İlker Başbuğ acaba nerede hata yaptı?

İsrafil K.KUMBASAR

Rivayet edilir ki, İspanya’daki Endülüs devletinin son prensi Ebu Abdullah Muhammed, ülkenin son kalesi olan Grenata’yı kendi elleri ile işgalci haçlılara teslim ettikten sonra, annesi ile birlikte Padul tepesine çıkarak, görkemli kente son bir kez daha baktı.
Saraylarıyla, camileriyle, kütüphaneleriyle, hanlarıyla, hamamlarıyla, fıskiyeleriyle ünlü kentin, baştan başa ‘ateşe’ verildiğini, her taraftan ‘alevler’ ve ‘dumanlar’ yükseldiğini görünce, başını ellerinin arasına koyup ağlamaya başladı.
Oğlunun döktüğü ‘pişmanlık’ gözyaşlarını gören anne, acı içerisinde şöyle çıkıştı:
- “Ağla gafil ağla. Erkekler gibi müdafaa edemediğin bir memleketin yakılıp yıkılışına şimdi kadınlar gibi ağlamak yaraşır.” 

***

Görünen köy asla kılavuz istemez.
“Avrupa Birliği’ne üyelik”  adı altında başlatılan ‘değişim’, ‘dönüşüm’, ‘başkalaşım’ sürecinin, sonunda bu noktaya kadar geleceğini görmek için, illa da ‘kâhin’ olmak gerekmiyordu.
Bir zamanlar dünyanın sayılı orduları arasında gösterilen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en tepesinde görev yapmış olan kişi, “terör örgütü kurmak ve yönetmek” suçundan tutuklanarak cezaevine kondu.
Bu, Türk tarihinde ‘kara’ bir lekedir.
Aynı zamanda, yedi düvele karşı ‘bağımsızlık mücadelesi’ veren paşalardan devraldıkları bir kurumu, ‘egemenliğin AB’ye devrine’ alkış tutarak ‘yıpratılma’ sürecine sokan paşacıkların omuzlarında ‘üstün gaflet madalyası’ olarak taşıyacakları bir ibret vesikasıdır.

***

12 Eylül’de ‘darbenin katmerlisini’ yapmış olan Kenan Evren, 28 Şubat’ta ‘post modern’ darbeye önayak olan Çevik Bir ve 27 Nisan’da ‘e-muhtıra’ vermiş olan Yaşar Büyükanıt dururken, neden İlker Başbuğ?
‘Olmuş’ darbelerin elebaşları ellerini kollarını sallayarak ortalıkta dolaşırken, neden ‘olmamış’ darbelerin üzerinden ‘ihtimal hesapları’ yapılıyor?
‘Bağımsız’ adalet hakikati, ‘taraflı’ adalet ise yalnızca ‘görmek istediğini’ görür.
Anayasa tarafından verilmiş olan ‘koruma’ ve ‘kollama’ görevini ‘irtica ile mücadele’ seviyesine indirgeyip ‘rapor’ üzerine rapor tanzim edenler, ‘yargı’ sistemi baştan aşağı değiştirilip ‘bağımlı’ hale getirilirken ‘turist gibi’ seyirci kalırlarsa, sonunda olacağı budur.

***

Bütün işleri Türk devletinin bekasına yönelik ‘taktik’ ve ‘strateji’ belirlemek olanların, bırakın ‘yüzyıl’ sonrasını, ‘bir yıl’ sonrasını dahi görmekten aciz olmaları oldukça acı vericidir.
İlker Başbuğ, aslında bir suikast iddiasının ardından ne kadar ‘demokrat’ olduğunu göstermek için TSK’nın beyni sayılan ‘kozmik odada’ arama yapılmasına izin verdiği gün kaybetti.
Sindirme ve yıldırma amaçlı ‘mıntıka temizleme’ operasyonu kapsamında muvazzaf subayların gözaltına alınmasına göz yumduğu zaman, aslında ‘kendi kaderini’ de tayin etmiş oldu.
‘Teğmenleri’, ‘üsteğmenleri’, ‘yüzbaşıları’, ‘binbaşıları’, ‘yarbayları’, ‘albayları’, ‘generalleri’ üçer beşer derdest edenler, sonunda geldi kendi kapısına dayandı.

***

İlker Başbuğ, bir ‘terör örgütünün’ başı olmadığını ispatlayabilmek için selefleri gibi pekâlâ ‘başka yollara’ da başvurabilirdi.
Mesela, karargâhta birikmiş olan ‘bilgi’ ve ‘belgelerden’ müteşekkil bir dosya ile birlikte Dolmabahçe’yi ziyaret edip, kapalı kapılar arkasında ‘mutabakat’ pazarlıklarına girebilirdi.
İşte bakın o zaman nasıl ‘el üstünde’ tutulacak, emekli olurken altına değeri ‘trilyon’ile ölçülen son model bir ‘zırhlı’ araba çekilerek,  “Güle güle hocam” sıvazlaması eşliğinde ‘mutlu yarınlara’ uğurlanacaktı.
Ama o bir ‘seçim’ yapmak yerine, ‘vaziyeti’idare edebilmek için ‘orta bir yol’ izlemeyi tercih etti.
Ve o orta yol, ne yazık ki kendisini Silivri kampının tutsağı olmaktan kurtaramadı.

***

Ellerinde imkân varken, ‘inisiyatif’ kullanamayıp, ‘yapılması’ gerekenleri yapmayanların, iş işten geçtikten sonra gözyaşı dökmelerinin hiçbir anlamı yoktur.
‘Türk milleti’ kavramının ‘anayasal vatandaşlık’ haline dönüştürülmesi teşebbüsleri karşısında gerekli tavrı ortaya koyamayan İlker Başbuğ, cezaevine götürülürken şöyle diyordu:
- “Kararı yüce Türk milletine bırakıyorum.”
Hangi yüce Türk milletine?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş