İlk ve son Basın Kurultayı 1935’de Ankara’da yapıldı

A+A-
Şemsi SILKIM


Kurultay’ın ilk toplantısında, Yunus Nadi, Ali Naci Karacan, Asım Us, Mekki Sait Esen ve Burhan Cahit Morkaya, Nurettin Artam görülüyor.

 

25 Mayıs 1935 yılında 1. Basın Kurutayı’nın Ankara’da toplanacağı haberi, en çok gazetelerin sahip ve başyazarlarını heyecanlandırmıştı. Zira; içlerinde Basın-Yayın Genel Müdürü Vedat Nedim Tör, Türk Basın Birliği Başkanı Asım Us’un, Ankara Radyosu yorumcusu, Nurettin Artam, Başyazar Burhan Cahit Morkaya ve Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mekki Sait Esen’in de bulunduğu bir heyet 20 gün önceden Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’yı Çankaya Köşkü’nde ziyaret etmiş, kendisine altın yaldızlı davetiye takdim ederek davet etmiş, Gazi Mustafa Kemal Paşa da davete olumlu cevap vermişti.


Ancak, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana gazetelerinin sahip ve başyazarlarıyla temsilcilerden oluşan 117 basın mensubunun Ankara Palas salonunda yaptığı  ilk toplantıya, maalesef Gazi Mustafa Kemal Paşa katılamadı. Açılış konuşmasını yapan Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, Paşa’nın mazeretini belirtip gelemeyeceğini ve selamlarını gönderdiğini açıklayınca, toplantıya katılanların hüznü yüzlerine yansıdı. Şükrü Kaya yaptığı konuşmada, Gazeteler ile Basın Yayın Genel Müdürlüğü arasında işbirliği sağlamak, Türk Basınının kültür yayma ödevlerini daha iyi yapmak için çalışmalara daha hız verilmesi önemine dikkat çekti. Ayrıca  gazetecilerin mesleklerinde daha gelişmelerinin, yükselmelerine zemin hazırlanmasının üzerinde durdu.  

     
Türk Basın Kurultayının bu toplantısına, Cumhuriyet Gazetesinin sahip ve Başyazarı Yunus Nadi, Vakit Gazetesi sahip ve Başyazarı Asım Us,Basın Yayın Genel Müdürü Vedat Nedim Tör, Nurettin Artam, Burhan Cahit Morkaya, Ali Naci Karacan, Mekki Sait Esen, Adil Akbay ile Bilal Akba, Sabahattin Sönmez gibi önde gelen gazeteciler katıldılar.


Üç gün süren ve Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nün davetlisi olan Kurultay Delegeleri iyi ağırlandı. Genel Müdür Vedat Nedim Tör yaptığı konuşmada, her il ve başta İstanbul da yayın yapan gazetelerin sahip ve başyazarları başta olmak üzere tüm basın mensuplarının Birlik kurarak kongre yapmalarını ve bu kurultayın izinden ikinci kongrenin diğer İllerde de yaplımasını önerdi. Ama, o tarihten bu yana çok sayıda Basın Birliği ve hatta Türkiye Gazeteciler Cemiyeti başta olmak bu tür Cemiyetler kurulmasına rağmen Kurultay bugüne kadar ikinci toplantısını yapamadı. 1935’te Ankara’da toplanan bu tarihi 1. Basın Kurultayı ilk ve son oldu


 

Bitirdiği romanını karısına
penaltı atarak kutlarmış!..

Hemen her ünlü kişinin başkalarına acayip gelen, ancak kendilerini mutlu eden garip huy ve davranışları vardır. Ama bunları da ancak eşi, çocukları veya çok yakınları bilir, gerekirse de anlatır. Tıpkı ünlü romanca Orhan Kemal’in eşi Nuriye Öğütçü’nün samimi olarak bizlere naklettiği gibi... Ünlü romancı Orhan Kemal her romanını yazmayı bitirdiğinde, evinin salonunda topu ortaya diker, kaleye de karısını geçirip her gol atışında da kucaklayıp öpermiş. Olayı Nuriye Öğütçü’den aktaralım:


 “Orhan ile 1937 yılında evlendik, ikimiz de iplik fabrikasında çalışan işçiydik. Fabrikada arkadaştık, sonra da anlaşarak evlendik. Orhan fabrika da en yakışıklı erkek olarak tanınıyordu. Bütün kadınların gözü onda olmasına rağmen, o yalnız işiyle meşgul olurdu. Bir dinlenme anında göz göze geldik... Evlendiğimizde, pek çok kadın arkadaşım beni kıskandı. Çünkü Orhan aynı zamanda çok güzel konuşur, espriler yapardı ama herkese değil... Çalışırken bile çok düşünürdü, meğer hayalinde hep romanları varmış... Bunlar ortaya çıkınca ikimiz de fabrikadan ayrıldık.
Hep evinde çalışır, ben de kendisine yarım saatte bir kahve yapar masasına koyardım. O ise sadece yazmasıyla ilgilenir, o sırada dünya yıkılsa aldırmaz ve ayrıca çok da sinirli olurdu... Ben hiç üstelemez, sesimi çıkarmazdım. Çok geceler kalkar, yazmasını sürdürür, sabahın olduğunu bile fark etmezdi. Kendisine bu sıralarda devamlı çay hazırlardım, sigarasına da eksik etmezdim. Ara sıra başını alıp gider, en kızdığı da, ’Nerede idin?.. Ne yaptın?..’ gibi soruların sorulmasıydı. Yazısı veya romanı bitince çok neşelenir, ben de ona katılırdım. Hemen topu eline alır, salonda iskemlelerden kale yapar, ben de kaleye geçerdim... O anda bana çok kuvvetli şut çekerse mızıkçılık yapardım... Cam çerçeve ile eşyalar zarar görünce bu kez de teknik şutlar çekerdi. Fakat ben topu tutunca bozulur, ama gol atınca da, hemen koşar beni kucaklayıp öperdi... Bundan hoşlandığım için de en hafif şutları bile tutmam, kendimi yere atınca koşar ve beni kucaklayıp ayağa kaldırır öpücüklere boğar ki, bu da benim kaleciliğimi bitirirdi...”

Yazarın Diğer Yazıları