İhbar furyası...

A+A-
Gizli tanık furyasından sonra patlayan e-ihbar, memleketin ne duruma düşürüldüğünü gösterirken, yine de gülüyoruz ağlanacak halimize. Bomba yüklü kamyon ihbarını, “Seri numaraları silinmiş” diye veren TRT’yi kutlamak gerek. Habercilikte yeni çığır açan yandaşlarla aynı kulvarda koşmakta olan TRT, bu devranın hep böyle döneceğini sanıyor. Yüce Divan duruşmalarında en fazla dosyanın TRT ile ilgili olacağını şimdiden tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok. Bu arada TRT’nin ‘İhbar TV’ adıyla yeni bir kanal daha açma çalışmaları yaptığı haberlerini de ciddiye almaya başladım. Allah bilir bu defa bilgiler bavullarla değil, kamyonlarla gelecektir.
Kamyon deyince aklıma bu konudaki dünya şampiyonluğumuz geldi. Mustafa Kemal’den sonra 5 kilometre bile eklenemeyen demir yollarımızın durumu malumunuz. En pahalı yöntem olan kara taşımacılığında dünyanın en büyük filosuna sahibiz. Yaşları ve modelleri önemli değil. Egzozundan dumanlar fışkıran 25-30 yaşındaki kamyonlar, her türlü yükü taşımaya itina ile devam ediyor. AB ülkelerinin toplamından daha fazla kamyona sahip zengin bir ülkeyiz vesselam. Uluslararası otomotiv şirketlerinin kamyon üretim merkezinin Türkiye olması da tesadüf değil. Susurluk’taki kazayla gündeme gelen kamyon, aslında günlük hayatımızın en önemli parçalarından biri. Kasalarındaki, çamurluklarındaki yazılarla edebiyatımızı zenginleştirdiğini de kimse inkar edemez. “Nazar etme ne olur çalış senin de olur” dan tutun da, “Babam sağ olsun” gibi sloganlar son günlerin meşhur iddianamelerini hatırlatıyor. “Benim gizli tanığım seninkinden iyidir”, “İhbarcım sağ olsun” gibi trajikomik espriler üretiliyor canım memleketimde. Bu deli saçmalıklarına itibar edildikçe de daha ne gizli tanıklar, ne ihbarcılar çıkacak. Bir dönem 00 olan itfaiyenin numarasını haylaz çocuklar arayarak meşgul ederdi. “Yüreğimde yangın var gelin söndürün” diyen âşıklara da rastlanırdı. Polisin 155’ini arayan kadınların kocalarının takip edilmesini istediklerine de tanık olduk. İhbarların yüzde 80’inin asılsız olduğu istatistiklere yansırken son derece ciddi ihbarların Hrant Dink cinayetinde olduğu gibi kulak arkasına atıldığını da biliyoruz. Şu günlerde benim asıl merak ettiğim, ağır iş koşullarında çalışmakta olan bazı görevlilerin söz konusu ihbarlara nasıl vakit ayırdığıdır. Sözde, hükümeti devirmeyi planlayan darbecilerin peşine düşen savcılara günde kaç ihbar mektubu ve gizili tanık müracaatı yapıldığına dair sorular kafamı kurcalıyor. Ne idüğü belli olmayan kişilerin ihbarları yüzünden ne kadar vakit ve para harcandığını da vergi ödeyen sıradan bir vatandaş olarak bilme hakkım vardır elbet. Söz konusu asılsız ihbarlara yönelik bir yaptırımın olup olmadığı da belli değil.
Adamın biri Cizre ve Silopi’de asit kuyuları, ölüm tarlaları olduğunu ihbar etmişti. Yargı günlerce deşmedik yer bırakmadı. Çıkan hayvan kemikleri Adli Tıp’a yollandı. Kepçeler, kamyonlar, işçiler tıkır tıkır para kazandı. Polis, Jandarma, savcı, bilirkişi, boşu boşuna mesai harcadı. Araçlar su gibi benzin yaktı. Ortaya yüklü bir fatura çıkmasına rağmen iddiaların gerçek olmadığı dolayısıyla devletin kesesinden harcanan para için ihbarcıya ya da iddia sahibine rücu edilmesi gerektiğini de kimsecikler söyleyemedi. Ödediğimiz vergiler havaya uçtu.
Gizli tanık ifadeleri ve ihbar mektuplarına balıklama atlayıp bunları iddianame dosyasına koymak yerine bütün bunların doğru olup olmadığını araştırma zahmetine nedense kimse katlanmıyor. Dursun Çiçek’in Erzincan’da bir otelde kaydı çıktı diye veryansın edilmişti. İsim benzerliğinden başka bir şey olmadığı meydana çıkmasına rağmen, bu iddianın dosyaya konmasındaki amacı bir türlü çözemedim.
Bu arada ihbar sonucu çıkan haberler yüzünden toplumun ruh sağlığının tehlikeye girdiğini de hatırlatmış olalım.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları