İMAG...

Selcan TAŞÇI

Dün İstanbul Barosu Genel Kurulu’nu yazarken sadece  “Ümit Kocasakal’ın başarısı”  üzerinde durunca sitemle karışık soranlar oldu:
- İMAG için ne düşünüyorsunuz peki?
İMAG; -bilmeyenler için- İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu. 
İstanbul Barosu seçimlerinde  “milliyetçi avukatlar”  bu yıl ilk kez -açıkçası büyük risk de alarak- kendi adaylarıyla yarıştılar.  “Risk aldılar” diyorum; çünkü bu yıla kadar adları bir denge-pazarlık unsuru olarak hep vardı ama  “etleri-butları” tartılmamıştı. Güçleri, yarattıkları algıyla orantılıydı. Artık tartıldı. Dolayısıyla bundan böyle karşılıkları, aldıkları oyla sınırlı.
“Sınırlı”  derken bunu  “kısıtlı”  manasında değil bir konum/durum bildirimi olarak yazıyorum; sonuçta beş grubun oy dağılımını gösteren o pasta bir harita.
Yoksa İMAG ilk denemesinde hiç de kötü bir sonuç almadı.
Genel Kurul öncesi diğer grupların İMAG hakkındaki tahminlerinin  “300’ün üzerine çıkamazlar” ,  “500’ü bulamazlar” ,  “Rezil olacaklar” şeklinde olduğunu düşününce 1500’ü aşmak, itiraf etmeliyim herkesi, hatta birçok İMAG mensubunu bile şaşırtacak kadar iyi bir neticeydi. Hafta sonu birçok milliyetçi avukatın  “oyum boşa gitmesin” ,  “grup ve liste oluşturulur, başkan adayı belirlenirken bizimle diyaloğa geçilmedi”  gibi gerekçelerle başka listelere oy verdiğini düşününce, bu sonuç bir sonraki seçimde doğru bir iletişim stratejisi, daha geniş tabanlı bir yönetim ve delegasyonla bu sayının çok üzerine çıkabileceklerinin de işareti.
İMAG’ın kimin kazanacağının ayan beyan ortada olduğu bir yarışa girme sebebi, söylediklerine göre  “biz de varız” demek içindi. Bu manada ilk hedefleri gerçekleşti. Bundan sonraki tercihleri şekillendirecek haklarındaki düşüncelerimizi.
Sitem eden arkadaşların duymak istedikleri buysa;
Evet İMAG kendi yarışını kaybetmedi.
Ha herkesin kazandığı yarış mı olur diyen çıkacaktır belki;
İstanbul Barosu’nda  “sol maskeli bölücülük, etnikçilik kaybetti” ; net! 

Kandil değil İstanbul

selcan-tasci22---1.jpg

Fotoğrafı bir okurumuz çekip yollamış... Orhan Bey... 
Bir de not yazmış:
 “Başakşehir’in TÜRGEV’ci Belediye Başkanı’nın ilçemize astığı PKK bayrağı formundaki tanıtımlarından birini görüyorsunuz. Kahrolmak böyle bir şey...” 
Başakşehir Belediye Başkanı’nın bu renkleri, bu biçimi tercih sebebi gerçekten de  “PKK paçavrasını” na alıştırmak mı, atıf mı değil mi bilemem. Niyet okumak suretiyle yorum yapmak/hüküm vermek yakışık almaz. Ama şu kadarını söylemezsek de gönül razı olmaz:
Milletin kimlik değerlerini sembolize eden anıt, bayrak, ant, ad, logo ne varsa yakılır, yıkılır, kaldırılır ve yerine bölücü terör örgütünün paçavraları gerilirken, toplumun yaya dönmüş psikolojisini dikkate almak çok mu zor? 
 “Açılımcı”  iktidarın belediyesi olarak halkın bir kesiminin nazarında  “makul şüpheli”  durumdayken; PKK’yla özdeşleşmiş bir tasarımdan başka zemin bulamaz mıydınız faaliyetlerinizi tanıtmaya?
Ne gerek var Orhan Bey gibi duyarlı vatandaşların damarına damarına basmaya; bu da bir tür  “tahrik” değil mi?

GÜNÜN SORUSU

O kadar “cısss” ; karışanı/karıştıranı yakacak bir konu olmalı ki, Genelkurmay Başkanlığı  “Peşmergenin Türkiye’den Aynel-Arap’a geçişi konusunda bilgileri olup olmadığına dair bir açıklamalarının olmadığını”  açıklamak zorunda kaldı!
Hangisi daha acı?
Askerin, korumak-kollamakla yükümlü olduğu vatan toprağının peşmerge tarafından yol geçen hanına çevrildiğinden bihaber olması mı?
Yoksa... “Askerin Bakanı” İsmet Yılmaz gibi, askerin de, Suriye’ye gidip  “Kürdistan” uğruna savaşan teröristlerin Türk topraklarını kullandığından haberdar olması, buna göz yumması mı?

Hep takiye...

Ahmet Davutoğlu, AKP grubunda  “hocalık” alışkanlığıyla  “Bak evladım buna molotof derler... Patlayıcıdır... Yakıcıdır... Silahtır... Bombadır... Ay çok fenadır... Cezalandırılmalıdır... Cezalandırılacaktır...” minvalli şiddet-terör karşıtı öğretici bilgiler verirken; -yalanlanmadığına göre- peşmerge ABD, Almanya, Türkiye, Fransa’nın  “donatılsınlar” diye yolladığı ağır silahlarıyla birlikte Türkiye üzerinden Suriye’ye geçişini sürdürüyordu muhtemelen. “Molotof”  konusunu anladım da ya kaleşnikof, C4, A4... Bunlar  “silah” değil mi  “hoca” ?
Ankara’da  “molotoflu” lar için yakalama emri çıkarırken, güney-güneydoğu sınırımızda her nevi ağır silahı  “donanmış”  halde, komşu ülkedeki yangına odun taşımaya giden teröristlere yol vermek ne?
12. yılında iktidar cephesinde değişen hiçbir şey yok;
Hep takiye... Hep takiye...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş