İbretlik Mübarek

Özcan YENİÇERİ

“Son Firavun”  olarak da nitelenen eski Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in başına gelenler herkese ibret olacak niteliktedir. Onun yaşadıkları  “Ne oldum deme, ne olacağım de!”  söylemiyle birebir örtüşmektedir. Onun için  “nereden nereye”  başlığını atanlar, her söylediğinin kanun sayıldığı bir dönemden, Romalı gladyatörler gibi kafesin içinde teşhir edilen bir zavallıya dönüştüğüne vurgu yapmaktadır. Onun yaşadıkları mağrur iken mağlup hale gelmenin resmidir...
Hatırlanacağı gibi Mübarek, 30 yıllık mutlak iktidar sonucunda devrilir. Devrildikten sonra, tutuklanır ve yargılanmak üzere de mahkemeye sedye ile getirilir. İçine tıkılarak mahkemeye çıkarıldığı kafesin sağında ve solunda evlatları da vardır. Her üçü de bu kafesin içinde sorgulanır. İlginç olanı, bir zamanlar rejim muhaliflerine kafes kurdurup yargılatmayı münasip gören de Mübarek’in bizzat kendisiydi. Gün, devran ile birlikte döndü. Şimdi Mısır’da kendisi muhaliflerine uygun gördüğü kafeste yargılanmaya başlandı. Mübarek, Tahrir Devrimi sırasında 850 sivilin öldürülmesinin hesabını sedyeyle getirildiği mahkemede veriyor. Firavun Mübarek’in kafesin içinde verdiği görüntü, bir Firavun’un gittiğini, onun yerine kafesin içinde korku, endişe, çaresizlik, yenilmişlik içinde merhamet ve adalet dilenen yaşlı ihtiyarın geldiğinin görüntüsüydü.
Bilindiği gibi kafes hayvanların tutulduğu mekanlardır. Bu bağlamda bir insan için kafes yargılamaktan öte -aynı zamanda- bir aşağılama aracıdır. Eli, kolu bağlı bir mahkûmu -hem de 30 yıllık devlet başkanını- kafese tıkarak yargılamak hem aşağılamak hem de itibarını infaz etmek anlamına gelir. Bu tavır adaletin tecelli etmesi ya da hukukun gereğini yerine getirmesi amacına hizmet etmez. Aksine siyasi davalarda çoğu zaman haksız yere özgürlüğünü kaybeden bir insanın, kamuoyu nezdinde de küçük düşürülmesi amacına hizmet eder.
Hz. İsa’ya atfen söylenen bir söz vardır: “Nasıl yargılarsan öyle yargılanacaksın”  diye. Hüsnü Mübarek’in içine düştüğü ya da kendisini içine düşürdüğü durum tam da budur.  
Düşeni yemek,  “Kurt kanunu”  olmaktan daha çok iktidarın yasasıdır. İktidar oyununda düşenin merhametsiz bir diktatör olması durumunda ise bu yasa iki defa haklı bir içerik kazanmaktadır. İslam’ın yüce Peygamberi, “Merhamet etmeyene, merhamet edilmez!”  diye buyurmuştu. Onun için de bir çok bilge kişilik  “Zulüm eden olmaktansa zulme uğrayan olmayı tercih ederim”  demişti.
Mısır’da kitlelerin Mübarek’e Nietzsche’nin gözüyle baktıklarını görmek için çok da ileri görüşlü olmaya gerek de yoktur. Bakınız, Nietzsche felaketler diliyor dostlarına, belki de haklıdır. Zira, insan denen balçığı tunçtan bir heykel yapan ıstırabın sızılarıdır. O bu nedenle  “üstün insan” ına zulüm yapmada, işkence etmede “merhametsiz” olmasını öneriyor. Ona göre merhamet “zayıf insanların çakılıp kaldığı çarmıhtır.”  Gerçekten de Nietzsche’nin  “üstün insan”  vasfına uyan şahsiyetlerin büyük bir kısmının merhametsiz olması onun çok da haksız olmadığını göstermektedir!
Önüne geleni sorgusuz sualsiz içeri tıkanların, hapishanelere tıkılan insanların çığlıklarını duymazdan gelenlerin, Kuddusi Okkır vakasında olduğu gibi içeriden dışarıya insanların ancak cesetlerinin çıkmasına izin verenlerin Mübarek’in içine düştüğü durumdan ibret almaları gerekir. Bu durumu  “Büyük davalarda küçük hatalar olur”  şeklindeki bir gerekçe ile görmezlikten gelmek hem İslami hem de insani değildir. Yüce dinimiz  “bir kişinin ölümünü bütün insanlığın ölümü” ile eşdeğer tuttuğu bilinmektedir. Mübarek’i izlerken insafı ve merhameti hatırlamamak olmaz.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş