İki yılda yapılanlar

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali Talat, Cihangir’de yaptığı bir konuşmada “35 yılda yapılan uluslararası görüşmelerin kat kat fazlasını iki yılda yaptım” demiş. Biz Kıbrıs meselesinin yaşını 47 yıl olarak bilmekteyiz. Rum tarafı 1963-1974 yıllarını unuttuğu ve unutturduğu için Kıbrıs meselesinin yaşını hep 35 yıl olarak hesaplar ve dünyaya da “Kıbrıs meselesi 1974’de başlayan bir işgal meselesidir”  hikayesini anlatır.
Bu nedenle Sayın Talat’ın “35 yılda yapılan uluslararası görüşmelerin, iki yılda kat kat fazlasını yaptım” sözlerine anlam vermekte zorlandık. Maksat görüşmelerin yaşını belirlemek olsaydı bu 35 yıla 7 yıl daha eklemek gerekecekti, çünkü uluslararası görüşmelerin başlangıç tarihi 1968’dir.
1968’den 1974’e kadar devam eden Denktaş-Klerides görüşmelerinde 1960 Antlaşmalarının temelini oluşturan Türk-Yunan dengesine dokunulmadı; Garanti sistemi gündeme alınmadı; 1960’daki ortaklık çerçevesine “otonom bölge” adı altında coğrafya eklendi; karşılığında idari sistemde tavizler verildi fakat Makarios, Klerides’in ve Yunanistan’ın tavsiyesine rağmen varılan taslak anlaşmayı ret etti çünkü eşit kurucu ortaklık statümüzden vaz geçmiyorduk ve garantileri gündeme aldırmamıştık.
1974’den itibaren önerilen ve 1977-79 anlaşmaları ile vücut bulan iki toplumlu, iki kesimli federasyonda da kurucu, eşit ortaklık statümüzden taviz verilmiyor; garantiler gündeme alınmıyor; iki kesimlilik gerçek bir coğrafi Türk kesimi olarak ele alınıyor; bu kesime gelip yerleşebilecek Rumların sayısı, yasalarımızla bir kotaya tabi oluyor; merkeze verilecek egemenlik haklarından arta kalanlar kurucu devletlerin egemen hakları oluyor, bu nedenle de “eşitlik” ve “sınırlar” geri alınamaz oluyordu.
Varılacak herhangi bir konudaki mutabakat, tüm konularda mutabık kalınmadıkça geçerli olamaz prensibi ve iki ayrı referandum olgusu ile cemaatler deyiminin kendi kaderini tayin hakkı olan Halk anlamına geldiğini de kayda geçirmiştik. Mal mülk meselesinin global bir şekilde ele alınacağı tazminat, takas ve kısıtlı iade ile halledileceği de kayda geçirilen haklar arasındaydı. Bir ara öne sürülen dönüşümlü başkanlığın altında bunlar  -ve özellikle- kurucu devletlerin egemenlikleri vardı. Bunlara ek olarak, uzlaşma olmadan Kıbrıs’ın AB üyeliğine müracaat edemeyeceği de kayda geçirilmişti. Rum liderliği, bugün Hristofyas’ın yüzümüze karşı dediği gibi  “federasyonu benimsemiyorum ama, Türk askerinden kurtulmanın başka yolu yok”  diyemezdi; EOKA’dan ilham aldıklarını beyan da edemezdi. Kipriyanu, görüşmeleri bırakıp, her yıl, Bağlantısızlara giderek saçma sapan kararlar çıkarttığı ve eşitliğimizi, federal bir uzlaşmayı kabul etmediği anlaşıldığı içindir ki 1983’de eşitliğimizin, egemenliğimizin, bağımsızlığımızın kanıtı ve Rumlara boyun eğmeyeceğimizin göstergesi olarak KKTC ilan edilmiştir. Rumlar, buna rağmen Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkma eyleminden ve siyasetinden vazgeçmedikleri içindir ki rahmetli Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in de tasvibi ile konfederasyon tezi ortaya atılmış ve TBMM’nin oy birliği ile almış olduğu karar ile Kıbrıs meselesinin halli iki halk -iki devlet- garantilerin devamı formülüne bağlanmıştır.
42 yıldır kat edilen bu yoldaki kazançlar Annan Planına evet demekle erozyona uğratılmakla kalmamış, dünyaya Kıbrıs’ın tamamen askerden arındırılabileceği ve (ABD’nin derhal yorumladığı gibi) Türk tarafının ayrı devlet, ayrı egemenlik istemeyeceği kabul edilerek, Talat-Hristofyas görüşmeleri, TBMM’de ve KKTC Meclisindeki milli formüle rağmen, tek halk, tek devlet, tek egemenlik esasları kabul edilerek masaya oturulmuştur.
Sayın Talat, “dünya bizimle ilgileniyor” diyor. Dünya dediği ülkeler 1963’den itibaren Kıbrıs meselesi ile, suçludan yana ağırlıklarını koymak suretiyle, ilgilenmiştir. Sayın Talat, “dünya bizim politikamızı benimsiyor” diyor. Bunda hiç şüphemiz yoktur çünkü dünya dediğiniz ülkelerin arşivlerine bakarsanız, kendi çıkarları için, Türkiye’yi adadan çıkarıp, Kıbrıs’ta bir Rum-Yunan hegamonyası kurmak istiyorlar. Tek halk, tek devlet, tek egemenlik formülü de bu arzularını tatmin için en kestirme yoldur.
Sözün kısası; iki yılda, 47 yılda korunmuş olan ve elde edilen devletten, ayrı egemenlikten vazgeçtiğiniz ve 1960 Antlaşmaları ile kurulmuş olan Türk-Yunan dengesini bozmuş olan Rum oyununa geldiğiniz için alkış alıyorsunuz. Buna gelecek nesiller ve tarih ne diyecek? Bunu düşünmek zamanı şimdidir.

Yazarın Diğer Yazıları