İktisadi Türkçülük, İttihat ve Terakki'den Cumhuriyet'e Miras...

A+A-
Cazim GÜRBÜZ

Kürtçülük ve PKK yardakçısıdır o sol gazete ya, arada Ermeni ve Rum şakşakçılığını da ihmal etmez. İşte bu gazetede sözde Ermeni soykırımı vesile edilerek yayımlanan bir araştırma-inceleme yazısından satırlar... İttihat ve Terakki ile Cumhuriyetin ekonomik milliyetçiliğini kötülemek amacıyla yazılmış ama tespitleri doğru bence. Biz, bizim gözümüzle okuyup yararlanalım.

 "Tek dil, tek millet ve tek kimlik, zihniyeti gereği Türk kimliğini hâkim kılmak ve 'öteki'ni tasfiye etmek politikası aynen icra edile geldi..." diye başlıyor yazı... "Öteki" dediği, Türk'e kefen biçmeye yeltenen Ermeni ve Rum isyancılar...

Devam edelim yazdıklarına:

"Devlet icraatı olarak mülkiyet transferi ve tapulama işleminin yapıldığı 1915 ve sonrası, harbin transferi hızlandırdığı, iktisadi Türkçülüğü güçlendirdiği ve piyasayı Türkleştirdiği yıllar olarak değerlendirildi.

Harbin mülkiyet ve sermaye transferini hızlandırdığı İttihat ve Terakki'den Dr. Nâzım ile Berlin'e kaçan Talât tarafından da ifade edilmiştir.

Yakın dönem tarihçilerinden Sina Akşin 'İktisadi Türkçülük yeşerdi' derken, Zafer Toprak da 'Savaşla piyasanın millileştiği' tespitinde bulundu."

Evet olan aynen budur, bu olanları biz alkışlıyoruz, şimdi neden olmuyor, bunun derdinde ve dâvâsındayız... Fırsat bulursak o gün olanları yine olduracağız.

Devam edelim mi, çok yararlanacaksınız:

"Osmanlı sisteminde Saray'dan yapılan işbölümü sonucunda 20. yüzyılın başına gelindiğinde ekonominin hâkim unsuru Hıristiyanlar yani milleten Rum ve Ermenilerdi. Osmanlı'ya hâkim unsur ifade edildiği biçimiyle milleti hâkime Müslüman-Türk'ün ekonomide etkinliği sınırlıydı.

Hıristiyanların ekonomide hâkim olması, çok uyanık veya işbirlikçi olmalarıyla açıklanamaz, sistemi kurgulayan Osmanlı Sarayıydı. Elbette o dönemde uyanık ya da işbirlikçi Müslüman-Türkler de vardı.

İstanbul Ticaret ve Sanayi Odasının araştırmasına göre, 1880'lerde 31 sektörün 27'sine gayri Türk ve 4'üne Türk hâkimdi.

1914-1915'lerde de Osmanlı sanayi sermayesinin dağılımında, Müslüman-Türk'ün yüzde 15 olan payı, Rumlarda yüzde 50 ve Ermenilerde yüzde 20'ydi.

Bu üç farklı kaynağın ortaya koyduğu sonuç, Müslüman-Türk sermayedarın payı biraz aşağı-yukarı sapmayla yüzde 15 civarında olup, geriye kalan yüzde 85'i de Hıristiyan ve Museviler ve yabancılarındı. Yüzde 85'lik payda ağırlık Rum ve Ermeni milletinindi."

Böyle imiş işte, İttihat ve Terakki görmüş bunu, o hayhuyda düzeltmeye çalışmış, bir şeyler yapmış ama tam olmamış, bu tamamiyeti sağlamak Atatürk Cumhuriyeti'ne nasip olmuş... Neler olduğu da yana yakıla anlatılıyor bu yazıda, okuyalım:

"1915'ler ve 1920'lerin ekonomi politiğiyle emvâli metruke kapsamına alınan fabrikaların, imalathanelerin, atölyelerin ve işyerlerin de Müslüman-Türk'e transferinin sağlanmasıyla sermayenin Türkleştirilmesi hızlandırıldı. Büyük olasılıkla 1930'lara gelindiğinde Türk-Müslüman sermayedarın payı yüzde 80'lere yükselmiş olmalı."

Büyük Atatürk'ün o büyük sözü, ufkumuz ve bu Türklük özürlü kaleme yanıtımız olsun:

"Biz Türkler yüz sene evveline kadar her şeyi kendi çekicimizle, kendi örsümüz üzerinde vücuda getirir, kendi çarşımızda kendi elimizle satardık. İşte bunun için büyük millettik."

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları