İHANET!

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

‘Kaçak’ komutanı tutuklaması gereken polisin başı olan bakan(!), terörle mücadele umudunu, yakalanması istenen komutana bağlayınca, Doğru uyan borusunu öttürdü.
İhanet yok edici burgu oldu; kardeşliği, birlikteliği yıkıyor. Kubbelerden huzur, minarelerden sabır istemesi gerekenler; “huzur ve sabrın baş düşmanı ihanetin” altını beslemek için yarıştalar.
İnegöl, boğaz boğaza geldi.
Hatay’da polis öldürüldü.
Osmaniye’de mayın patladı.
Bu ortamda; ordunun aracını, sivillerin içine karışıp, hainlikle döşenmiş uzaktan yönetimli mayınla patlatıp asker yaralamak, polisin otomobiline uzaktan ateş edip polis katletmek ihanettir.
Vatana hainlik!
Kardeşliğe ölüm!

* * *

Hatay Dörtyol’da kurşunlanarak öldürülen polislerin cenaze töreninde İçişleri Bakanı Beşir Atalay, şüphelerle dolu Balyoz Davası’ndan yakalama emri çıkartılan 6. Ordu Komutanı Korgeneral Nejat Bek’le yan yana duruyor!
Bakanın durumu göreve ihanet!
Komutanı tutuklaması gereken polisin bağlı olduğu bakan, yakalanması istenen komutanla “ihanetin öldürdüğü polislerin cami avlusundaki cenazesinde” bir araya geliyorlar. Bakan komutanla yan yana! Bakan, tutuklanması gereken komutandan; “Amanosları temizleyin” diye yardım istiyor.
Komutan da ne desin!
Biz memleketi seviyoruz!

* * *

Polis cenazelerinin kalktığı Adana’daki o caminin huzur bekleyen kubbesi ile sabır dileyen minareleri, Bakanın içine düştüğü bu ihanete benzer duruma acıyarak bakmıştır.
Alnın açıksa! Yüzün aksa!
Geçmişinde aldatma yoksa!
İhanete direnirsin!
İhanet içinde “kötülük, hainlik, vefasızlık, sadakatsizlik ve aldatma” taşır. Genelkurmay Başkanı, gece saatler 24.00’e gelirken Başbakanlık Konutu’na gidiyor ve “içlerinde görevlerinin başında ordu komutanlarının bulunduğu 102 üst düzey ordu mensubu hukuk çiğnenerek tutuklanmak isteniyor” diye çözüm istiyorsa bir aldatma vardır.
Gecenin bu saatinde ziyaret!
Başbakan hukuka emir mi verecek?
Hukuku siyasete kul mu edecek?
Hukuka balyoz mu indirecek?
Bunun için mi Adalet Bakanı’nı acele yanına çağırdı? Başbakan Genelkurmay Başkanı’nın isteğine uyup Adalet Bakanı ile bir olup hukuku esir alacaksa; “adalete ihanet etmiş” olacak. Bir Genelkurmay Başkanı, bağlı olduğu Başbakana “hukuka ihanet edebileceği” öneriler götürme durumuna düşürülüyorsa bunun ayıbı o Başbakana yazılır.

* * *

Demokrasinin sınırlarını genişletiyorum diye vatandaştan “evet” isteyen Başbakan’ın referandum kampanyasını başlattığı gün; “ordunun 102 subayına yakalama emri çıkartılmasının” arkasında sırıtan niyet temizse Genelkurmay Başkanı’nın gecenin o saatinde çıkıp gitmesinin ne anlamı var?
Demek ki niyet temiz değil.
Demek ki karar karar değil.
Demek ki hukuk zedelenmiş.
Başbakan hukuk esastır diyor!
Askeri vesayeti kaldıracağız diye referandum kampanyası başlatırken gece yarısı Genelkurmay Başkanı ile “hukuku esir alma toplantısı” yapıyor!
Hukuku esir almak da ihanettir!
* Necati Doğru / Sözcü

+++++

Yeniçağ TRT’den yüz görümlüğü mü istiyor
Tamam her hafta “davetsiz misafir” kılığında oturma odalarımıza sızmana aracılık etti... Tamam cebine akan “bin bereket” hortumlarına bir yenisini ekledi... Tamam Beykoz sırtlarındaki yalıya özenen malikane yavrusunun(!) kimbilir kaç çivisinde emeği de olabilir...
Haklısın, insan velinimetine de göstermeyecekse, vefanın boza markasından gayrı ne hükmü olur; ahde vefa da lazım ammaaaaa.... İnsan bu kadar da gözünü çıkarmaz ki canım.
Yenişafak’ın çiftkimlikli yazarı Fehmi Koru, YSK’nın TRT’ye yaptığı “uyarı”nın “haksızlık” olduğunu yazmış dün.
Gerekçeye bakın hele: YSK haklıymış. Yayınlarında ‘tarafsız, objektif, dürüst ve eşitlikçi’ olması gereken TRT’de, muhalefet partilerinin görüşlerini temsil eden kişiler fazla göze çarpmıyormuş. Ama bunun suçlusu “AKP borazanı” TRT değil, onu boykot eden “muhalefet”miş. Onlar yüzünden gül gibi TRT de sanki yanlı ve eşitliğe aykırı yayın yapıyormuş gibi görünüyormuş. Ki zaten muhalefetin boykot hedefi de TRT’yi bu duruma düşürmekmiş... TRT ne yapsınmış!
Sıcaklık tavan yapmış, nem vücut duvarlarımızı çürütmekte, kimseye yumurta-tavuk meselesine kafa patlattıracak değilim; muhalefetin boykotunu doğuran şeyin TRT’nin yanlı tavrı olduğunu hatırlatmakla geçeyim...
Ama diyelim öyle değil, diyelim ki hakikaten “adam yokluğundan” AKP’lilerin arzı endamı... Diyelim ki muhalefet, eni konu, TRT’ye balyozvari bir planla darbe niyetinde...
İyi de adama sormazlar mı, modası geçmiş, reytingi göçmüş “yol hikayesi” için Tayfun Talipoğlu’na 100 bin TL’yi de  “adam yokluğundan”  mı, daha iyisi, daha izleneni, “şakşaklamayan” modelleri TRT’yi boykot ettiği için mi veriyorsunuz diye?
Tuncay Güney’i de, muhalefete hakaret ve iftira yağdırsın diye muhalefet mi çıkardı canlı yayına? Kafanıza silah mı dayadı bu “derin çete”, o provokatif yayını yapmanız için?
Yahut sabahları gazete manşetlerini okurken, Yeniçağ mesela, “boykot” mu ediyor spikerinizi. Nazlanıyor, yüz görümlüğü olmadan manşetimi göstermem mi diyor da, hemen her sabah transit geçiliyor Yeniçağ’ın manşetleri; keza Cumhuriyet’in, keza Sözcü’nün?..
AKP’ye muhalif olan yazarlar, muhalefet eden televiyoncular da, düşünce kanalları iktidarla transfer sözleşmesine imza atmamış akademisyenler, sanatçılar da TRT’yi boykot ettikleri için kapısının yanından bile geçmiyorlar mu, yoksa geçtirilmiyorlar mı kanalın?
İnsanın kendisini besleyen büyütenlere ahde vefası iyi hoş da, ya TRT’nin onu besleyen, sırtında taşıyan vatandaşa vefa borcu? Onu kim ödeyecek? Fehmi Koru TRT adına bu cevvalliğe de talip olur mu?

+++++

Bollywood komedisi
Balyoz Davası’nda hakkında “yakalama kararı” verilen 6. Kolordu Komutanı Korgeneral Nejat Bek, dün Dörtyol’da şehit olan polisler için düzenlenen cenaze törenine katıldı.
Cenaze töreninde İçişleri Bakanı Beşir Atalay da vardı.
Beşir Atalay, hakkında mahkeme tarafından yakalama kararı verilen Korgeneral Bek’i  “yakalamak” durumunda olan polislerin başında bulunuyor.
Öte yandan İçişleri Bakanı, törendeki konuşmasında aralarında Korgeneral Bek’in de bulunduğu güvenlik güçleri komutanlarına hitaben “Amanos Dağları’nı temizleyin” talimatı da verdi!
Neresinden baksanız Doğu işi bir komedi filmi gibi!
Belki de artık Aziz Nesin ayarında mizah yazarlarının çıkmıyor olmasının bir nedeni de budur.
Böyle garipliklere o kadar alıştık ve bize o kadar sıradan bir durum gibi geliyor ki artık bu tür mizaha gülme yeteneğimizi de kaybettik.
Sadece bu bile Balyoz Davası’nda verilen yakalama kararlarının ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor. Belli ki amaç kaçacağından kuşku duyulanları yakalamak değil, Yüksek Askeri Şûra kararlarını etkilemek, ordunun kendi iç terfi düzenini bozmak.
* Mehmet Y. Yılmaz / Hürriyet

+++++

Balyoz gibi 27 Nisan senaryosu!
Efendim, 1 Mart tezkeresi geçseymiş Türkiye’de darbe olacakmış.. (1 Mart tezkeresi geçsin diye uğraşan Gül ile Erdoğan’ı senaryonun neresine oturtuyorlar acaba!)
Madem hayat hiçbir belgeye, bilgiye, duyuma, söylentiye dayanmadan yazılan ama gerçekmiş gibi sunular senaryolarla akıp gidiyor, izninizle bir tane de ben yazayım..
Nisan ayının ortalarıdır.. Başbakan’ın başı sıkışıktır.. Genelkurmay Başkanı, bana birkaç gün müsaade edin ben hallederim der..
27 Mayıs akşamı viskisini yudumlarken malum bildiriyi yazar.. Siteye koyar.. Ortalık gerilir.. Hükümet karşı bildiri ile cevap verir..
Herkes şimdi ne olacak derken Başbakan ile Genelkurmay Başkanı Dolmabahçe’de buluşur..
Genelkurmay Başkanı, beğendin mi diye sorar..
Başbakan şaşırır...
Genelkurmay Başkanı bildiriyi der; sonucu şahane olacak..
İddiaya girerler.. İddiayı 22 Temmuz’da Genelkurmay Başkanı kazanır.. Zırhlı araç ister,
ayrıcalık ister..   
Bu işte acemiyim, yıllardır komplo teorileri
yazanlara soruyorum..
Becermiş miyim?
* Mehmet Tezkan / Milliyet

+++++

İktidarın sıfırı tükettiğinin itirafı
Bir hukuk devletinin içişleri bakanı, “Ne yapıyorsanız yapın” diyemez... Derse; askeri ve polisi, “yasa dışı yöntemleri kullanmaya” teşvik etmiş olur!
Sayın Bakan bu sözle, siyaset kurumunun ve siyasetçilerin yetkisini yasalara aykırı olarak güvenlik güçlerine devretmiş olmuyor mu?
PKK’yla mücadelede yakın geçmişte, tüm yetkilerin “güvenlik güçleri”ne bırakıldığı günleri de yaşamadık mı?
Geniş yetkilerle donatılan polislerden ve askerlerden “hesap” sorulmadı mı?
Bir çoğu, hem de kendi yakaladıkları teröristlerin “gizli tanık” olarak verdikleri ifadelerle, “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla cezaevine tıkılmadı mı?
Şu anda bile teröristler serbest, onlar hücrelerde değil mi?
İçişleri Bakanı’nın dünkü sözleri, iktidarın terörle mücadelede sıfırı tükettiğinin itirafıdır...
* Mustafa Mutlu / Vatan

+++++

Tövbe tutmaz
Taş atan çocuklara af’la cezaevinden çıkanları gördünüz. İki önemli tespitte bulunduk. Maşallah, nüfus kağıdı yaşı küçük ama, ‘Kemik yaşı’ hayli büyükler. Medyaya yansıyan görüntü ve konuşmalara bakıyoruz, düşündürücü. Ali B. bunlardan biri. ‘Aileme kavuştuğum için mutluyum ama pişman değilim’ diyor. Diğer tespitimiz, yayın organlarının haberi aktarış biçimi. Tirajı yüksek olduğu için Sabah Gazetesi’ni örnek vereceğiz. ‘Pişman değilim’i sansürlemişler. Niçin? Yoksa, diğerleri çarpıttı da sadece kendileri mi doğrucu? Yorumu size bırakıyoruz. Açıkça ifade etmek gerekirse, ‘Onun hakimi, ötekinin savcısı’ denmeden çok önce ‘Onun gazetesi, ötekinin televizyonu’ dönemi başladı. Baksanıza Yüksek Seçim Kurulu, Kamu Yayıncısı TRT’yi ağır dille kınadı. Hatta buna ‘Kulak çekme’ diyebiliriz. Faydası olacak mı, hiç sanmıyoruz. Meşhur özlü sözü hatırlatıyorlar; ‘Tavuk poposu tövbe tutmaz’.
* Burhan Ayeri / Akşam

+++++

Tayyip’in propaganda kalesi
Bu ülkede adına TRT denilen bir kurum var. AKP iktidarı tarafından tümüyle işgal edilen, anayasa ve yasalar uyarınca tarafsız olması gereken, ancak Tayyip’in vuvuzelası olarak çığırtkanlık yapan bir kurum. Burayı ele geçirenler fütursuzca, pervasızca AKP propagandası yapmaktan utanmıyor, sıkılmıyor. Memlekette ne kadar iktidar yalakası varsa, onları TRT ekranlarında öterken izleyebilirsiniz. Bazılarına çok büyük paralar ödeniyor ve tamamının görevi, özellikle şimdi, referandum öncesinde “Evet oyu verin” kampanyasını sürdürmek. İş o boyuta vardı ki, Yüksek Seçim Kurulu bile Tayyip işgalindeki bu kurumu “Sen tarafsız yayın yapmakla yükümlüsün” diye uyarmak zorunda kaldı, “Aksi takdirde yasal işlem yapılacağını” bildirdi. YSK’ya naçizane tavsiyem, eğer uyarıları göstermelik değilse, şimdi TRT yayınlarını birkaç gün daha izlemeleridir. O zaman şunu görecekler ki, uyarıları hiçbir sonuç vermemiş ve TRT, iktidarın vuvuzelası olma işlevini aynen sürdürmektedir. O takdirde yapılacak yasal işlemin ne olduğunu bilmiyorum da, mutlaka bir şey yapılması gerektiğine inanıyorum. TRT, öteki medya ile birlikte, şu anda Tayyip’in en güçlü propaganda kalelerinden biridir.
 Emin Çölaşan / Sözcü

+++++

Bu turuncu da ne?
Başbakan Erdoğan’ın “Evet” mitinglerinde bir nokta çok dikkat çekiyor.
Alanlara toplanan hemen herkesin başında turuncu renkli bir şapka var. Üzerinde “evet” yazıyor. Turuncu renk çok ilginç.
Hatırlayın Ukrayna’da, Gürcistan’da büyük kalabalıklar halinde iktidarı devralanlar turuncu rengi kullanıyorlardı. Peki neydi bu turuncunun sırrı?
Soros adındaki uluslararası bir para spekülatörü, Amerikan yanlısı yapılması istenen devletlerdeki bazı siyasi partileri destekliyordu. Soros bazı ülkelerdeki yönetimleri değiştirmek için olağanüstü maddi desteğin yanı sıra, özellikle o ülkenin entelektüellerini de maddi çıkarlar karşılığında kendisine bağlı vakıflarda çalıştırıyordu. 
* Can Ataklı / Vatan

+++++

MİNİ YORUM
Cevap istiyorsanız önce soru sormalısınız...
Yılmaz Dikbaş e-posta yollamış: “AB’den Hibe Alan Gazeteciler ve Akademisyenler” konuşmasından ve “Gaflet Dalalet Hıyanet” kitabından haberdar olup olmadığımı soruyor. “AB’den hibe alanlar” arasında röportaj konuğumuz Mine Kırıkkanat’ı da sayıyor. Bu vesileyle, ört-bas röportajı yaptığımız yanılgısına kapılanlar varsa, Kırıkkanat’a ‘aldınız mı, neden aldınız, fonla ne yaptınız’ sorularını yönelttiğimizi ve gazetecinin görevinin yargısız infaz değil, sormak/ sorgulamak olduğunu hatırlatalım...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş