İbret gözüyle bakmak...

Ahmet SEVGİ

“Karetta kaplumbağası” yavrularının kumsalda yumurtalardan çıkar çıkmaz denize doğru yol almalarını ve bu yolculuk esnasında birçoğunun kurda kuşa nasıl yem olduğunu, belgesellerde sanırım sizler de izlemişsinizdir. Aynı şekilde, insanoğlu da doğar doğmaz kendini hayat mücadelesinin içinde bulur. Kimisi şanslıdır, sıcacık bir beşikte büyür, kimisi de çöp bidonunda yahut cami avlusunda açar hayata gözlerini... Esasen insanlar arasındaki bu sosyal eşitsizlik ezelden beri vardır ve ebede kadar da var olmaya devam edecektir. Şair doğru söylüyor:
“Hâl-i âlem ezelî böyle perîşan ancak//Kimi handân kimi giryân kimi nâlân ancak//Bu cihân kimine kasr-ı tarab u ayş u safâ//Kiminin mihnet ile başına zindân ancak.” (Bâkî)
Bâkî’nin çok güzel ifade ettiği üzere insanlık âlemini şöyle bir gözden geçirdiğinizde kiminin zengin, kiminin fakir, kiminin mutlu, kiminin dertli, kiminin âlim, kiminin zâlim, kiminin hayat dolu, kiminin de dünyaya geldiğine bin pişman olduğunu görürsünüz. Dünya kuruldu kurulalı hiçbir devirde değişmeyen bu acı gerçekler karşısında tavrımız ne olmalı? “Batsın bu dünya!” diyerek kadere isyan etmekten başka yapılacak bir şey yok mudur?
Bu konuda Muallim Nâcî’nın şu beytinin az da olsa bana tesellî verdiğini söyleyebilirim:
“İhtilâfâtıyla uğraşmakta dehrin zevk yok//Zevk onun mirsâd-ı ibretten temâşâsındadır.”
Gerçekten de kâinâtın ihtilaflarıyla uğraşmak hiçbir zaman fayda sağlamıyor insana. Şeyhî’nin (ö. 1431) “Harnâme”sini hatırlayalım. Hikâyenin başkahramanı merkep:
“Ki biriz bunlarınla hilkatte//Elde ayakta şekl ü sûrette//Bunların başlarına tâç neden?//Bizde bu fakr u ihtiyâç neden?” diyerek  “merkepler de öküzler de Allah’ın yaratıkları oldukları halde niye öküzlerin boynuzları var da merkeplerin yok?” sorusunu sorar ve kendince hak arama mücadelesine girişir. Oysa sonuçta merkep, boynuz ararken kulak ve kuyruktan da olur:
“Bâtıl isteyü haktan ayrıldım//Boynuz umdum kulaktan ayrıldım.”
Hikâye kahramanının mantığıyla tabiata baktığımızda orada da birçok çelişki çıkıyor karşımıza. Özellikle vahşi canlılar arasında  “yaşamak için öldürmek zorundasın” gibi bir kanun hüküm sürüyor. Ancak, olup bitenlere -Muallim Naci’nin yukarıda işaret ettiği üzere- ibret gözüyle bakılabilse meselenin çok daha farklı boyutları olduğu görülür. Söz gelimi, leylek yılanı avlıyor, yılan da fareyi... Leylek olmasa yılan çoğalıyor, yılan olmasa da fareyle baş edilemiyor.
Bütün bu olup bitenlere iyi-kötü, faydalı-zararlı gözüyle bakıp kendimize göre yorumlar yapmak yerine “hiçbir şeyin boşuna yaratılmadığı” İlâhî prensibi doğrultusunda hadiseleri ibret gözüyle temaşa edebilsek her halde o zaman ekolojik denge değişmeyecek ve avlayan da avlanan da varlığını sürdürecektir.
Ben şahsen cemiyet hayatının da biraz buna benzediğini düşünüyorum. Toplumda zengin de vardır fakir de, âmir de vardır memur da, işçi de vardır patronda... İnsanlık tarihinde sadece zenginlerden, sadece, âmirlerden, sadece patronlardan oluşmuş bir toplum örneğine rastlamıyoruz. İleride rastlanacağını da sanmıyorum. O halde refahın tabanını ve tavanını dengeleyecek yani zenginin çok zengin, fakirin çok fakir olmasını önleyecek bir sistemi tesis etmeye çalışmalıyız.
Kısacası; gerek tabiata baktığımızda, gerekse toplumu incelediğimizde birtakım çelişkilerin yaşandığına şahit oluyoruz. Akılla, mantıkla pek de içinden çıkamadığımız bu hadiselere ibret gözüyle bakmak, diğer bir ifade ile olup bitenlerin arka planını anlamaya çalışmak sanırım en doğru yol olacaktır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş