İdealizmden pragmatizme...

Ahmet SEVGİ

“Misalli Büyük Türkçe Sözlük” te idealizm: “...insanın herhangi bir fayda ve menfaat duygusundan arınarak bir ideal uğruna yaşaması gerektiğine inanan görüş”  şeklinde tanımlanıyor. Bu tanımdan hareket ederek pragmatizmi de: “İnsanların fayda ve menfaat için yaşaması gerektiğine inanan görüş” diye tarif edebiliriz. Bu tanımlara Fransız sosyolog Gustave Le Bon’un şu sözünü de eklersek sanırım resim tamamlanmış olacaktır: “İnsanlar idealleri için, hayvanlar ise menfaatleri için mücadele ederler...”
Bana sorarsanız her insan idealist doğar veya en azından belli bir yaşa, makama yahut ekonomik güce ulaşıncaya kadar idealisttir. Sonra?.. Sonrası malum, idealler unutulur, vicdanın yerini cüzdan alır.
Söylediklerim biraz felsefî gelebilir. O zaman gelin hayata, cemiyete bakalım. Etrafımızda olup bitenleri tahlil etmeye çalışalım...
 Üç-beş idealist insan bir araya gelip bir gazete çıkarmaya karar verirler. Hedefleri; insanları, özellikle de gençleri muzır fikirlerden korumak, onlara doğruyu göstermek, hak-hukuk, adalet, birlik-beraberlik, hoşgörü... gibi insanî değerler aşılayabilmektir. Tabii, işe cami önünden başlarlar. Girişimin işçiliğini kendileri yaptığına göre finansmanını da cami cemaati üstlenmelidir. Teyzelerin bileziği, amcaların harçlığı ne güne duruyor?..
Birkaç yıl bu minval üzere gidilir. Alan memnun, veren memnun... Derken idealistlerin gözleri açılmaya başlar. Davanın daha iyi anlatılabilmesi için gazetenin yanında bir de televizyonun olması gerektiğini görürler. Artık cami önünde değil, gazete binasında toplanırlar. Esasen bizim idealistlerin camiye gidecek vakitleri de yoktur... Televizyona olan ihtiyaç halka çok veciz bir şekilde anlatılır. Diğer televizyonlar gibi gayrı ahlâkî yayın yapılmayacağını, herkesin ailesiyle, çoluk çocuğuyla gayet rahat bir şekilde oturup seyredebileceği bir televizyon kuracaklarını söylemeyi de ihmâl etmezler. Hâzırûn gerekeni yine yapar. Öyle ya, bu dâvâya kimi eliyle, kimi diliyle, kimi de malıyla hizmet etmelidir...
Zaman gazetesi yazarı Ali Ünal ne güzel ifade etmiş: “İnsanlar çok defa bir ideal uğruna bir araya gelir ve sözgelimi, bir gazete çıkarır; bir yayınevi veya bir tv istasyonu kurar veya bir okul açar. Zamanla o ideal, artık o müessesenin problemleri içinde kaybolur. İdeal uğruna o müesseseyi en iyi yapmak gerekirken, müesseseyi en iyi, en başarılı yapma bizzat ideal haline gelir ve bu da zamanla insanı, vasıtayı gaye haline getirmeye, hatta gaye uğruna her vasıtayı meşru görmeye götürür.”
Evet, gaye uğruna her vasıtayı meşru görmek... Televizyonlar, gazeteler, holdingler, belediyeler, siyasî partiler... Bakın, oralarda bir ideal uğruna yola çıkan, sonra idealini unutup araçları amaç haline getirerek cüzdanlarını doldurmakla meşgul nice insanlar göreceksiniz...
“Ne demek istiyorsun hoca, açık konuş!”  dediğinizi duyar gibiyim. Ben bir şey demiyorum. Gustave Le Bon söylüyor: İnsanlar idealleri için, hayvanlar ise menfaatleri için mücadele ederler...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş