İdam cezası geliyor (mu)?

Kürşad ZORLU

Acımız gerçekten çok büyük. Hain saldırının kamuoyuna yansıdığı günden bu tarafa Türk milletinin birer mensubu olarak üzüntü ve nefretimizi içimize atmak istesek de yüreğimizdeki yangın her geçen gün giderek büyüyor. Sel olup taşmak, söz olup akmak istiyor. Ne olursa olsun; insanlıktan nasibini almamış bu alçaklığın hesabını sormak istiyor. Her zaman olduğu gibi Türk milletinin sağduyusu dünya toplumlarına bir örnek teşkil ediyor. Millet her zaman olduğu gibi devletine kulak vermiş ve gereğinin yapılmasını bekliyor.


Peki devlet ne yapıyor?
Ne yaptığını yakında hep birlikte göreceğiz. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün söylediği gibi “bu saldırıların intikamı çok büyük olacak” mı? Yoksa yeni bir hayal kırıklığı daha mı yaşanacak?
Fakat -kara harekatı henüz devam ederken- ben meselenin başka bir boyutunu değerlendirmek istiyorum. Ne zaman terörün hain ve kanlı yüzüyle karşılaşsak “idam cezası” yeniden gündeme geliyor. Bu yolla 3 farklı görüş seslendiriliyor. İlk olarak yoğun biçimde ve çoğunlukla geniş halk kitleleri tarafından bir an önce idam cezasının geri gelmesi savunuluyor. İkinci olarak ve bu kez çoğunlukla akademisyen ve köşe yazarlarınca idam cezasının belirli sebeplerle uygulanmasının mümkün olmadığı ortaya konuluyor. Burada bireyin yaşama hakkı, devletin insan öldüremeyeceği ve idam cezasının suçu önlemediği yönünde gerekçeler sunuluyor. Son görüş ise eskisi gibi olmasa da sınırları oldukça iyi belirlenmiş ve belirli koşullarda uygulanabilecek idam cezasının mutlaka bulunması gerektiğini savunanlardan oluşuyor.
İdam cezası çeşitli dönemlerde tartışılan ve varlığı ile yokluğu karşısında fayda ve zararları tam olarak ortaya konulamamış bir cezalandırma yöntemi olarak karşımızda duruyor. İdam cezasının kaldırıldığı ya da geri getirildiği ülkelerde suçu önleme oranlarına etkisi net bir biçimde ispatlanamasa da hâlâ yeri doldurulamamış bir ceza şekli olduğu açıkça görülüyor. Sadece terörde değil, bana göre trafikte, sokakta ve günlük yaşamın etkili merkezlerinde de bu cezayı hak eden insanların varlığını inkar etmek mümkün değil. Esasında bu tür suçları işleyenlerin topluma yeniden kazandırılmalarının mümkün olmadığını hatırlamak gerekiyor.
Şimdi biraz mantıklı düşünelim. Sadece AB penceresinden ve süslü lafların arkasından bakmayalım. Daha üç gün önce Mehmetçiğimizi şehit eden alçakların rehabilite edilmesi ya da topluma kazandırılması gibi bir amacımız olabilir mi? Bu tür canavarların “yaşama haklarının” diğer bireylerle eşit kabul edilmesi öncelikle suça karışmamış vatandaşlarımızın yaşama hakkına bir tecavüzdür. Üstelik devlet şu an ne yapıyor? Bu katilleri yakalamak ve hatta öldürmek için sınır ötesine uzanıyor. Ancak gözden kaçırılan önemli bir detay var. Ya bu hainler ülke topraklarının herhangi bir yerinde elini kolunu sallayarak geziyorsa...Ya birilerine cesaret, birilerine de yılgınlık aşılıyorsa. Bence idam cezası böylesine vicdan kanatıcı ve devletin itibarını sarsan suçlarda mutlaka yeniden getirilmelidir. İnanın bunu en çok isteyenler ülkenin dört bir yanına dağılmış ve elindeki yazılı kurallarla-vicdanları arasında kalan Türk yargısının şerefli mensupları olacaktır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş