İdrâk sağırlığı

Agah Oktay GÜNER

Bir toplum için en büyük felaket hassasiyetlerini kaybetmesidir. Bize göre, cemiyet olarak, insanların sadece kendisini düşündükleri, kendi menfaatlerinin dışında hiçbir şeye önem vermedikleri bir dönemi yaşıyoruz. Tayin bekleyen 30’un üstünde öğretmen intihar ediyor. 300 bin civarında atama bekleyen öğretmenden 35’i intihar ediyor. Yıllarca okumuş iş bekleyen, aş bekleyen ömrünün baharındaki insan intihar etme noktasına, kararına nasıl gelir. Ne yazık ki plansız, programsız adam yetiştirme sistemimiz 300 bin genci öğretmen yapıyor ve sonra iş vermiyor. Bu bir utanç değil mi? Bunların ahı, geride kalan yakınlarının gözyaşları ilahi sistemde elbette karşılığını bulacak. Bu ölçüsüzlüğün günahkârları ne zaman uyanacak? Değil 30 öğretmenin intiharı, bir tek insanın bile hayatına son vermesi topluma bomba tesiri yapmalıydı. Ama gaflet o çizgiye gelmiş ki ne duyan, ne üzülen ve ne de biz nerede yanlış yaptık diyen ve vicdanında idrakinde plansızlığın ızdırabını duyan var...
Bu yılın ilk üç ayında 165 civarında işçi iş kazasında hayatını kaybetti. Hatırlarsanız nisan ayı başında Eskişehir’de 4 işçimiz maden göçüğü altında kalmıştı. Bunun ardından Erzurum’da 5 TEDAŞ işçisinin gölette kaybolduğu haberi geldi. 5 işçinin canına mal olan bu acı olayda facia göz göre göre geldi. 3 Nisan günü barajdaki elektrik direklerinden biri devrildi. 5 işçi gölete gittiler. Baraj suyuna girmek için bot veya sandal bulamadıklarından çocukların eğlencesi için kullanılan plastik bir deniz bisikletine bindiler. Ne yazık ki kısa süre sonra buzlu suda ilerleyen bisiklet devrildi, işçiler suya düştü. Buz kütlelerine tutunarak hayatta kalmaya çalışan işçiler yardım çığlıkları attılar. Köylülerin ihbarı ile olay yerine gelen jandarma ve polis ekiplerinin de ellerinde kurtarmaya yarayacak herhangi bir imkân yoktu. Daha fazla dayanamayan işçiler birbirlerine  “hakkını helal et!”  diye bağırarak sularda kayboldu. Sivil savunma ekipleri saat 19.30’da olay yerine ulaştığında çok geç kalınmıştı.
5 TEDAŞ işçisinin can yeleği yoktu. Bilirkişilere göre işçiler can yeleği giymiş olsaydı büyük ihtimalle yüz metre ilerideki kıyıya çıkabilecek ve 5 işçi ölmeyecekti. En kaliteli can yeleği piyasada 59 lira. Son %18.72 elektrik zammıyla 10 hanenin zam farkıyla en iyisinden bir can yeleği almak mümkün. Böyle bir gölette bot, motor, işçilerin can güvenliği için yeterli malzeme neden ve niçin bulunmaz, düşünülmez, çünkü işyerinde, işkolunda planlı çalışma yoktur. Ve ne yazık ki ülkemizde en ucuz varlık insandır. Bu toplum  “Allah’ına, Peygamberine inanan” bizi kurtarsın diye iki saat bağıran ve ne acı ki sesine ses veren olmayan bu çilekeş, talihsiz evlatlarının sesine sağır kalarak aslında kendi sonunu mu görüyor?
Gaflet, sorumsuzluk, nemelazımcılık küllerinin örttüğü toplum hafızamız; Esenyurt’ta AVM inşaatında çalışan ve kaldıkları çadırın tutuşması sonucu yanarak can veren
11 işçiyi çoktan unuttu. Ondan sonra başka çadır yangınları da oldu. Suriye’den gelenlere basit de olsa (konteynır tipi) barınaklar düşünen hükümet Van’daki yurttaşlarımıza çadırı layık gördü ve pek tabii yanan yanana... Esenyurt yangınından sonra işçilerin çadırda değil, yangına karşı tutuşmayan malzemelerden yapılmış barınaklarda kalması ülke çapında bir düzenlemenin kurallarından birisi olmalıydı. Ama ne yazık ki ağacı gören, ormanı göremeyen sığ idrakle böyle bir düzenlemeye geçilemedi.
Ancak sorumluluk duygusu nerede? Ve sorumlular nerede? Kendi insanının yaşadıklarına bu ölçüde bigâne kalabilen bir başka ülke var mı?
Bir diğer facia haberi Çaycuma ilçesinde Filyos Çayı’nın debisinin artması üzerine köprünün yıkılması ve bir araç dolusu insanın suya dökülerek kaybolmasıydı. Daha önce köprü ayaklarında bozulmalar meydana gelmiş, çimentolar dökülmüştü. Şimdi düşünelim; bu köprü yapılalı 61 sene olmuş. Karların erimesi, suların çoğalması bu yılki yağışlar sebebiyle tabii bir sonuçtur. Ancak bizim tedbirsizliğimiz ve dikkatsizliğimiz asla tabii sonuç olamaz. Karayolları veya diğer ilgililer acaba bu olaydan sonra 50-60 yıllık ömür sürmüş köprüleri elden geçirme kararı aldı mı? Yoksa bu dosya da unutulmaya mı terk edildi?
Adana’nın Kozan ilçesindeki hidroelektrik santralinde tünel kapağının patlaması sonucu suya kapılarak ölen 5 işçi, kazanın üzerinden 44 gün geçmesine rağmen hâlâ bulunamadı. Bu facialar zinciri her gün yeni bir halka kazanırken ne zaman uyanacağız.
Biz insanız, bize insanlığın acılarına ilgisiz kalmak yakışmaz. İnsanlığın ve özellikle insanımızın acılarına üzülmek ve çare düşünmek yakışır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş