İki kıssa bir hisse...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Danıştay’ın kuruluşunun 146. yıldönümü töreninde Başbakan Erdoğan’ın gösterdiği tahammülsüzlük, bizde devlet adamlığının ve devlet terbiyesinin fiilen bittiğinin tescilinden başka bir şey değildir. TBB Başkanı Metin Feyzioğlu % 100 haksız olsa bile bir Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı’nın yanında, ‘terbiyesizlik etme’ diyerek konuşmacının üzerine yürümeye kalkması, sonra da salonu terk etmesi -Cumhurbaşkanı’nın da tıpış tıpış onu takip etmesi- bugüne kadar -sadece  Türkiye’de değil- dünyada eşine rastlamadığımız bir skandal olarak tarihe geçmiştir.
Cenap Şahabeddin:  “Hatânın eb’âdını muhtînin (hata edenin) mevkii tayin eder. Aynı hata büyükte büyük, küçükte küçük görünür” der. Başbakan’ın gösterdiği tavır, herhangi bir toplantıda sıradan bir vatandaş tarafından sergilense hiç duyulmaz, duyulsa da  “küçük bir kabadayılık gösterisi”  denilir geçilirdi. Ancak, dünyanın gözü önünde, Cumhurbaşkanının yanında cereyan eden bu nahoş tavır -Cenap Şahabeddin’in ifadesiyle- hatanın eb’âdını oldukça büyütmüştür. 
Bütün bunlara rağmen, biz yine yapıca davranalım,  “Doğu”dan ve “Batı”dan iki kıssa -daha doğrusu iki vaka- naklederek alınacak hisseyi ilgililere havale edelim.
İlk örnek Doğu’dan yani Mevlanâ’nın “Mesnevî” sinden:
“Genç bir mürit, adını duyduğu büyük şeyhlerden Ebu’l-Hasan-ı Harrakânî’yi tanımak ve bilgisinden istifade etmek üzere yola çıkar. Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra şeyhin bulunduğu şehre ulaşan genç, arar tarar ve sonunda şeyhin evini bulup kapısını çalar. Kapıyı şeyhin hanımı açar. Genç mürit, şeyhi görmek istediğini söyler, ancak beklenmedik bir tepkiyle karşılaşır. Kadın, şeyh aleyhine ağza alınmayacak hakaretlerde bulunur. Öyle ki genç neredeyse elini kana bulayacaktır. ‘Duâ et ki bu yurdun köpeğisin, yoksa şimdi yapacağımı yapardım’ deyip evden ayrılır. Sonra etraftakilere şeyhin nerede olabileceğini sorar. Oduna gittiğini öğrenince de ormanın yolunu tutar. Bir de ne görsün, karşısında odun yüklü kükremiş bir aslan, şeyh odunun üstüne binmiş, elinde de kamçı olarak kullandığı bir erkek yılan var. Şaşırır... ‘Böyle vahşî hayvanlara hükmeden şeyh, evdeki o cadı kadına niye dayanıyor acaba?’ diye geçirir içinden. Şeyh, gencin bu endişesini sezmiş olacak ki:  “Ben sabredip o kadının yükünü çekmeseydim, erkek aslan nereden çekerdi benim yükümü” cevabını verir.
İkinci örnek Batı’dan:
Tarihin kaydettiği en güçlü devlet başkanlarından biri olarak bilinen Franklin D. Roosevelt’e sorarlar:
-Başarınızın sırrını zekânıza mı, tahsilinize mi, ailenize mi borçlusunuz?
“Hiçbirine değil” der Roosevelt ve devam eder: ” Bütün deliller benden yana olsa bile, yine de karşı tarafın haklı olabileceğini hiçbir zaman aklımdan çıkarmam, muhakememi buna göre yürütürüm. Bence başarımı sadece bu düşünce tarzıma borçluyum. 
Devlet adamı olmak isteyenler için -tahammül ve karşı tarafın da haklı olabileceğini göz ardı etmeme konusunda- size iki kıssa sunduk... Bize kıssa mıssa lazım değil, sen git fikrini kendine sakla diyorsanız, siz bilirsiniz. Buyurun siyasetçi olmaya devam ediniz. Ama unutmayın ki:
 “Tarihte devlet adamları her dem hürmetle anılır//Lakin siyasetçiler bugün övülür, yarın sövülür.” (Li-müellifihî)

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları