İlla 'Ermenileri kestik, Kürtleri öldürdük' mü demeli?

Selcan TAŞÇI

Bundan bir süre önce Stuttgart’a giriş yaparken pasaport kontrolündeki polis, Fazıl Say’a zorluk çıkarıyor. Pasaportu damga dolu, teker teker onlara bakıyor. Zorladıkça zorluyor, ’Bütün damgaları sayacağım, Avrupa’da kaç gün kaldın hesaplayacağım’diyor. Birkaç saatlik bir işlemden bahsediyor; Fazıl Say’ın 180 gün kalma hakkı var ve sürekli yolda. Almanya da en tanındığı ülkelerden biri...
’Nasıl yani, senin kırmızı ya da yeşil pasaportun yok mu’diyorum.
Lacivert Türk pasaportu varmış. Başka da hiçbir ülkenin vatandaşı değil. Zamanında bol keseden ona buna devlet sanatçılığı dağıtan Türkiye Cumhuriyeti sadece bu yıl 130 civarında dünyada konser verecek olan Fazıl Say’a bir ayrıcalıklı pasaportu çok görmüş.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın ’Nazım Hikmet’in sırtından para kazanıyorlar’ lafı daha silinemdi belleklerimizden.
Aynı şekilde 2010 İstanbul bütçesi için Fazıl Say’ın muhteşem bir projesi vardı; 10 tane konser. Ardından varoş okullarına orkestra götürüp hayatlarında hiç piyano görmemiş, belki de hiç görmeyecek çocukları müzikle tanıştıracaktı.
2010’u yapanlar erteledikçe ertelediler, bütçeleri kıstıkça kıstılar ve Fazıl Say’ı bu işten soğuttular.
Bunların Fazıl Say’ın politik görüşleriyle hiç mi ilgisi yok? ’Yandaş’ olsa, hükümete yağ çekse, bir Sinan Çetin kadar sıvılaşıp her kaba girse el üstünde tutulmaz mıydı?
Onun yerine Fazıl Say dünya basınının ezberini bozmak için konuşuyor. Batılıların hoşuna gidecek şeyleri değil, kendi düşündüklerini savunuyor. Önceki gün Le Monde’da çok güzel bir yazı çıktı Fazıl Say hakkında. ‘Le Monde’un da ezberini bozacağım’ diyordu önceki akşam...
Batılıların ezberini bozacak açıklamalarına rağmen Fazıl Say övgülere boğuluyor.
Bir Türk sanatçısının dünyada tanınmak için illaki ‘1 milyon Ermeni’yi ödürdük, 30 bin Kürt’ü kestik’ demesi gerekmediğini kanıtlıyor. Böylesi ucuz hesaplara başvurup, Türkiye’yi küçük düşürerek bir yerlere varmıyor.           l Oray Eğin / Akşam

* * *

GÜNÜN SÖZÜ
Çankaya uçağına binip Hindistan’a giden Sinan Çetin, “düşen şapka-görünen kel” in filmini, fona melodram dozu yüksek Hint müziğini koyarak, çekebilse Türk sinemasına katkı olur!         l Necati Doğru

* * *

Ottan fazla hain yetişti
İntihar etmiş bir askere dahi kin dolu hakaretler yağdırıyorlar. Artık bir asimetrik psikolojik harekât değil bu. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni düşman ordusu gibi görüp, fiili bir cephe savaşı yürütüyorlar
Türkiye’de her şeyin karaborsası olur.
Hainin olmaz...
Çünkü, haini en bol ülke Türkiye’dir.
Bakın taze örnekler vereyim.
“Ne malum intihar ettiği?”
“Foyası meydana çıkınca tabii...”
“Amiral gözündeki kara gözlükleri çıkarsın da, öyle konuşsun, asıl kendi niye intihar etmiyor?”
“Pisliğini örtmeye çalışmış...”
“İddia doğru mu, sen onu söyle!”
“Albay sütten çıkmış ak kaşık!”
“Vah vah, Ergenekon’dan çıkmak için intihar etmekten başka çıkar yol bulamamış demek ki!”
Bunun Türkçesine hiç dokunmadım:
“serefle ne alkası var, herhalde birşey yaptı sonra foyalari ortaya çıkınca intar eddi ondan sonrada ittahar edti.”
“Müslüman olsa, intihar eder mi?”
“Tek tek olmaz, hepsi gidecek!”
“İktidara fitne sokanların haline bak.”
“Komutan katilleri savunuyor.”
“Deniz Feneri’ne iftira atanlar hiç ağlamasın şimdi, etme bulma dünyası.”
“Darbeci ordu bunalıma girdi.”
“Öldü diye mağdur mu oldu yani?”
“Peygamber ocağını vur patlasın çal oynasın yaptılar, örf adet yok, TSK’da maneviyat eksik.”
“Ölüm, gerçekleri örtemez.”
 “Yayınlanan klipte, kocamı Ergenekon ilişkileriyle tehdit ederim diyordu, şimdi tabut başında Berkçiğim diye ağlıyor.
Gözyaşları sahte. Silahların yerini söyle.”
Ne bunlar biliyor musunuz?
Hürriyet, Milliyet, Vatan gazetelerinin internet sitelerinde “Eşine iftira atılan albay canına kıydı” haberi yayınlandı...
Yukarıdaki satırlar, o haberin altına yapılan yorumlardan bazıları.
Gizli saklı değil, alenen.
Asimetrik psikolojik harekâtı filan geçmiştir iş... TSK, düşman ordusudur.
l Yılmaz Özdil / Hürriyet

* * *

İşgal yıllarında böylesi görülmedi
Kurtuluş Savaşı’nda ordu, Yunan taarruzu karşısında Sakarya’nın doğusuna kadar çekildiği, top seslerinin Ankara’dan duyulduğu, Meclis’in Kayseri’ye taşınması kararının alındığı günlerde bile Türk Ordusu, bu kadar acı saldırılara uğramamıştır. Üstelik o ordu, kendi içindeki “ayrık otları” nı bizzat kendisi ayrırmayı bilen bir ordudur. Yasa dışı işi olanı adalete teslim etmesini bilen, yanlış yapan bir ordu komutanını bile kolundan tutup “divanı harbe” gönderebilen bir ordudur. Ve bu ordu, savaş kaybetmemiş, aksine otuz yıldır süren “terör” kılığındaki bir savaşı kazanmış bir ordudur. Şimdi bu askere, televizyon ekranlarından, gazete sayfalarından, (tekrar etmeye dilim varmıyor) ağza alınmayacak hakaretler yağdırmanın insafla bağdaşır tarafı var mıdır?
l Hikmet Bila / Vatan

* * *

İç savaşta onur intiharları
7 Ağustos 2006 tarihinde mühendis Hüseyin Başbilen Ankara Pursaklar’da arabasının içinde ölü bulundu. Mühendis Âlim Ünsem Ünal 16 Ocak 2007’de Ankara Gölbaşı’nda ölü bulundu. 26 Ocak 2007’de elektrik mühendisi Evrim Yançeken altıncı kattaki evinin penceresinden atlayarak intihar etti. Her üç mühendis de savunma sanayinde çalışmakta ve kimi projelerde önemli görevler almaktaydılar. Üç ölüm de çok konuşuldu, hatta CHP’nin verdiği soru önergesiyle meclis gündemine dahi getirildi. “Mühendis intihar”larından sonra, yeni bir “intihar dalgası” ile devletin kolluk güçleri arasında karşılaşıldı. 2 Mayıs 2007’de Emekli Albay Birol Atakan şüpheli bir trafik kazasında öldü. Emekli Jandarma Albay Abdülkerim Kırca Ankara Etimesgut’taki evinde intihar etti. 27 Şubat 2009’da  Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay intihar etti. Kıdemli Yüzbaşı Olgun Ural ise 26 Mart 2009’da beylik tabancasıyla kendini vurarak intihar etti. Emekli Albay Belgütay Varımlı 9.kattaki evinden aşağı atlayarak intihar etti. Deniz Yarbay Ali Tatar evinde beylik tabancasıyla yaşamına son verdi. Son olarak ise Berk Erden, 8 Şubat günü intihar etti. Bu isimler gerçekten intihar etmişse bile normal olmayan bir durumla karşı karşıya olduğumuz açıktır. Ortada açıkça bir “seçkin kırımı” vardır.  Yalçın Küçük’e göre, normal savaşlarda cephe gerisinde komutanlar ve cephede neferler savaşırken, iç savaşlarda seçkinler savaşmaktadır, yani elitler arası bir mücadele söz konusudur. Küçük, iç savaşların mutlak bir düzen değişikliği ile sonuçlandığını belirtir. Bugün Türkiye’de bir düzen değişikliği savaş yaşandığı açıktır; cumhuriyetin tasfiyesi operasyonu devam etmekte ve dincilerle liberaller eliyle bir ikinci cumhuriyet kurulmak istenmektedir. Bu yeni düzenin kuruluşuna ayak bağı olacağı düşünülen seçkinler imha ve tasfiye edilmektedir. Muvazzaf subay tutuklamaları, savcılara yönelik operasyonlar, dinlemeler, rektörlerin, gazetecilerin ve aydınların cezaevlerine doldurmaları da iç savaşın ve seçkin kırımının bir parçası olarak kabul edilmelidir. l Hakan Utkan / Odatv.com

* * *

Cinayet zanlısı siteyi kapatın
Kurmay Albay Berk Erden’in intihar etmesine neden olan fotoğraflar ve “dedikodu”, yurtdışından yayın yapan bir internet sitesinde yayımlandı.
Bir insanın genç yaşta ölümü seçmesine neden olan sitenin de vakit geçirilmeden kapatılması gerekiyor.
Adalet Bakanlığı’nın bu tür sitelerin kapatılması işlemlerini hızlandırıcı düzenlemeler yapması gerekiyorsa, vakit geçirilmeden bunun yapılmasını istemek hakkımızdır!
l Mehmet Y. Yılmaz / Hürriyet

* * *

O askere çuval geçirmediniz mi?
Afganistan’ın başkenti Kâbil’de Uluslararası Güç (ISAF) bünyesinde görev yapan Türk askerinin günlük devriye turlarına çıkmaya başlamasının anlamı belli; askerimiz savaşa ısındırılıyor. Habere bakın: “ABD’li Komutan General Stanley Mc Chriystal ’Artık Türk askerini örnek alıyoruz’dedi.”
Daha dün o askere çuval geçirmemiş miydiniz Mister Stanley?
Dün dündü. Bugün bugün. Yakında askerimiz daha da sıcak
görevlere kaydırılacak, tatsız haberler gelmeye başlayacaktır. O zaman Amerikan çıkarları için Türkiye’yi tuzağa düşürmeye çalışan gazeteler de kına yakar...                                    l Melih Aşık / Milliyet

* * *

12 Eylül’ün sevimli çocuğu(!)
-Bize karşı darbe yapılacak? Bize suikast düzenlenecek, diyerek.
Şimdi; soruyorum: Böyle darbe, suikast mağduru gibi bağıran tarafa karşı şimdiye kadar hiç darbe yapıldı mı?
-Hayır... 12 Mart 1971 darbesinden sonra Almanya’ya kaçan Erbakan’a darbeciler haber yollayıp, ’Sen niye kaçtın? Seninle sorunumuz yok ki...’ demediler mi?
12 Eylül 1980 darbesi milliyetçileri ve solcuları kırarak bu iktidarın yolunu açmadı mı? AKP, 80’deki ihtilalin en sevimli çocuğu olarak imal edilmedi mi?
...bu cinayetleri işleyenler; AKP gibi bir partiyi Türkiye’de iktidar yapmak amacındaydılar.
Bu planının içinde AKP’liler de var, demiyorum; ama onlara rağmen bu plan işletilmiş ve Türkiye işte bugünkü çöküntü noktasına getirilmiştir.
Şimdi şu AKP yandaşlarına soruyorum: Utanmıyor musunuz?
Darbelerden ve cinayetlerden beslenmeyi ne zaman bırakacaksınız?
l Rıza Zelyut / Güneş

* * *

Onlara bir halt olmaz
“O tarafta ne var, ne yok?” sorusunun cevabını biz hep üstadın yazılarında bulmuşuzdur. Geçenlerde  “Milli Gazete” de öyle bir yazı yazdı ki! (1 Şubat 2010)
Dilerseniz atlaya atlaya gidelim...
“Haram rant yiyen İslâmcılar size yazıklar olsun, iki yakanız bir araya gelmesin, tepe üstü düşün, beter olun, berbat olun! Bozuk düzenlerde bozuk işler yapılır nice b.... yenilir diyen İslâmcılar!.. Bu sapık fetvaya uymaktan dönmezseniz biz sizden, siz bizden beri olunuz, sizi gözümüz görmesin, yıkılın gidin! İhalelere fesat karıştıran sahte İslâmcılar. Başlarınıza o ihaleler kadar taş düşsün! Nemrud gibi, Fir’avn gibi, Neron gibi, Şeddat gibi israf, debdebe, tantana, şaşaa, ihtişam, gurur, kibir içinde yaşayan türedi İslâmcılar, başınıza haram servetleriniz kadar taş yağsın!..”
Tövbe estağfirullah, tövbe, bu nasıl beddua?!
Sırada kimler yok ki! Siyaset yalakalarını, yağcılarını, meddahlarını pohpohlayıcılarını mükâfatlandıran, övgülere doymayan İslamcılar... Aman üstat! Orada biraz dur, biraz dur ki onların ne olduğunu biz de bilenlerdeniz. Ve bildiğimiz bir şey daha var,  “Önlerine yağlı kemikler atılanların kuru kemiğe muhtaç oldukları zaman ne hale geldiklerini de görenlerdeniz” desek sakın inanmayın, onlara bir halt olmaz.                l Hasan Pulur / Milliyet

* * *

O tarafta ne var ne yok
“O tarafta ne var ne yok” diye meraklandığımızda biz de Pulur gibi Eygi’nin köşesine bakmadan edemeyiz. Ancak tam da Pulur’un o manidar yazıyı hatırlattığı gün, Eygi’nin köşesinde Taraf’ın “büyük hizmet”lerine methiyelerle “Taraf gazetesini yürekten tebrik ve teşekkür”lerini okuyunca, “o tarafta olanlar” konusunda kafam epey karıştı doğrusu... Sayın Eygi, siz sapıklıktan taraf Ahmet Altan’ı hiç okumadınız galiba.

* * *

MİNİ YORUM
Sokağa çıkılmayasıca bir gün

Sıkıyönetim, dlağanüstü hal vs. koşullarının uygulanması gereken bir günün arifesinde ancak “uyarı”larda bulunulabilir diye düşünüyorum. Kapitalizmin en verimli icatlarından biri olan Sevgililer Günü dolayısıyla; dikkat kafanıza hediyesini beğenmeyen bir kadının çantası düşebilir, dikkat cep delik cepken delik hatun diye derdini anlatmaya çalışan bir adamın sesi kulak zarınızı patlatabilir. Kısaca, iyisi mi siz bu pazarı evde “Yoksa hep birlikte deliriyor muyuz” sorusuna cevap arayarak geçirin...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş