İktidarın hedefindeki iki 'yürekli' hukukçu!

İsrafil K.KUMBASAR

Yediden yetmişe herkesin susturulduğu, kimilerinin ‘midelerinden’ teslim alındığı, kimilerinin ‘korku zincirine’ vurulduğu bir ortamda, ‘çarkların’ arasından yürekli bir ‘hakim’ ve ‘savcı’ çıkıyor.
Yargının ‘bağımsızlığını’ tamamen yitirme tehdidiyle karşı karşıya kaldığı bir anda, her şeyden umudunu kesenlere, “Bu ülkede hâlâ namuslu hakim ve savcılar varmış” dedirtecek iki önemli karara imza atıyor.
Biri, Necmettin Erbakan’ın mahkum olduğu meşhur ‘kayıp trilyon’ davasından adeta ‘tereyağından kıl çeker’ gibi sıyrılıp “Dindar Cumhurbaşkanı”  söylemiyle Çankaya’ya oturmayı başaran Abdullah Gül’ü de ‘şüpheli’ olarak nitelendirerek ‘yargılanmasına’ karar veriyor, İmralı’daki Bebek Katili’ne  “Sayın Öcalan” diye hitap eden Tayyip Erdoğan hakkındaki ‘takipsizlik’ kararını kaldırıyor.
Diğeri, ‘genel kararlar’ çerçevesinde Yargıtay dahil bütün yargı mensuplarının dinlendiği iddiasıyla TİB, Emniyet ve MİT görevlileri hakkında ‘suç duyurusunda’ bulunarak soruşturma açılmasını sağlıyor.
Başka ülkelerde olsa, böylesine cesur hareket eden hukuk adamları ne yapılır?
Ödüllendirilir, değil mi?
Peki ya Türkiye’de?

* * *

Adalet Bakanlığı, yürekli hakim ve savcının meslekten ihraç edilmeleri talebi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na başvurdu.
Sincan 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz, hakkında hazırlanan raporda bakın ne ile suçlanıyor:
“Görevini doğru ve tarafsız yapamayacağı kanısı uyandırmak. Adli yargı, adalet komisyonu ve ağır ceza mahkemesi başkanı sıfatlarına yakışmayacak ilişkilere girmek. Mesleğin şeref ve nüfuzu ile şahsi onur ve saygınlığını yitirmek.”
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı ve YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’na yöneltilen ithamlar ise şöyle:
“Cumhuriyet mitinglerine katılmak. Yargıtay hizmet binasında açıklama  yapmak. Bakan ve müsteşar hakkında açıklamalarda bulunmak. Abdullah Gül’ün seçim sürecinde medyaya açıklamalarda bulunmak.”
Suçlamalardan çıkan ortak hüküm şu:
İktidar mensupları lehine karar alanlar, ‘mesleğe uygun’ hareket ediyorlar, aleyhine bir karar alanlar ise ‘şereflerini’, ‘saygınlıklarını’, ‘tarafsızlıklarını’ yitiriyorlar.

* * *


İktidar sahipleri, işlerine geldiği zaman ‘hukukun üstünlüğünü’ esas alan ‘medeni dünyayı’örnek gösteriyorlar.
Peki, o dünyada işler böyle mi yürüyor?
‘Suç işleyen’ iktidar mensuplarının, ‘herhangi bir ayrıcalıkları’ mı var?
Anayasasında ‘hukuk devleti’ olduğuna ısrarla vurgu yapılan Türkiye’de, ne yazık ki ‘diktatörlük’ ile yönetilen üçüncü sınıf ülkelerde bile eşine benzerine rastlanmayacak ‘hukuk cinayetlerine’ imza atılıyor.
Bağımsız yargının mensupları, siyasi iktidarın ‘emir kulluğunu’ yapmaya zorlanıyor.
‘Hukukun üstünlüğü’ prensibi çerçevesinde, ‘hukuka uygun’ hareket eden hukuk adamlarının gözlerinin yaşına dahi bakılmadan hayatları karartılıyor.
Hakimler ve savcılar, ‘terör örgütü’ veya ‘organize suç örgütü’ üyeleri ile ilgili bir karar verirken ister istemez biraz korku yaşarlar.
Peki hakim ve savcılar, ‘iktidar mensupları’ ile ilgili bir karar alırken ‘aynı korkuyu’yaşamaya başlamışlarsa, o devlet ne devletidir?
‘Hukuk devleti’midir?

* * *


Son sözü tabii ki Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu söyleyecek.
Siz bu kurulun şerefli bir hukukçu üyesi olsaydınız eğer, önünüze baştan aşağıya ‘siyasi infaz’ kokan böyle bir dosya geldiğinde acaba ne yapardınız?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş