İlk Afrin şehidimiz; Bülent Alp

A+A-
Ahmet TAKAN

ABD'den gelen, Türkiye ve Irak sınırını koruyacak 30 bin kişilik terör ordusunun kurulacağı ile ilgili açıklamanın tarihi 14 Ocak Pazar'dı. Aynı gün bu açıklamanın yarattığı gümbürtünün altında kalıyordu Hakkari Çukurca'dan gelen acı şehit haberi... Hakkari'nin Çukurca ilçesi üs bölgesine PKK'lı teröristlerin Irak'taki Kulika  Dağı'ndan düzenledikleri füzeli saldırıda piyade sözleşmeli er Bülent Alp şehit düşüyor 3 askerimiz de yaralanıyordu. Böylece 2017 yılının ikinci yarısından beri konuşula gelen Afrin operasyonunun ilk şehidimizi veriyorduk ama kimsenin ruhu bile duymuyordu!..

Şimdi, soracaksınız; "Afrin nere, Çukurca nere" diye.. Birbiriyle ilgisi yokmuş gibi gözükse de aslında çok yakından ilişkiliydi gelişen olaylar.

Haritaya baktığınızda Irak-Suriye sınırı yaklaşık toplam bin 400 kilometre. Ve  15 sene içinde tüm sınır hattı terörist saldırı hattı haline geldi. İşte böyle bir ortamda, terör ordusunun (devletinin) kurulacağının ilan edildiği gün, hattın neredeyse en batısındaki "Afrin'e gireceğiz" denildiğinde PKK da terör hattının aksi ucundaki bir noktada terör saldırısı yaparak adeta mesaj verdi, terör hattını hatırlattı..

Öyleyse Türkiye'nin iyi düşünüp doğru karar vermesi ve doğru adımları atması  gerekiyor. Cevap aranması gereken soru şu: "Bu bin 400 km. cephe boyunca aynı anda harekat yaparak sınırın güneyindeki terör hedeflerini komple yok mu edeceksiniz yoksa PKK'nın ağırlık merkezini mi yok edeceğiz?"  İçinde bulunulan uluslararası konjonktür, askeri-politik ortam, Türkiye'nin siyasi-askeri-ekonomik-diplomatik-sosyolojik-psikolojik millî güç unsur kapasitesi bin 400 kilometrelik hat boyunca komple bir operasyon yapması uygun ve kabul edilebilir olmadığı gerçeği de ortadayken...

Doğru cevabı bulmak için, vurup dağıtmak açısından PKK'nın ağırlık merkezinin neresi olduğunu 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı stratejist Cahit Armağan Dilek'e sorduk. Şunları söyledi;

"ABD'nin YPG'den 30 bin kişilik sınır güvenlik birliği kurma ve Fırat'ın doğusunda her yönüyle örnek yerel yönetim kurulacak açıklamalarına bakılırsa ABD'nin ana hedefinin Fırat'ın doğusu olduğunu gösteriyor. Yani her ne kadar Menbic'te ABD askeri varlığı olsa da hem Menbic hem de Afrin şu aşamada ABD'nin kaygı noktaları değildir. Aksine özellikle Afrin'de Türkiye'nin tek taraflı bir müdahalesinin Türkiye ile Rusya'nın arasını bozacağını, Türkiye'nin hem Afrin'de PKK ile hem de Rusya ile uğraşacağını, bunun da Fırat'ın doğusundaki PKK devletçiği inşasını gözden kaçıracağını hesaplamaktadır. Türk medyasında, kamuoyunda haberci, yorumcu ve uzmanların dediği gibi Afrin operasyonu kesinlikle ABD'ye bir cevap olmayacak ABD'nin Fırat doğusundaki PKK ordusu ve devletçiği inşa sürecini etkilemeyecek, aksine üstünü örtecektir.

Gelinen noktada Türkiye'nin Afrin'e yönelik bir operasyona yönlendirildiğini söylemek hiç de abartı olmayacaktır. Türk hükümeti, Fırat Kalkanı operasyonunun nihai hedefine ulaşamaması yani Menbic'in alınamaması nedeniyle iç politik baskıların da etkisiyle Afrin'e yönelme ihtiyacı hissetmiştir. Rusya, Halep'teki durumun bir benzerinin İdlib'de de yapılmasını sağlamak üzere Türkiye'yi yine yanında tutmaya razı etmek adına muhtemel Afrin operasyonuna razı olabileceği algısı yaratmış, ABD'de Fırat'ın batısının Rus nüfuz alanı olduğu mutabakatından hareketle Afrin'deki muhtemel TSK operasyonuna ta en başından bu yana hiç tepki vermemiştir. Böylece Türk hükümeti Afrin operasyonunun olabileceğine inandırılmıştır. Bunun sonunda da aylardır Kilis-Hatay bölgesine askeri yığınak yapılmıştır.

Stratejik aldatma

Afrin operasyonunun her an olabileceği, günler saatler kaldığını beyan edildiği anda ise ABD'den Fırat doğusuna ilişkin YPG sınır birliği kurulması, devlet inşası anlamına gelen yerel yönetim teşkil ediliyor açıklaması peş peşe gelmiş, ABD diplomatları Fırat doğusuna gelmeye başlamıştır. ABD'nin daha önceleri fiili olarak gizlemediği ama resmen açıklamadığı bu planını tam da Afrin operasyonu öncesinde açıklamasının sebebi ise Türkiye'nin ABD'nin ilan ettiği bu plana müdahale edemeyecek şekilde ağırlıklı olarak başka bir noktaya  angaje olması, adeta mecbur kalmış olmasıdır.

An itibariyle Türk karar vericiler 'evet yanlış değerlendirmişiz, ana ve öncelikli tehdit Fırat'ın doğusunda inşa edilen terör devleti yapılanmasıymış, oraya gireceğiz' dese bile, nasıl ki aylardır Afrin operasyonuna hazırlanıyoruz, Afrin'den Fırat'ın doğusuna yönelmeye yönelik bu kararın icrası uzun süre alacaktır. Ve bu süreçte Fırat'ın doğusunda atı alan çoktan Üsküdar'ı geçmiş olacaktır.

Aylardır süren bu yanlış değerlendirme, yanlış konuşlanma, yanlış hedef seçimine  'Stratejik Aldatma' diyoruz. Aldatma, başlıca askeri strateji prensiplerindendir. Stratejik düşünceye, stratejik analize, stratejik öngörüye sahip olunmayınca stratejik aldatmaya maruz kalmak da kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyor. Olay stratejik seviyede olunca bedeli de stratejik yani çok büyük, kritik ve önemli oluyor. Gözüken bedel ise ilk etapta Fırat'ın doğusunda özerk PKK devletçiği, sonraki süreçte de Fırat kalkanı bölgesi, Afrin ve hatta İdlib'i de içine alacak Kuzey Suriye Federasyonu'dur."

Peki bu tuzaktan nasıl kurtuluruz?.. Tek çare; Türk stratejik aklının devreye girmesine izin verilmesi... Askeri uzmanlar, bunun ne olduğunu, yolunu çok iyi biliyor ve hazırlıkları da tamam!.. Yoksa, yüzlerce Bülent Alp'imizi İsrail'in güvenliği için kurulan tezgaha bile bile feda ederiz!..

Yazarın Diğer Yazıları