İhanetle yüzleşmek!

A+A-

Olayları birbirleriyle olan ilişki ve bağlantılarından soyutlayarak anlamak mümkün değildir. Zira her olgu çevre ve şartların ürünüdür. Bir olgu ya da birey hangi çevreden besleniyorsa o çevreyi de beslemek durumundadır. AB fonlarından yararlananların AB’nin taleplerinin yanında; Ermeni Diasporasının şefkatine nail olanların Ermeni iddialarının yanında; Patrikhane’den beslenenlerin ise Patrikhanenin çıkarlarının emrinde olmaları doğaldır. Sözgelimi Barzani’yle ortaklık yapan, Kuzey Irak’ın maaşa bağladığı, oradan ihale alan ve orayla iş yapan medya, siyaset ve iş dünyasının “Kürt Sorunu ve Çözümü” konusunda ortaya koyduğu cansiperane tavırlar bu bağlamda çok da anlaşılmaz değildir. Beslendiği yeri beslemek etik olduğu kadar ihanetin de yasasıdır.


İhanetin de dili vardır!
İhanetin akılcı hale getirilmesi, olgunun ihanet vasfını değiştirmez. İhanetin dili hep aynıdır. O dil insani, ahlâkî, evrensel ve yüce değerlerle iç içedir. Bu  bağlamda güncel sözlükte Türkiye’nin birliği ve varlığı aleyhine konuşmak “gerçeklerin dile getirilmesi”dir. Terörist istekleri lehine propaganda yapmak “sorunlarla yüzleşmek” tir. Ermenistan’ın “soykırım” tezlerini desteklemek “Ezberlerin bozulması” dır, Kıbrıs’ta Rumlar’a taviz vermek “statükodan kurtulmak” tır. Barzani’ye Erbil’de çanak tutmak “barışla buluşmak”, TSK’ya saldırmak ’Engellerin aşılması... Hataların sorgulanması’dır. 
Kemal Karpat, bir söyleşi sırasında şöyle konuşur: “Benim itirazım... olayların tek taraflı anlatılması ve durmadan Türklerin mahkum edilmesi. Ben Rumeliliyim. Türk diye görmediğim hakaret kalmamış. Elimden bütün mal mülk alınmış. Ben kurtuluşu vatanım diye Türkiye’ye gelmekte bulmuşum. Niye onlarınkinden de söz edilmiyor?” 
Bu sözleri Barzani ile işbirliği yapan ve “Ermeni özür” kampanyasının yararlarını sayıp döken eski Marksist yeni liberal namlı bir gazeteci şöyle değerlendiriyor: “İşte Hoca’nın” çözümlemeleri “ne damgasını vuran ruh hali bu. Rumeli’den, Kafkasya’dan büyük göç dalgalarıyla gelen Türk ve Müslüman ahalinin çilesini, uğradıkları mezalimi bir Müslüman-Türk olarak yüreğinde hissediyor. Kemal Karpat’ın çözümlemelerine  Romanya-Babadağ kökeni, Türk-Tatar kimliği damgasını vuruyor”.


İhanetle yüzleşmek!
Ünlü gazeteci diyor ki: “Hoca, konu” tarihimizin yükleri “ne geldiğinde tümüyle” defansif tepkiler “ veriyor”. Halbuki Prof. Dr.  Karpat “olayların tek taraflı anlatılması ve durmadan Türklerin mahkum edilmesi” ne itiraz ediyor. Bu gazeteci ise olayların tek taraflı anlatılmasını ve Türklerin mahkûm edilmesini “tarihle yüzleşmek” olarak algıladığından Karpat Hocayı eleştiriyor. Karpat Hoca’nın “Tarihle yüzleşmek” konusunda sıkıntı yaşadığını söylüyor. Bu ülkemizin gazetecisi ise açıkça şunu diyor: Türkler Balkanlardan sürülebilir, malları gasp edilebilir ya da katledilebilir. Onların uğradıkları mağduriyet ve her türden hakaretlerle uğraşmak zaman kaybıdır. Ermenilerin Türklere yaptıkları göz ardı edilebilir, ancak Ermenilerin yer değiştirme sırasında uğradığı kayıplar dolaysıyla tarihle yüzleşilmelidir.
Prof. Karpat tarihi bilmekte ama Türkiye’deki gazeteciliği bilmemektedir. Bu ülkede cüzdanını büyütmek için tarihini küçültmeye hazır onlarca muteber bilinen insan vardır. Onların Karpat gibileri anlaması söz konusu değildir. Zira çıkarcılık ve fırsatçılık başka bir şey; tarihi gerçeklik ise çok daha başka bir şeydir. Diasporadan beslenen diaspora’nın;  Barzani’den beslenenlerin de Barzani’nin diliyle konuşması doğaldır. Kaldı ki bu zatların dil ve düşünceleriyle mal varlıkları ve banka hesapları arasında da doğrusal bir ilişki vardır. Bu nedenle Türklerin, öncelikle tarihleriyle değil uğradıkları ihanetlerle yüzleşmeleri gereklidir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları