İdealizmden materyalizme...

Ahmet SEVGİ

Fransız sosyolog Gustave Le Bon bir yazısında şöyle der: “İnsanlar idealleri için, hayvanlar ise menfaatleri için mücadele ederler.”  Gerçekten de insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik  “ideal” dir. Hüseyin Cahit de:  “İnsan denilince akla ideal gelir”  diyerek bu gerçeği çok güzel dile getirmiştir.
Belgesellere (safari) dikkatlice bakınız, hayvanların mücadelelerinin daha çok karınlarını doyurma ve nesillerini devam ettirme noktasında yoğunlaşmış olduğunu göreceksiniz. Onlar karınları tok ve sırtları pek oldu mu başka bir şey düşünmüyorlar.
Hayvanların sergilediği bu manzara ile günümüz insanının hayat tarzı arasında maalesef bir benzerlik göze çarpmaktadır. Çünkü insanlar ideallerini yitirmişler, hayatı yiyip-içip gezip eğlenmekten ibaret görmeye başlamışlardır. Dünyanın üstü varsa altının da olacağını düşünen yok. Bunun doğal sonucu olarak da idealizmin yerini materyalizm almış durumda.
Bugün dünyaya hâkim olan zihniyet materyalizmdir. Fertler arasındaki ilişkileri “madde”  tanzim ediyor. İnsanların gözünü para-pul, makam-mevki hırsı bürümüş. Dostluk, kardeşlik, sevgi, saygı, hak, hukuk, adalet, vefakârlık, fedakârlık, diğerkâmlık gibi kişileri birbirlerine bağlayan manevi bağlar artık itibar görmüyor.... Kim ne derse desin içine düştüğümüz sıkıntıların temelinde bu gerçekler yatmaktadır. Yani maddî ihtiraslar insanları insanlığından uzaklaştırarak yaşayış biçimini diğer canlılara yaklaştırmıştır.
Ben şahsen cemiyetin meseleleri karşısında oturup düşünmeyen, başkalarının dertleriyle dertlenmeyen kişileri gerçek anlamda insan olarak kabul etmiyorum. Sâdî ne güzel ifade etmiş:  “Âdem oğulları bir vücudun âzâları gibidirler. Çünkü aynı cevherden yaratılmışlardır. Vücudun bir yerinde bir dert, bir ağrı hâsıl olursa diğer âzâların kararı kalmaz, onlar da rahatsız olurlar. Sen ki başkalarının mihnetinden keder duymuyorsun, sana insan adını vermek yakışmaz.”
İdealizmin temelinde din vardır. Diğer bir ifade ile dinin olmadığı yerde ideal de yoktur. Yapılan iyiliklerin mükâfatlandırılacağı, kötülüklerin de cezalandırılacağı bir güne (mahşer) inanmayan toplumlardan  “idealist” çıkmaz. Bunun içindir ki büyük idealler inançlı cemiyetlerde yeşerip dal budak salmıştır. Atalarımızın îlâ-yı kelimetullah, devlet-i ebed-müddet, kızıl elma ülküleri durup dururken vücut bulmadı.
Bu topraklar bir zamanlar: “Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da dünyanın başkenti olmalıdır”  diyebilecek kadar büyük ideallere sahip idareciler (Fatih Sultan Mehmet) tarafından yönetiliyordu. Ve bu yüksek ideallerdir ki bir çağı kapatıp yeni bir çağın kapısını açmamıza vesile olmuştu.
Kısacası, insanı insan yapan ideallerdir. İdealleri olmayan toplumlar yavaş yavaş insanî değerlerden uzaklaşarak hayatı yiyip-içmek, gezip-eğlenmekten ibaret görmeye başlarlar ki bu, manevî çöküşün başladığına işarettir:
İdealdir veren insana güç kuvvet// İdealsiz bir cemiyet yahut millet// Rüzgârın önünde savrulan yapraktır,// İster var say onu, ister yok kabul et.(Li-müellifihî)

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş