İkinci safha

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Talat-Hristofyas görüşmelerinin birinci safhası sona erdi. İkinci safha Eylülde başlayacakmış. Halkımızın büyük bir bölümü ateş üstünde oturmaktadır çünkü görüşmeler Türkiye’ye ve bize Annan Planını kabul ettirenlerin “ayrı devlet, ayrı egemenlik yok”  çizgisinden başlamıştır. Bundan yararlanan Rum tarafı nelere razı olabileceğini, yani olmazsa olmazlarını, yani kırmızı çizgilerini her Allah’ın günü bize ve dünyaya duyurmuştur. Bunların neler olduklarını çok yazdık. Tekrarlamaya gerek yoktur. Rum basınından, yabancı diplomatlardan ve Sn. Cumhurbaşkanı Talat’ın basına, milletvekillerine ve kuruluş temsilcilerine verdiği kısıtlı bilgilerden anladığımız tek şey taraflar arasında, esas konularda, derin görüş ayrılıklarının devam ettiğidir.
Ancak buna rağmen görüşmelere yardımcı olmak için kollarını sıvamış olan “dostlar”, başta ABD-Garantör İngiltere- AB’den bazı ülkeler ve AB temsilcileri ile BM temsilcileri “işler iyi gidiyor” havasını yaymaktadırlar. Bu, bir baskı taktiğidir. İleride herhangi bir konuda dayatan taraf olursa “bozguncu olma” diyerek o tarafın karşısına dikileceklerdir. Başımdan çok geçtiği için bilerek konuşuyorum. Mr.No ünvanını almak kolay olmadı. Hak istemeyeceksin ki işler yolunda gitsin!
 Bu  “baskı taktiğinden”  en çok sakınması gereken taraf Türk tarafı olmalıdır çünkü halkımıza ve dünyaya olumlu mesajlar veren, sene sonuna kadar referanduma gidilebileceğini söyleyen bizim taraftır. Halbuki, yukarıda da söylediğim gibi, temel ilkelerde, milli bakışta veya vizyonda göz ardı edilmesi, üzerinden sünger geçilmesi mümkün olmayan ayrılıklar vardır. Sn. Cumhurbaşkanımız “son kararı verecek olan benim” demekle büyük -hem de altından çok zor kalkabileceği- bir sorumluluk altına girmiş oluyor. Bu halkımız açısından kabulü imkânsız bir durum olduğu kadar Sn.Talat açısından da böyle bir yükün altına girme zorunluluğu yoktur. Son kararı halk verecektir.
Son kararı halkın verebilmesi için, ikinci safhada, yukarıda işaret ettiğim uyumsuzlukların ve vizyondaki zıt görüşlerin bertaraf edilmiş olması gerekecektir.
Kabul edilsin veya edilmesin görüşmelerden maksat Annan Planını ret eden Rum tarafının evet diyebileceği bir anlaşma elde etmek olduğuna göre, işler referanduma sevk edilecek kıvama gelirse, bunun tek anlamı Rum tarafının istediklerinin çoğunu elde etmiş olduğu olacaktır. Kısacası, Hristofyas “Arzu ettiğimden değil, Türk askerini adadan çıkarmak için federasyonu kabul etmek gerekir” yaklaşımı benimsendi anlamına gelecektir. Ayrıca Türkiye, AB üyesi olmadan Rum tarafı ile anlaşıp Kıbrıs’ın yarı buçuk AB üyeliğini tamamlamayı ve böylelikle Türk-Yunan dengesini Yunanistan’ın lehine bozmayı da kabul etmiş olacağız. Gerisi teferruattır.
Kısacası AB normlarına bağlı “Kıbrıslılar cenneti” kurulmuş olacaktır. Bu cennetin sevk ve idarecisi de, yazılı anlaşmada bize ne verilirse verilsin, Rum çoğunluğunda olacaktır çünkü uzlaşmanın temeli tek halka, tek egemenliğe, tek devlete dayanmaktadır.
O halde vakit geçirmeden Sn. Cumhurbaşkanı Talat görüşmelerin ilk safhasında hangi konularda anlaştıklarını, hangi konularda görüş ayrılığı olduğunu ve bunun nedenlerini; bu konularda son değişmez durumumuzu içeren kapsamlı bir açıklama yaparak son sözü söyleyecek olan halkımıza duyurmalı ve Rumların istediklerini bu halkın kabul edip etmeyeceğini tespit etmelidir.
Halka, “Aramızda bunca görüş ayrılığı varken ikinci safhaya geçelim mi, geçmeyelim mi?” sorusu sorulmalı ve bunun cevabına göre hareket edilmelidir. Gerekirse bu konuda Meclis referanduma gidebilir. Bu, uzlaşmazlık değildir, görüşmelerden kaçmak da değildir.
 Bu, 1964’den bu yana “meşru hükümet” olduğu iddiasını sürdüren ve tüm hukuka, anlaşmalara, insan haklarına, Kıbrıs’ın gerçeklerine tükürürcesine AB üyesi de olarak büsbütün şımarmış olan Rum idaresi karşısında boyun eğmeyeceğimizi dünyaya ve Rumlara göstermek için kaçınılmaz bir gereksinmedir.  “Kalıcı anlaşma istiyoruz. KKTC’nin Rum idaresinden daha meşru olduğu gerçeğinin kabul edilmesinde kararlıyız. Garantilerin devamı ve bunun fiili ve etkin bir göstergesi olarak sayısında anlaşacağımız kadar Türk-Yunan  birliklerinin bulunması bizim için hayatidir. İki kesimlilik ve yapılmış olan nüfus mübadelesinin maksadı kalıcı bir anlaşmanın temelini atmaktı. Bunların sulandırılmasına karşıyız v.s.” mesajını vermek zorundayız. Önerdiğim bu yol haritası bu nedene dayanmaktadır. Tekrar ediyorum; İkinci safha referandumla sonuçlanacak olursa,
Rum’a teslim olduğumuz anlamına gelecektir. O zaman tek çare KKTC Meclisinin böyle bir anlaşmayı kabul etmeyerek konuyu referanduma sevk edecek yasayı yapmamasına kalır. UBP yetkilileri bu konuyu şimdiden düşünmeye başlarlarsa iyi olur.

Yazarın Diğer Yazıları