Hükümet programında "yeni anayasa"

Sadi SOMUNCUOĞLU

Meclis'te 64. hükümet programı okundu. Burada Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş esaslarını ortadan kaldıran "yeni" bir anayasadan bahsedilmektedir. Gerçekleştiğinde, Anadolu coğrafyasında bin yıldır Türk Milletine ait olan egemenliği sonlandıracağı açıkça görülen hususlara temas etmek isteriz.

Şöyle ki:

1.            "Yeni" anayasa yapılacakmış,

2.            "Yeni" anayasada, kültürel ve toplumsal çeşitlilik esas alınacakmış,

3.            Herhangi bir etnik veya dini kimliğe referans yapılmayacakmış,

4.            Vatandaşlık tanımından "Türk" adı çıkarılacakmış,

5.            "Kürt" açılımı için "Çözüm süreci" devam edecekmiş,

6.            "Avrupa Yerel Yönetimler Şartı'yla uyumlu olarak merkezi idare ve yerel yönetimler arasındaki ilişkileri yeniden düzenlenip, üniter yapıdan "Ademimerkeziyete" [yerinden yönetime] geçilecekmiş...

Özetlersek, "yeni" anayasanın temel esasları böyle tasarlanıyor. Programda, "Bu anayasal sistem, Türkiye'nin AKP Hükûmetleri döneminde geçirdiği demokratik dönüşümü nihai sonucuna erdirerek, 2023 ve sonrasına yönelik kalkınma hedeflerine ulaşmasını kolaylaştıracak bir çerçeveye sahip olacaktır" denilmektedir.

Önce kısa bir değerlendirme yapalım, sonra da tarihe dönerek neler olmuş, ona bakalım.

1. "Yeni" bir anayasa ihtiyacının, Türk Milletine ait olan bu devletin, "çok ortaklı" devlete dönüştürülmesi için duyulduğu açıktır. Türk Milleti var oldukça, hiçbir iç ve dış odağın, hatta TBMM'nin "yeni" bir anayasa yaparak, devletin kuruluş esaslarını (kimliğini) değiştirme hakkı ve yetkisi yoktur. Çünkü, bu egemenlik asırlar ötesinden gelmektedir; Türk Milletine aittir, ortağı da yoktur.

Devlet çoğunluğun özelliklerine göre kurulduğu ve milletin bütününü temsil ettiği için, anayasaların her maddesi değişebilir, ama kimliği belirleyen maddelerine dokunulamaz. Nitekim 1876'da yapılan ilk Anayasamız Kanun-i Esasi ile 1924, 1961 ve 1982 anayasaları da sıfırdan yapılmıştır, ama devletin kimliğini belirleyen esaslara hiç dokunulmamıştır. Tarihin ve milletlerarası hukukun hükmü de böyledir.

2. Yukarıda 2 ve 3'üncü maddelerde bahsi geçen sosyal topluluklar (her millette olduğu gibi), Türk Milletinin ayrılmaz bütünlüğündendir; zira hepimiz Türk Milletiyiz. Millet, sadece etnik ve dini bir kimlik olmayıp, çok daha fazla unsurlardan oluşan sosyolojik ve siyasi bir varlıktır. Anayasalar millete göre yapıldığından, yegane meşru kaynağı da millettir. Milleti oluşturan sosyal gruplar, ayrıca anayasalarda yer almaz, eşit vatandaş olarak bütün özellikleriyle toplum içinde hür bir şekilde yaşarlar.

3. Türk adı vatandaşlık tarifinden çıkarılamaz. Çünkü; milletin kimliği, bireyin, devletin ve vatandaşın kimliğini de belirler. Kimlik; tarif eden ve belirleyen bilgi olduğuna göre, vatandaşın kimliğini, genel bir kavram olan hukukun yanında, özel bir kavram olan sosyoloji belirler.

Türk ile sorunu olanların, vatanı ve devleti sosyal topluluklar arasında paylaştırıp Türkiye Cumhuriyeti'ni ortadan kaldırmayı amaçladıkları bilinmektedir. Bunlara fırsat verilemez.

4. Yukarıdaki 5 ve 6'ncı maddelerde bahsi geçen "Çözüm süreci" ve "Avrupa Yerel Yönetimler Şartı"yla uyumlu olarak merkezi yönetimden "ademimerkeziyet" [yerinden yönetim]'e geçiş konusu çok önemlidir.

"Çözüm süreci"nin ne olduğu artık bellidir; PKK/KCK ile Habur, 5'inci Oslo ve teröristbaşıyla İmralı'da varılan mutabakat metinlerinde açıkça yazılıdır. Bu proje, örgüt teröre başvurduğu için beklemededir. Terör bir şekilde durdurulursa, uygulamaya devam edilecektir. Yani, ülkemiz bir nevi bölüşülecektir.

Ademimerkeziyet için tarihe gidelim.

27 Aralık 1907'de Paris, Kongre toplantısı, Sultan Abdülhamid'i devirmek isteyen cemiyetler tartışıyor.

1. Teşebbüs-ü Şahsi (Liberalizm) ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti. Başkanı Prens Sabahattin. Üyeleri; Türkler, Arnavutlar, Araplar ve Ermeniler. Amaçları istibdat yönetimini devirmek ve Meşrutiyet'in tekrar kurulmasını sağlamak.

2. Terakki ve İttihat Cemiyeti. Başkanı Ahmet Rıza. Memleketin bağrından çıkacak bir örgütlenme ile istibdadın yıkılmasını ve bu konuda yabancı devletlerin karıştırılmasına karşı çıkıyor. Prens Sabahattin, Osmanlıların kendi güçleriyle istibdadı deviremeyeceği için yabancı devletlerin ve en çok İngiltere'nin yardımını gerekli görüyor.

3. Ahmet Rıza, İkinci Meşrutiyet'in kurulmasından sonra memleketin iç yönetiminde merkeziyetçilik usulüne dayanılmasını istiyor. Prens Sabahattin ademi merkeziyete taraftar.

4. Ahmet Rıza, meşruti hükümet sisteminde izlenecek ideolojinin İslamcılık, Türkçülük ve Osmanlıcılığa dayanmasını, halifelik ve padişahlık haklarının saklı tutulmasını istiyor. Prens Sabahattin ve Ermeniler karşı çıkıyor.

Ahmet Rıza "amacımız 1876 Kanun-i Esasi'nin tekrar yürürlüğe konulmasından ibarettir. Bunlar Anayasa çerçevesinde saptanmış haklardır." demekte, Prens Sabahattin, Türkçülüğü reddetmekte ve sadece Osmanlıcılık ile İslamcılığı benimsemektedir.

Sonuç: 108 yıl önce de Türk, Türk egemenliği, merkezi yönetim, özerklik ve ayrışma gibi ölümcül konular tartışılmış. Türk'ün Devletini dağıtmak için meseleler hep aynı. İngiliz yine başrollerde! "Tarihten, ya ahmaklar ya da cahiller ders almazmış!" Ne dersiniz?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş