Hz. Mevlanâ’nın 740. vuslat yıldönümü...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Hz. Mevlanâ, 740. vuslat yıldönümünde Konya’da çeşitli etkinliklerle anılıyor. Mevlanâ diyarının ekmeğini yiyip suyunu içen birisi olarak çorbada bizim de tuzumuzun olması her halde beklenir. Öyle ise gelin  “Mesnevî”den tefe’ül eyleyelim ve bahtımıza çıkacak beytin gölgesinde biraz hasbi hâl edelim.
Açalım bakalım “Mesnevî”yi, sağdan üçüncü beyit olsun... Evet, güzel bir beyit çıktı şansımıza:
“Cân-ı cümle ilmhâ în est în // Ki be-dânî men kiyem der-yevm-i dîn”
Bu beyti Nahîfî Efendi (ö. 1738) nazmen şöyle tercüme etmiştir:
“Cümle ilm ü fazlın oldu cânı bu//Rûz-ı ferdâ sen nesin kıl cüst u cû”
Mevlanâ’nın beytini bugünkü dille şu şekilde Türkçeye aktarabiliriz: “Bütün ilimlerin özü kıyamet gününde nasıl olacağını bilmektir.”
Dinimizde ilme verilen değer malum... Kur’ân-ı Kerim’de “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” buyrulur. Hz. Peygamberimiz de âlimleri nebilerin varisleri olarak niteler. Şöyle etrafımıza bir bakalım, bu baş döndürücü teknik gelişmeleri hep ilme borçlu değil miyiz?.. Fakat bizim kültürümüzde madalyonun bir de öbür yüzü var. Bizde her şeyi bilmenin yanında “kendini bilmek” de önemlidir. Hatta kendini bilmek diğer bilgilerden çok daha önemlidir. Bağdatlı Rûhî ne güzel ifade etmiş:
“Dermiş hakîm bilmediğim nesne kalmadı// Dünyâyı bildi kendini bîçâre bilmedi” 
(Filozof, bilmediğim şey kalmadı dermiş. Bîçâre, dünyayı bildi, kendini bilmedi.)
Biz biliyoruz ki Allah’ı bilmenin yolu kendimizi bilmekten geçer. Anadolu’da İslâm’ı yaymakla görevlendirilen Yesevî dervişleri halka önce “kendini bilme”yi öğretmişlerdir. Nitekim Yunus Emre de:
“İlm okumaktan garaz kişi kendin bilmektir // Pes kendini bilmezsen bir hayvandan betersin”  diyor.
Bu noktada Mevlanâ’yı bir adım ileride görüyoruz. Ona göre gerçek ilim kıyamet gününde nasıl dirileceğini, halinin nice olacağını bilebilmektir.
İslâm inancına göre İsrafil’in “sûr”a ilk üflemesiyle büyük bir sarsıntı olur. Dağlar, bulutlar gibi uçuşur, yıldızlar tespih taneleri gibi etrafa saçılır. Hâmile kadınlar çocuğunu düşürür, analar emzirdikleri yavrularını unutur. Taş taş üstünde kalmaz, bütün canlılar ölür. Bir müddet sonra İsrafil  “sûr”a ikinci defa üfler, böylece her bir ruh kendi bedenine girerek mahşer yerinde toplanır, mizan kurulur, insanların günah ve sevapları tartılır. Günahı ağır gelenler cehenneme, sevabı ağır gelenler de cennete giderler... Gerçek bilgi böyle bir günde hangi safta yer alacağını yani amel defteri sağından verilenlerden mi yoksa solundan verilenlerden mi olacağını bilebilmektir.
Gaybı ancak Allah bilir, insan mahşerde nasıl dirileceğini ne bilsin, diyeceksiniz. Haklısınız, tabii ki gaybı bilmemiz mümkün değil ama birtakım ipuçları da yok değil. Mesela Kur’ân’da “Dünyada zerre kadar hayır işleyen onun mükâfâtını görecektir, zerre kadar şer işleyen de yine onun cezasını görecektir” buyrulur. Yarın mahşerde hesaba çekilmeden bugün kendimizi hesaba çekebilirsek kıyamet günündeki durumumuzu sanırım tahmin edebiliriz.
Yazımızı vuslat törenleri ile ilgili bir beyitle tamamlayalım:
“Bu yıl çok şaşaalı geçiyor vuslat törenleri//Lakin unutmayın, gösteriş incitir erenleri.” (Li-müellifihi)

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları