İlhan Selçuk’un hukuk zaferi

Yavuz Selim DEMİRAĞ
16 Ekim 2008’de açılan dava nihayet sona erdi.  “Yıllardır, geç gelen adalet, adalet değildir”  diye yazdıksa da Türk milletinin yargıya olan güveninin zedelendiği dönemde, İlhan Selçuk’un hukuk zaferi, adalete olan inancı yeniden tesis etti. Yasada açık seçik özel hayat ile ilgili görüşmeler delil sayılmadığı gibi medyada yayınlanamaz hükmünü çiğneyenler ise ne yazık ki Ümraniye Davası’ndaki savcılar. İstanbul 5. Asliye Hukuk Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun 25/1 maddesi uyarınca hukuka aykırı olduğu belirtildiği gibi, Borçlar Kanunu’nun 49/3 maddesi uyarınca da yapılan bu tecavüzün kınanmasına karar verdi. Yani ortada  “tecavüz” ün olduğu mahkeme kararınca doğrulanmış oldu. Söz konusu tecavüz ya da özel hayatın ihlali suçunun sadece İlhan Selçuk için işlenmediği yolundaki şüpheler, aynı davada yargılanmakta olanlar için de geçerli olacak gibi görünüyor.
İstanbul 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin bu kararı  “emsal”  teşkil edeceği için önümüzdeki günlerde bu ve buna benzer yüzlerce davada  “karalamaya kınama”  kararı verilebilir. İlhan Selçuk şimdilik, maddi tazminat davası açmamış, kararın basında yayınlanması talebini mahkeme kabul etmiş. Ancak üç yıldır devam etmekte olan davada o kadar çok özel telefon görüşme kayıtları basında yayınlandı ki hakkında delil bulunmayan yüzlerce insan mağdur edildi. Sadece manevi olarak mağdur olmadı bu insanlar, işlerinden atılan gazeteciler, memurlar, işçiler de vardı. Ve halen o mağduriyeti yaşamakta olan insanlar var içeride ve dışarıda. İlhan Selçuk’un başarılı avukatları Uğur Alacakaptan ve Fikret İlkiz’in gayretlerinin altını çizmek durumundayız. Neredeyse iki yıllık bir mücadeleden sonra çıkan bu karar, Türk hukukunun dönüm noktası niteliğindedir. Ta başından beri çeşitli garabetlerin yaşandığı malum dava, zaten Türk kamuoyunun vicdanını sızlatmaktaydı. Bundan böyle açılmış ve açılacak davaların iddianamelerinde yasanın öngördüğü kurallara uyulur herhalde..
Nereden, kimin yolladığı belli olmayan ihbar mektupları, yasadışı dinleme kayıtları ve adına gizli tanık denen kişilerin yazdıkları, söyledikleri, sanırım artık dosyalara girmez. Bu kararın basında ilan edilmesinden sonra umarım Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile icranın başındaki Başbakan Tayyip Erdoğan özür diler.
Özür dileme, tazminat ödeme, basında ilan edilmesi demek mağduriyetlerin giderilmesi anlamına gelmiyor. Silivri cezaevinde kanser olup ölen Kuddusi Okkır’ı geri getirmeyecek bu karar. İçeride sağlığı bozulan, halen hastanelerde tedavi görmekte olan insanların da yeniden sağlıklarına kavuşması mümkün değil. Basına hangi ellerin sızdırdığı bir türlü ortaya çıkarılmayan özel telefon görüşme kayıtları yüzünden sokakta gezemeyen, komşusuyla selamlaşamayan, mahalle bakkalına gidemeyen, çocuğunun okulunu değiştirmek, evini taşımak zorunda kalan ailelerin yeniden huzura kavuşması da çok zor. İtibarların iadesi geciktikçe bu ağırlığın altından kalkmak çok daha güç olacak. Ve bunu tarih yazacak!
Gelelim Samsun’daki olaya. Buz dağının görünen kısmıydı Samsun. Her şeye rağmen tasvip etmek mümkün değil. Elbette olay küçük sıradan bir adli vaka değil ancak bunu sürekli kaşımak, abartarak yayınlamak sağduyu çağrılarını hiçe sayarak tahrik etmek anlamına gelmiyor mu?
Çifte standardın bu kerteye yükselebileceğini yandaş medya bir kere daha kanıtladı. Van’da CHP Lideri Deniz Baykal’a yapılan hatta yapılmak istenen daha basit bir vaka mıdır?
Bu konuda engin tecrübeye sahip olan Sayın Baykal, polislerin  “Otobüs giremez” telkinlerine inanıp da araçtan inseydi sadece yumurta yağmuruna tutulmakla kurtulabilir miydi? Biraz insaf, biraz izan ve utanma yok mu?
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş