İlim ve siyaset

A+A-
Ahmet SEVGİ

Yaprak dökümü Prof. Dr. Mehmet Altan’ın Star gazetesinden kovulmasıyla başlamıştı. Peyderpey devam etti. Her gün “köşe”lerinde yazdıkları“methiye”ler yetmiyormuş gibi akşamları da evlerimize zoraki misafir olup ekranlarda “barış süreci”nin faziletlerini anlatan, hükümeti öven, Başbakan’ı yere göğe sığdıramayan “Prof. Dr.” unvanlı birçok zevat bir bir gemiyi terk etti. Geride kala kala Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne ile Prof. Dr. Hayreddin Karaman kaldı. Bu zât-ı muhteremlerden birincisini (M. Türköne) -kendi ifadesiyle- Başbakan “paralel devletin uşağı” ilan etti. (bk. 11.02.2014, ZAMAN) Hazretin (mealen)  “2008’de AK Partiyi kapanmaktan benim ilmî kifâyetim kurtardı” demesi de bir fayda sağlamadı. Hayreddin Karaman’a gelince... “21. yüzyılın en büyük fıkıh otoritesi” diye takdim edilen bu “müfti”miz hakkında da maalesef -yazdığı tarafgir yazılar sebebiyle-  “rüşvete fetva veren fakih” gibi taşınması ağır bir algı oluştu... 
Son zamanlarda yaşadığımız bu ibretâmiz tablo beni tekrar (daha önceleri de bu mevzuda yazılar yazmıştım) ilim ve siyaset konusu üzerinde düşünmeye sevk etti.
“İlim ve siyaset” deyince akla ilk gelen şüphesiz ki Ord. Prof. Dr. M. Fuat Köprülü olacaktır. Siyasete girmesini eleştirenlere Köprülü’nün verdiği cevap malum: “Denize düşen çocuğunu kurtarmak için suya atlayan bir babaya hiç kimse ‘sen ilim ve ihtisas adamısın, suya atılmayı başkasına bırak’ diyemez. Bugün bütün memleket bir diktatörlük denizinde boğulurken onu kurtarmaya koşmamak da hiçbir Türk münevverine teklif edilemez. Şimdi her Türk münevverine düşen vazife, memleketi bu totaliter idareden kurtarmaktır.” 
Bu sözlere elbette itirazımız olmaz. Ama teori hiçbir zaman pratiğe uymuyor. Prof. Dr. M. Fuat Köprülü’nün, onun ilk doktora öğrencisi olan Prof. Dr. Osman Turan’ın ve Prof. Remzi Oğuz Arık’ın siyasete kaymalarıyla ilmin bâhusus Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin neler kaybettiğini biliyoruz. Son yıllarda siyasete yönelen ilim adamlarının itibar kaybını yazımın başında özetlemeye çalıştım. Bütün bunlar ilim adamlarının siyasete girerken kılı kırk yarmaları gerektiğini ihtar eden gelişmelerdir.
Şunu da hemen kaydedelim ki siyasete girmek sadece bir partiden milletvekili olmak demek değildir. Herhangi bir partinin kalemşorluğunu yapmak da siyasete bulaşmak demektir ki ilim adamına yakışmaz. İlim adamı ne kadar doğruyu yazarsa yazsın bir partinin müdafii intibaını uyandırmışsa etki alanı sadece o partinin mensuplarıyla sınırlı kalır. Oysa ilim adamı belli bir partiye değil, milletin tamamına hatta bütün insanlığa müessir olabilmelidir. Bu da siyasete mesafeli olmayı gerektirir.
Kısacası; Peygamberimizin ifadesiyle “İlmî rütbe, rütbelerin en yücesidir.” Böyle yüce bir mertebeye nail olan birisinin makam-mevki, para-pul, şöhret gibi dünyevî zevklerin cazibesine kapılarak siyasete girip itibarını sarsması bence akıl kârı değildir. Yanılıyor muyum acaba?..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları