İçten ve dıştan

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Bir devlete sahip olmanın değerini bilerek ona sahip çıkmanın tanrısal bir görev olduğunu bilmeyenler, devletsiz bir halkın, devlete sahip çıkanlar tarafından kulluğa, köleliğe mahkûm edileceğini de bilemezler ve sonunda, devlete sahip çıkmamanın cezasını başkalarının kulu ve kölesi, olmakla, devletten silinip atılmakla, mahvolmakla öderler.
Son zamanlarda, artan bir hızla, “hükümetin icraatından şikâyetçi” oldukları maskesi altında devletlerinin temeline her gün su kaçıranların artmakta olduklarını görmekteyiz. Bunlar içten, Rumlarla yandaşları dıştan KKTC’ni ortadan kaldırmak için sanki koordineli bir çalışma içine girmişlerdir. İnsanlık görevimiz olduğu kadar milli görevimiz de devletimize sahip çıkmak iken, devleti küçümsemek, hatta olmasaydı daha iyi olurdu havasını yaymak için açıkça veya sinsice yazılar yazılmakta, propagandalar yapılmaktadır.
Her sektör sanki koordineli bir şekilde ayağa kalkmış bulunmaktadır. Okulların açılışı ile grevlerin başlaması bir oldu. Grevleri yapanlar ve yaptıranların devletlerine bağlılıkları ile Rum karşıtlarının “mili davalarını barış adına desteklemek gayretleri”  arasında sağlıklı bir bağ kurmak mümkün değildir. Bir ateş kes anlaşması ile ve Türkiye’nin Garantörlüğü sayesinde var olduğumuzu unutanlar çok. Bu şartlarda ve ambargolar altında her şeyin dört dörtlük olmasını bekliyorlar.
Devam etmekte olan görüşmelerde Rum tarafının 1963’de Akritas Planında öngördüğü çizgiden bir adım bile geri adım atmadığını sanki gören kalmamış. Körü körüne bir gidiş var.
Anavatan ile KKTC arasında şüphe ve hatta husumet yaratmak için bazı kendini bilmezlerin yaptıkları kendini bilen ve Anavatansız var olamayacağının idraki içinde olan insanlarımızın midelerini bulandırmaktadır. Kendilerini dev aynasında gören bazıları Rum’un, AB’nin takdirini kazanmak için iğrenç hokkabazlıklar yapmaktadırlar. Halkın maneviyatını bozmak için elden gelen yapılmaktadır. Bu gelişmeleri Rum lideri Hristofyas’ın “benim  siyasetim Türkiye’yi adadan çıkarmak ve Kıbrıs Türkleri ile Türkiye’nin arasındaki bağı koparmaktır” sözlerinin ışığında değerlendirdiğimizde insanın başı daha da karışıyor. Davamızın selâmeti için bu kafa karışıklığının giderilmesi gerekmektedir. Yarım asırlık bir konuda, sanki görüşmeler şimdi başlamış gibi davranmanın bir anlamı yoktur.
Halkımız, görüşmelerin sonunda KKTC’nin  “kurucu devletlerden biri” olarak kalacağını  ve Türkiye AB üyesi olmadan Garantiler konusunun sulandırılmayacağını, hatta bu konunun, iç meseleler tamamen  halledilmeden ve Garantörler de müzakereye katılmadan ele alınmayacağını bilmek istemektedir. İyi niyet göstergesi olarak “kapı açma” eylemini Hristofyas “yasa dışı hududa çukur açmak” olarak algılamaktadır. Karşılığını almadan bu iyi niyet hamlelerinden vazgeçilmelidir. Son Ankara zirvesinden sonra KKTC tapularının geçerliliği bir o kadar daha gündeme gelmiş bulunuyor. Halk arasında (Rum basınından alınan bilgiler ışığında) bu konuda büyük tedirginlik yaratılmıştır.
Ekonomimizin lokomotiflerinden biri olan inşaat sektöründeki gelişmeler bu sektörü zor durumda bırakmıştır. Bunu sektörün sorumluları görmeli ve özellikle yabancılara bazı mensuplarının, bazı bankaların ve hukukçuların da iştiraki ile, yaptıklarının bu çöküşte oynadığı rolü gündeme alarak, bu insanlara yapılan insanlık dışı muameleye son verilmesi için harekete geçmelidirler. Bu konuda hükümet de haksızlıkları önlemek için gereken tedbirleri almalıdır. Herşey hukuka uygundur görünümü altında hak ve adalet çiğnenmekte, insanlığa yakışmayan ve KKTC’nin adını ve prestijini sıfırlayan bir yolda ısrar edilmektedir.
Ulaşım, turizmin lokomotifidir. KTHY’nın iflâs nedenleri süratle araştırılmalı, suçlu varsa cezalandırılmalıdır. Ancak, KTHY’nın sahadan çekilmesi ile uçak biletlerine yapılan zamlar adaya turistlerin gelmesini engelleyen başlıca faktör olmaktadır. Bu fırsatçılığa son verilmelidir. Bu konularda devlet varlığını göstermelidir.

Yazarın Diğer Yazıları