İleri demokrasi için Sam Amca modeli!

İsrafil K.KUMBASAR

Wikileaks sızıntılarının üzerinden çok fazla geçmeden Orta Doğu’da büyük  ‘değişim’ rüzgarları esmeye başladı. Sokakları ‘karargah’ haline getiren halk kitleleri, kendilerine yıllarca ‘Firavun’ gibi kan kusturan ‘diktatörlere’karşı başkaldırdı.
Bazı ülkelerde yönetimler el değiştirdi. Sıra bölgedeki diğer ülkelere geldi. Perde arkasındaki gerçekleri bilmeyenler,  “Eh ne güzel işte, demokrasi geliyor, halklar artık kendi kendilerini idare edecek” diye rehavete kapılabilirler.
Ama ne yazık ki bu değişim ‘kendiliğinden’ ortaya çıkan bir değişim değil, BOP kapsamında gelişen ’kontrollü’ bir değişimdir.
ABD Dışişleri eski Bakanı Condoleezza Rice tarafından 7 Ağustos 2003 tarihinde Washington Post için kaleme alınan bir yazıda Büyük Orta Doğu Projesi’nin nihai hedefi aynen şöyle açıklanıyordu:
“Fas’tan Basra Körfezi’ne, oradan Orta Asya steplerine kadar 22 ülkenin rejimlerini, sınırlarını ve haritalarını değiştirmek.”
‘Cahil halk yığınlarına’ bırakılmayacak kadar çok önemli stratejik bir bölge olan Orta Doğu’ya tabii ki ’demokrasi’gelecek.
Peki, ama nasıl?

***


Her biri ‘görünüşte’ birbirinden farklı, ama ’zihniyet itibarı’ ile aslında birbirlerinin aynı olan birkaç siyasi parti kurulacak.
Kimi ‘din’, kimi ‘vatan’, kimi ‘halk’, kimi bilmem ne  adına hareket eden bu partilerin başına birer ‘lider’ tayin edilecek.
‘Bütün yetkiler’ liderlerin emrine tahsis edilecek, parti üyelerinden genel merkez yöneticilerine kadar hemen herkesin kaderi liderin ‘iki dudağı’ arasında olacak, yapılanlara ‘en ufak bir eleştiri’ dahi yöneltmeye kalkışanlar, anında kulağından tutulup kapı önüne konulacak.
‘Milletvekili’ listelerinin hazırlanmasında, ’tek belirleyici’ kişi lider olacak, ‘uyum sorunu’yaşaması muhtemel olanlar ilk elemede devre dışı bırakılacak.
Lider hegemonyasına karşı kazan kaldıranlar, “Ülke şartları böyle gerektiriyor” diye gözü kapalı bîat etmeye zorlanacak.
Olağanüstü bir ‘yönlendirme’ kampanyası eşliğinde sandık başına giden vatandaşlar, önlerine konulan listelerden birine oy verip, ‘kendi iradelerini’ kullandıklarını zannederek mutlu olacaklar. Belki düzen değişecek, ama üzülen hep aynı kalmaya devam edecek.

***


‘Halkın oyları’ ile işbaşına gelmiş gibi görünenler, buldukları ilk fırsatta kendilerini seçen kitlelere sırt çevirip, gerçekte ’halk iradesini’ yönlendirerek kendilerini o koltuğa oturtan ’güç odakları’ ile dans etmeye başlayacaklar.
Efendileri adına üstlendikleri ‘taşeronluk’ görevlerini, içeriye karşı  “Lider ülke oluyoruz”  diye yutturmaya kalkışacaklar.
‘İleri demokrasiye’ geçiş adı altında, ‘istibdat’ dönemlerinde bile eşine benzerine rastlanmayan bir ‘korku imparatorluğu’ oluşturacaklar.
Cesaret edip de karşılarına çıkan vatandaşları,  “Ağzına ben mi ekmek koyayım”, “Gözünü toprak doyursun”, “Ananı da al git ulan”  diye azarlayacaklar.
‘İhanet’ ile eşdeğer anlam ifade eden icraatlarına muhalefet eden herkesi ‘darbeci’ ilan edip kodese tıkmaya çalışacaklar.
Bütün ‘denetim’ mekanizmalarını ortadan kaldırıp, ’yasamayı’, ’yargıyı’, ’medyayı’kontrol altına alıp, ‘iki partili Meclis’ hayalleri kurmaya başlayacaklar.
Nihayet, ellerindeki ‘fiili’ gücün azametine bakıp,  “Artık bu işin adını koymak gerekir değil mi, canım kardeşim?”  diye bastıracaklar.
Ve ‘Başkanlık’ tartışmaları başlayacak.

***


ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton, Orta Doğu halklarına ‘demokrasi’ konusunda çok önemli deneyimleri olan bir ülkeyi ‘model’ almalarını öneriyordu.
Sahi bu model hangi ülkeydi?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş