Hz. Mevlâna Müzesi

Agah Oktay GÜNER

Türkiye’nin müzecilik, tarihi eserler, ören yerleri konusunda dağ gibi çözüm bekleyen sorunları var. Ne hikmetse etkili ve yetkili olanlar bunlara çare düşünecek yerde bir huzur ve iman abidesi olan “Mevlâna Müze” sini problemler yumağı haline getirmek için gayret sarf ediyor. Müzedeki restorasyonla ilgili makaleme müze müdürü nezaketli, uzun bir cevap yazmış. Onun mektubuna karşılık hazırlarken bir gazetede Vakıflar Genel Müdürü’nün açıklamalarını okudum: Müze binasının mescid bölümünü ibadete açmayı düşündüklerini, müze vakfiyesinin bu yetkiyi kendilerine verdiğini ifade ederek şu mantığı öne sürüyor: “Yabancılar Mevleviliği; sade semâdan ibaret zannediyor. Biz mescidi ibadete açarak Mevlevilerin namaz kıldıklarını da ziyaretçilere göstereceğiz.” 
Huzura yılda 2 milyon ziyaretçi geliyor ve devamlı artış gösteren bu talebi karşılamak için müze girişleri; klasik müze giriş olan “Dervişân Kapısı” yerine, arka bahçeden “Üçler Mezarlığı’na bakan cepheden” açılan kapıdan yapılıyor. Çok iyi bilindiği gibi İslâm mimarisinde mekânlara mimari olarak esas kapıdan girilir. Dervişân Kapısı taşıdığı mana düşünülürse girişin buradan olması gerekirdi. Girişte izdiham olmasın düşüncesiyle bu değişiklik yapılmış iken mevcut mekânın mescid olarak hizmete açılması fevkalade boğuntuya sebep verecektir. Müzeye üç beş adım mesafede muhteşem mekânıyla Sultan Selim Camii dururken bu değişikliği anlamak mümkün değildir. Bilindiği gibi şimdi bahse konu mescid mekânında el yazması nadide eserler sergilenmektedir. Eskiden elmas ve pırlanta işlemeli bir kutu içerisinde korunan sakal-ı şerif’in bulunduğu camekân kaldırılmıştır. Semahâne’de bulunan Şems-i Tebriz, Hz. Mevlâna, Sultan Veled’e ait giysiler, Mevlevî musikisinin temel aletleri, çok değerli eşyaların sergilendiği camekânların hepsi kaldırılmıştır.
İkinci önemli nokta; Avrupalılar ve Amerikalılar Hz. Mevlâna’yı çok iyi tanıyor. Mesnevi’yi tercüme eden, şerh eden İngiliz Nicholson ve diğer araştırmacıların Anglo-Sakson âleminin Hz. Pir’i anlamasında büyük hizmeti olmuştur. Prof. Eva De Vitray, ilâhi bir aşkla Hz. Pir’in eserlerini Fransızcaya tercüme etmiş, Konya’da yaptığı vasiyet üzerine aziz naşı Paris’ten Konya’ya nakledilerek Hz. Pir’e yakın olacak şekilde Üçler Kabristanı’nda toprağa verilmiştir.
Hristiyan ve Musevi âlemi Hz. Mevlâna’nın İslâm’a ne ölçüde bağlı olduğunu çok iyi bilir. Zira O, geleceği görürcesine kendisiyle ilgili bütün mümkün ve muhtemel iddialara eserlerinde cevap vermiştir. Mesnevisi ve diğer eserleri “Kur’an’ın özü ve özeti” denilecek kadar yüce İslâmlığın, Hz. Peygamber’in ve İslâmi bakışın bir timsalidir. 
Hz. Mevlâna, şiirlerinde Kur’an’ın ruhunu, hadislerin gerçek anlamını; başta Mesnevi olmak üzere diğer eserleriyle asıl Müslümanlığı temsil etmektedir. Batılılar bunu böyle bilir ve böyle ifade eder. Sevgili Konya’mızda bazı yıllar semâ ayini yapılırken; konuşmalardan, meşrubat içmelerden, kuruyemiş çıtlatmaktan seninki hızlı döndü benimki daha hızlı döndü diye yarışma yapılmasından hep utandım. Çünkü Paris’te bulunduğum yıllarda özellikle Chatlet tiyatrosunda yapılan sema gösterilerindeki muhteşem sessizlik ve edep, beni çok duygulandırmıştı. Fransızların en çok yaptığı ise sessizce hıçkırarak ağlamaktı.
Müzenin önündeki elli yaşına varmış cânım çamlar kesilmiştir. Halbuki ziyaret öncesi ve sonrası o ağaçların altındaki gölgede insanlar kavuştukları ruh sükunu içinde tefekküre dalma imkanı buluyordu. Müze müdürü bana gönderdiği açıklamada ağaç kesimine temas etmiyor. Kim kesmeye teşebbüs ederse etsin, müdürlük Türkiye’yi ayağa kaldırmalıydı. Kültür Bakanlığı bu ağaçları yeniden diktirmelidir. Giriş avlusundaki havuzun parçalanması konusunda müdür bey sessizliği seçmiş. Hele müze iç bahçesinde bulunan “sebil”in yanındaki ağaçlar ve Celaleddin Bakır Çelebi’nin 30 yıl evvel diktiği yasemin ağacı kesilmiş, etrafındaki çimenler kaldırılmış ve sebil adeta kuru bir zavallı heykele dönmüştür. Yazılacak çok söz var... Ne yazık ki rölevenin, Kültür Müdürlüğü mimarları yerine belediye mimarlarına yaptırılması Türkiye’nin en çok ziyaret edilen ikinci müzesi için dönüşü mümkün olmayan büyük hata, yanlış ve kayıplara sebep olmuştur.
Hz. Mevlana’nın türbesinin tek zerresine dokunurken duyacağımız dikkat ve saygı; imanımızın, kimliğimizin, kültürümüzün bu nadide zirvesine layık olmalıdır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş