Hz. Peygamberimiz ve merhamet...

Ahmet SEVGİ

1989’dan beri Diyanet İşleri Başkanlığı’nca Hz. Peygamberimizin doğum yıl dönümü “Kutlu Doğum Haftası” adı altında çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Peygamberimizin 1440. doğum yıl dönümü münasebetiyle bu yılki “Kutlu Doğum Haftası” nın (14-20 Nisan 2011) ana teması “Hz. Muhammet ve Merhamet Eğitimi” idi. “Cahiliye Devri” ne taş çıkartacak acımasızlıkların yaşandığı günümüzde “merhamet” konusunun bir hafta ile sınırlandırılmaması, en azından 2011 yılı boyunca bu mevzuun gündemde tutulması kanaatimizce isabetli olacaktır.
Kur’ân-ı Kerim’in bildirdiğine göre Peygamberimiz âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. (Enbiya, 21/107) Ve müminlerin temel özelliklerinden biri de merhamettir. (Fetih, 48/29) “Hadis”lerde de: “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.”, “Merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.” buyrulur. Gayet tabii, merhametle ilgili âyet ve hadisler sadece bunlardan ibaret değil. Bu konuda daha birçok âyet ve hadis zikredilebilir. Yani dinimizde merhametin önemli bir yeri vardır. Biz biliyoruz ki din cemiyet içindir. O zaman gelin öncelikle merhametin/merhametsizliğin sosyal hayattaki tezahürlerini gözden geçirelim...
Şunu hemen belirtelim ki merhamet basit anlamıyla zenginin fakire, güçlünün zayıfa acıması şeklinde algılanmamalıdır. Böyle bir merhamet daha çok “ben” merkezli olacağından daima gösterişe açıktır. Kanaatimizce merhamet “insan” merkezli, hatta “yaratılmışlar” (mahlûkât) merkezli olmalıdır. Malum, kâinatta hiçbir şey boşuna yaratılmamıştır. Ve sonuçta hepsi insan için vardır. Dolayısıyla, canlı cansız her şeye merhamet gözüyle bakmak gerekir. Yunus Emre’nin:“Benim bir karıncaya ulu nazarım vardır”sözü böyle bir anlayışın ürünüdür.
Merhamet her şeyden önce bir gönül işidir. Katı yürekli, taş kalpli insanlarda merhamet ne gezer!..
Koca Yunus ne güzel ifade etmiş:
“Taş gönülde ne biter, dilinde ağu tüter// Niçe yumşak söylese, sözü savaşa benzer.//Aşkı var gönül yanar, yumşanır muma döner// Taş gönüller kararmış sarp katı kışa benzer.”
Dikkat edilirse burada gönül taşa (katılık) ve muma (yumuşaklık) benzetiliyor. Böylece de iki farklı insan tipi çıkıyor karşımıza:  
1- Yumuşak huylu insan.
2- Taş yürekli insan.
Bunlardan birincisi (yumuşak huylu insan) merhametlidir. Karıncayı bile incitmekten sakınır. İkincisi ise (taş yürekli insan) acımasızdır, kan dökmeyi sever. Mehmet Akif’in dediği gibi kendi âsûdeyse dünya yansa dönüp bakmaz.
Bizim kültürümüzde “taş” hep sertliği, acımasızlığı temsil eder,  “gül” de yumuşaklığı, merhameti... Bunun içindir ki atalarımız “İnsan taştan sert, gülden naziktir.” demişler. Yani insan iyi huylu, merhamet sahibi olabileceği gibi acımasız ve gaddar da olabiliyor. Keşke Yunus Emre’nin “Taş olma, toprak ol. Diken olma, gül ol.” feryadına kulak verebilmiş olsaydık...
Bu noktada Mevlâna’nın Mesnevîsi’nde geçen şu mısralarını da (mealen) hatırlatmalıyız:
 “Binlerce bahar gelip geçse hiç taş yeşerir mi? Toprak ol da renk renk güllerin açsın. Yıllardır gönül kıran taş oldun, tecrübe için bir zamancağız da toprak ol.”
Kısacası; teknik ilerledikçe, refah arttıkça maalesef bireylerin gönülleri taşlaşıyor. İnsanoğlunun -değil eşyaya merhamet gözüyle bakmak- birbirini vurup kırıp, kesip doğradığı 21. yüzyılda İslâm’ın beşeriyete tebliğ ettiği merhamet duygusuna ne kadar muhtacız değil mi?.. Heyhât!..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş