İki polis, on polis, yedi yüz polis

A+A-
Afet ILGAZ

Bir mumdur iki mumdur” türküsü gibi oldu biraz ama, böyle. Önce iki polis görevden alındı. Sonra on, şimdi de, görülmüş bir şey değil, yedi yüz... Bir de isim taktılar buna  “şark hizmeti”  diye. Benim çocukluğumda babalarımız şark hizmetine giderdi, hem de bir defa. Şimdi bazıları ikinci kez gideceklermiş.
Önceki yazımın başlığı  “Saflar karıştı” idi. Şimdi saflar değil sadece, sözler de karışıyor. Bakın nasıl:
Başbakan gençlik kollarına yaptığı konuşmada  “seçilmişleri atanmışlara kul etmeyeceğiz”  dedi.
Eskiden bu laflar askere karşı kullanılırdı. Askere karşı olan cephede de kendi güvenlik güçleri bulunurdu. Şimdi, bu güçleri bölerek yeni bir  “seçilmişler”  ve  “atanmışlar”  topluluğu, yahut cephesi oluşturuyor. Kendileri seçilmişler ise, “atanmışlar”  kim? Onlar, eskiden yanında olanlar. Eskiden yanında olan ve şimdi karşı cepheye yollananlar.
Durumu soran gazetecilere, İçişleri Bakanı, o emsalsiz Türkçesiyle  “yüzde yüz yalanın bu kadarı olur”  diye cevap veriyor. Bu polisler KCK operasyonunu yürütenler imiş.
Ordudaki operasyonlar sırasında  “PKK’ya dokunan yanıyor”  denirdi, şimdi  “KCK’ya dokunan yanıyor mu”  diyeceğiz? Sade saflar değil, sözler değil, akıllar da karmakarışık oldu.


Atatürk statlardan sesleniyor

Ordudaki stattan okunan  “Gençliğe Hitabe” den sonra, İzmir’deki maçta da stadı dolduran kadın seyirciler yüzlerine Atatürk resmi takarak  “Hitabe” yi okumuşlar. Adanaspor maçında da öyle olmuş. Okullardan ve resmi dairelerden kaldırılmakta olan  “Hitabe”  böylece statlarda varlığını sürdürüyor. Resmi daireler mi çoktur, statlar mı daha kalabalıktır? O genelge hiç de akıllı işi olmamış.

***


Başbakanın tele konferans yoluyla yaptığı “gençlik kolları”  konuşması da başka bir âlem. Necip Fazıl Bey’in Çile’sinden bazı cümleler okuyarak bunun  “gençliğe hitabe”  mesabesinde olduğunu hissettirmeye çalıştı. Önce de zaten evindeki görüntüden, kızına  “Getir şu Çile’deki gençliğe şeyi...”  diyerek ve nedense  “hitabe”  diyemeyerek bunun ipucunu vermişti. İyi güzel de, bu cümledeki  “kininin davasını”  unutmaması bugünün gençliğine verilecek en kötü öğüttür. Barış lafını ağzınızdan düşürmezken ve kanallarınızdan boyuna ney sesi dinletirken böyle bir laf?.. Bugünkü gençliğe yakışacak en doğru öğüt, kin davası değil, bilincini (şuurunu) yükseltme çabası olmalıydı.

***


“Dindar ve modern gençlik”  ise beni güldürdü. Çünkü AKP’den önce, İslamcı aydınların ellerinden düşürmedikleri kitaplar, modernizmi eleştiren düşünürlerden Habermas, Foucoult ve Baudrillard’ın kitaplarıydı.
Düzeltme: Pazartesi günkü yazımda Levent Albay’ın soyadını “Bektaş” yazmışım. Çünkü bana gelen 1960 Harp Okulları Mezunları Derneği’nin mailinde öyle geçiyordu. Doğrusu “Göktaş” tır. Özürlerimle...

Yazarın Diğer Yazıları