuf Kâmil Paşa gibi şairlerin şiirlerinde siyasi ve sosyal meselelerin dile getirildiği güzel beyitler vardır. İşte onlardan biri:
“İcrâ-yı hakk için geçer âdem hükûmete//Haktan ziyâde hükmünü icrâya sa’y eder.” (Yusuf Kâmil Paşa)
Şair bugünkü dille şöyle diyor:  “İnsan, hak ve adaleti sağlamak iddiasıyla iktidara gelir. Ama hak ve adaletten ziyade, kendi hükmünü icraya çalışır.”
Yusuf Kâmil Paşa’nın söyledikleri ayn-ı hakikattir. Bu iş dün de böyleydi, bugün de... Yani iktidara talip olanlar dün de hak ve adalet vaat ediyorlardı bugün de vaat ediyorlar. Lakin iktidara geldikten sonra dünküler gibi, bugünküler de hak ve adaleti unutup “astığını asmaya, kestiğini kesmeye” yöneliyorlar. Başbakanımızın 23 Nisan’da bir müddet koltuğunu kendisine bıraktığı kızımıza  “Yetki sende, ister asarsın, ister kesersin” demesi, iktidar (güç) algısının bir tezahürü değil midir?
Bana sorarsanız insanı iki şey değiştirir:
1- Güç (makam-mevki).
2- Para.
Atalarımız  “Altını mihenk taşında, insanı iş başında denerler” diyorsa da bence insan tabiatını keşfe en müsait şey “para” ve “güç” tür. Tarih sayfalarında hayat hikâyelerini ibretle okuduğumuz Firavun, Hâmân, Haccâc gibi zalimleri zulüm ve istibdada sevk eden, olağanüstü güçleri değil miydi? Şunu da hemen belirtelim ki yöneticileri diktatörlüğe yönelten, öncelikle çevrelerindeki dalkavuklardır. Dolayısıyla, devlet adamlığı bu yağcılar zincirini kırıp kıramamakla doğru orantılıdır. Alkışın câzibesine râm olmamak büyük bir devlet terbiyesi gerektirir. Yazık ki böyle bir terbiyeye sahip kişilerin o makamlara gelmesi bugünkü sisteme göre imkânsız görünüyor.
İnsanı değiştiren bir başka unsurun da  “para” olduğunu söylemiştim. Evet, insanı para da değiştiriyor. Paranın insanı nasıl değiştirdiği konusunda en çarpıcı örnek şüphesiz ki Kârûn’dur. Rivayet ederler ki Cenab-ı Allah, Hz. Musa’ya  “Tevrat” ı altın suyuyla yazmasını emreder. Musa aleyhisselam: “Yâ Rabbi, ben altına sahip değilim, onu nasıl bulayım da yüce kitabını altın suyuyla yazayım” deyince Allah ona ilm-i kimyayı öğretir. Kârûn o zaman fakir birisidir. Hz. Musa acıyıp ilm-i kimyayı ona da öğretir. Artık Kârûn’a zenginliğin kapısı açılmıştır... Anlatıldığına göre Kârûn’un hazinelerinin anahtarlarını yüz deve taşırmış. Her anahtarın bir  “dirhem”  olduğu ve yetmiş kapı açtığı düşünülürse sanırım Kârûn’un ulaştığı zenginliğin boyutunu tasavvur etmek zor olmayacaktır. Ancak, bu kadar zengin olmasına rağmen kendisinden malının zekâtını vermesi istenildiğinde Kârûn buna yanaşmaz. Dahası, bir hayat kadınına rüşvet vererek,  Hz. Musa’ya iftira ettirmeye kalkar... İşte paranın insanı nasıl değiştirdiği konusunda ibretlik bir kıssa...
Kısacası; bana göre insanoğlu için iyilik esas, kötülükse istisnadır. Fakat, güç (iktidar) ve paranın birtakım masum insanı kötülüğe sevk ettiği de bir gerçektir... Sakın bu söylediklerimden “para” ve “iktidar” dan (güç) uzak durulması gerektiği anlamı çıkarılmasın. Söylemek istediğim şudur: İnsanlarımıza, “para”  ve “iktidar gücü”nün kişiliğini değiştiremeyeceği bir eğitim vermeliyiz... Aksi halde Yusuf Kâmil Paşa’nın yaklaşık 150 yıl önce söylediklerini ilânihaye tekrarlamaya devam ederiz...
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları