İkinci Dersim, oy malzemesi

A+A-
Altemur KILIÇ

Fırsat bekliyorlarmış... Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarına o fırsatı hem de CHP Tunceli milletvekili Aygün verdi. Birdenbire gündeme Dersim’i getirdi ve Atatürk’ün bu “katliamdan” haberdar ve sorumlu olduğunu söyledi. Işığı gören bütün tahtakuruları kovuklarından çıktılar ve sonunda “Başbakan” Erdoğan da onlara katıldı. Kendi uhdesindeki Devlet belgelerini açıklayarak Devlet adına özür diledi. Böylelikle Devletin başına ne badireler açacağının, arkadan mağdurların tazminat taleplerinin geleceğinin farkında mı? Belki bunların bedelini, askerlikten kaytaranların ödeyecekleri bedelle karşılar...
Dersim olayı konusunda çok şeyler yazıldı; ben de yazdım. “Dersim olayı”, aslında “Devlete karşı” başkaldırı (isyan) olduğu ve bu kanlı başkaldırının gerektiği gibi tenkil edildiğini, isyancıların da mahkeme kararıyla layık oldukları gibi cezalandırıldıkları unutturulmak isteniyor!
Kürt sorunu konusunda uzman David McDowall, Kürtler ve Kürtçülük konusunu işlediği “Kürtler” adlı kitabında, Dersim isyanının, “Kemalist devlete karşı son aşiret isyanı olduğunu” yazar ve şu yorumu yapar: “Dersim’den sonra Kürt milliyetçiliği ile İslamcı Kürt hareketlerinin yolları ayrılacaktır. 1950’de çok partili rejim başladıktan sonra şeyhler genellikle taraftarlarını İslâmi veya sağcı partileri desteklemeye teşvik etmişler, Kürt milliyetçileri de Türk solundan destek almışlardır...”
Sözde “katliam”, hakikatte “tenkil ve te’dip” harekâtı, 1937, 1938’de, Atatürk’ün talimatıyla, zamanın Başbakanı Celal Bayar ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak tarafından gerçekleştirilmişti. Yörenin “Dersim” adı, kötü anılardan arındırılsın diye “Tunceli” oldu. Fakat “Dersim” adı ve yalanları şimdi polemik malzemesi. Tunceli’de bugün, “Seyit Rıza” anıtı var. Demek, terörle, isyanla bir yere varılabiliyormuş!.. “Başkaldırı, terör” kutsanıyor; buna karşılık “tenkil ve te’dip, soykırımı” oluyor! Ve şu sırada PKK gene devlete başkaldırırken, “Dersim” politikacılar için oy malzemesi yapılıyor! PKK için de simge ve gerekçe! Ve bizim, sözde “aydınlar” da, bu amaçlara yardakçılık ediyorlar! Terörün, “dini, imanı, ırkı, yok”, ama bu hususta özellikle Türkiye’de derin “gaflet” var!


Bir gazetecinin anıları
Dersim ve tenkil hakkında en doğru ve yerinde tespitleri zamanın ünlü gazetecilerinden Naşit Hakkı Atay yapmıştı. 11 Haziranda yayımlanan kitabını zamanın Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’a ithaf ederken şöyle diyordu:
 “Bu kitap bir gazetecinin görüşlerini topluyor. Şark vilayetlerini saran irtica havası içinde tutulan bu notlar; Türk çocuklarına, Cumhuriyetin buraları ne halde eline aldığını gelecek nesillere anlatabilir ve eski ile yeniyi mukayesede onları aydınlatabilirse, tehlikeler ve ateşler içinde bunları toplayana, bütün zahmetini unutturacaktır.”
Sonra kişisel gözlemlerine göre yazdıkları özetle şöyle:


1925’de Şark’tan Bir Mektup
“Beş ay evvel Şark vilayetlerimizin bir kısmında isyan çıktı. On beş gün içinde on vilayeti sarmak tehlikesini gösterdi. Şuurlu vatandaşların aksülamelleriyle çerçevelenen bu geniş sahayı, seferber edilen kolordular üç taraftan kapattı. İftirakçılar, sergerdeler de İstiklal Mahkemesinde ve divanıharplerde hesap verdiler.
Bugün sükûn avdet etmiştir. Kolordular garnizonlarına, tam bir cumhuriyetçi imanı ile çarpışan Türk çocukları da, bir tek kaçak vermeden köylerine ve işleri başına dönmüşlerdir. Fakat şunu cesaretle, şuurlu bir cesaretle söylemek lâzımdır ki ikinci bir isyan için, böyle on günde büyük bir vatan parçasını saracak isyan için bütün tesisat bâkîdir ve hazırdır. Türk istiklalinin temeli olan cumhuriyeti yıkmaya kalkanlar, Şark’ta büyük bir vatan kısmını esir topraklara ilave etmek isteyenler, Türk hudutları dahilinde kendi komitelerine aslî ve faal aza olarak yalnız derebeylerini ve şeyhleri bulmuşlardır. Çünkü derebeyi, şeyh ve iftirakçı müşterek düşman karşısındadırlar; cumhuriyet karşısındadırlar. Şark İstiklal Mahkemesi’nin önünde; hadisenin mesuliyeti hesabını verenler -birkaç serseriden başkası- hep ya şeyh veya beydir. Hür ve mücerret bir cumhuriyet vatandaşı bu melun teşebbüse ne girmiş ve ne de müzahir olmuştur.
Şark’taki içtimaî teşkilat zamanla ve tekâmülle tasfiye olunamaz. Ona cumhuriyetin çelik neşteri ile müdahale etmek lâzımdır. Bu teşkilat; inkılabın sert ve cezrî metodu ile tahrip ve imha edilmezse tabiî vaziyet dönmüştür demek, yalancılık olur.”
Bu isyanı takip eden hadiseler katî olarak derebeyine gösterdi ki bu idare meşrutiyet idaresine benzemez. Cümhuriyet gündelik politika gütmeyecektir, ergeç kendisini tepeleyecektir...
Naşit Hakkı Bey çok iyimsermiş. Nereden bilebilirdi ki, onlarca yıl sonra 2011 yılında Dersim hortlayacak ve Atatürk’e karşı kullanılacak.
Atay’ın kitapçığını burada özetledim; küçük ama bu kitapta asıl gerçekler var.


Atatürk’ün düşünceleri
Dersim konusu hortlayınca Atatürk’ün Kürt isyanları konusundaki düşüncelerini de aktarmak vacip oldu. Bunu da babam Kılıç Ali’nin anılarından naklediyorum:
Doğu’da Kürt ayaklanması-
“Yapılan yoğun propagandanın ülkenin başına dert açacağından kaygı duyanlar, tahminlerinde yanılmadılar. 24 Şubat 1925 günü, kendisini Emir-ül Mücahidin ilan eden Şeyh Sait, “Şeriat isteriz” çığlıkları ve görüntüsüyle Doğu’da bir Kürt ayaklanması başlattı. Şimdiki Bingöl’ün Piran köyünde başlatılan ayaklanma hızla yayıldı. Telgraf hatları kesildi. Genç, Çapakçur, Palu ve Hani hükümet konaklarına baskınlar yapıldı, jandarma müfrezeleri esir edildi. İsyancılar görünüşte şeriatı ve hilafeti geri getirmek, Sultan Abdülmecid’in oğullarından birini halife yapmak istiyorlardı. Ayaklanmanın şiddetle bastırılacağı kuşkusuzdu. Ancak Fethi Bey Hükümeti, alınan kararları uygulamakta gecikiyordu. Ayaklanmanın yayılmasını önlemek amacıyla Genç ilçesinde ve ayaklanmaya elverişli civar yerlerde sıkıyönetim ilan edildi. 25 Şubat günü toplanan Halk Fırkası Genel Kurulu, hükümete destek ve geniş yetkiler verdi. Fethi Bey Hükümeti buna rağmen cesur ve kararlı davranamıyor, kesin hareketi bir türlü yapamıyordu. Basının eleştirilerinden adeta ürkmüş gibiydi.
O gün Gazi’nin başkanlık edeceği Bakanlar Kurulu toplantısında bulunması için Heybeliada’da dinlenmekte olan eski Başbakan İsmet Paşa da Ankara’ya çağrılmış ve toplantıya katılması sağlanmıştı.
Gazi’nin İsmet Paşa’yı Heybeli’den telgrafla davet etmesi de bir mesele olmuştu. Bu telgraf nasılsa Fethi Bey’in eline geçmiş, bunu Bakanlar Kurulu’nda sorun yaparak arkadaşlarını tahrik etmek istemişti. İhsan Bey aynı günün akşamı bu olayı Gazi’ye nakletmiş, İsmet Paşa’nın ‘Yine bana ihtiyaçları oldu’havasına gireceğini, böyle bir durumda ise İsmet Paşa ile çalışamayacağını söylemişti. Gazi, ona şu cevabı vermişti: ’İlahi çocuk! Fethi Bey kendini hâlâ İttihat ve Terakki genel sekreteri sanarak aklınca kimsenin arkasından gitmek istemiyor. Şaşarım onun akl-ı perişanına! Görüyorsunuz, en yakın dava arkadaşı bildiklerimiz, yaptıklarımızı yıkmakla meşguller. Benim davayı yürütmek için kayıtsız şartsız itaat edecek bir adama ihtiyacım var. Bu da İsmet Paşa’dır. Sana gelince, sen ne İsmet’in, ne de Fethi’nin adamısın. Sen benim arkadaşımsın.’”


Şeyh Sait tahrik ediyor
Ayaklanma bölgesindeki sivil ve askeri makamlardan alınan raporlardan, Şeyh Sait’in halkı dine saygı propagandasıyla tahrik ettiği anlaşılıyordu. Bunda, Terakkiperverlerin programlarına koydukları “Dine saygılıyız” kaydının büyük rol oynadığı belli oluyordu.
Doğudaki ayaklanmaya ve ondan sonra meydana gelebilecek olaylara engel olmak için etkili kararlar alınmalıydı. Bu açıdan Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun birinci maddesine ek olarak şu iki madde Meclis tarafından kabul edildi:
1- Dini ve kutsal inançları siyasi amaçlara esas ve alet etmek üzere cemiyetler oluşturulması yasaktır.
2- Bu çeşit cemiyetler oluşturanlar veya bu cemiyetlere girenler vatan haini kabul edilir.
Dini ve kutsal inançları alet ederek devletin şeklini değiştirmek veya devletin güvenliğini bozmak, her ne şekilde olursa olsun halk arasında ikilik ve düşmanlık yaratmak için, gerek tek tek ve gerek toplu olarak sözlü veya yazılı veyahut fiili bir şekilde veya konuşma yapmak, yahut yayın yapmak suretiyle harekette bulunanlar yine vatan haini kabul edilir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları